Kâğıtçı çocuk, ardından sürüklediği ağır ve kâğıt, karton atıklarıyla dolu arabasını geriye doğru bıraktı ve park etmiş bir arabanın camında saçını düzeltti.  Sonra arabayı tekrar sırtlayıp yakındaki çöp kutusuna yöneldi. İçindeki kâğıtları ayıklayıp, işe yarar parçaları torbasına doldurdu, sokağın aşağısına doğru gözden kayboldu.

Giyinip evden çıktık ve Küçük Tiyatro’ya gittik. Aklımda kâğıtçı çocuk, sahneye birkaç sıra uzaklıkta yerimizi aldık.  “Sayın seyirciler, oyunumuzun başlamasına 10 dakika var”  anonsuyla koltuklarımıza iyice yerleştik. Tıklım tıklım salon ve sahnenin ilk ışıklarıyla kâğıtçı çocuğu unutmuştum bile.

 Ankara’nın sahnelerinde izleme fırsatı bulduğum birkaç oyun vardı bu sezon; ama bu oyun bir bölge sahnesinden, Sivas’tan esti bize doğru.   Hem de ne esmek; rüzgârı yüzümüze, yüreğimize öyle bir vurdu ki, sahnedeki 5 yürekli kadın bizi de aldı yanına; birlikte o kadınlar olduk,  isyanlarına bayrak taşıdık. Birkaç kentin sahnesinde izleri var;  daha da gidecekleri kentler, umarım sezonlar var.

Eski komedyanın en fantastik eserlerinden birini yazmış Aristofanes; Atinalı kadınların sisteme, yok sayılmaya, savaşa, erkek hegemonyasına karşı savaşını komik ve lirik bir dille anlatmış. İlk oyun kaynaklara göre M.Ö 411 de oynanmış. Sonra yıllarca ve belki binlerce kez dünyanın her yanında sahneye konmuş. Mutlaka çok iyi yorumlandığı yerler ve zamanlar da olmuştur.

Filmlere, operalara da konu olmuş. Hatta Şener Şen’in oynadığı ‘Şalvar Davası’ da bunlardan biri. Kahramanı Lysistrata adlı bir kadın. Diğer kadınları örgütleyip, erkekleri dize getirmeye ve barışa zorlamaya uğraşıyor; başarıyor da. Kadının bugün ne sorunu varsa, M.Ö 411 den kalma bir oyun hatırlattı bize yeniden. Elbette yorumları güne uygun yapılmış ama iskeleti öyle sağlam bir metin ki, Yönetmenin ustalığı da eklenince…

Barış ve Sibel Erdenk çiftinin sağlam ve güçlü koreografi müzik ve yönetimi ile ortaya muhteşem bir oyun çıkmış; sıradan bir oyun değil ama.  O beş kadına sahnede can veren beş Sivas Devlet Tiyatrosu oyuncusu, Erdenk çiftinin düşündüğü yoruma öyle bir yürek gücü katmışlar ki, sahneden kanatlanıp uçuverseler şaşırmazsınız.

Filiz Demiralp, Begüm Atak, Filiz Uysal, Göksu Girişken ve Neyra Karaböcü, bu yıla dair tüm ödülleri kazandırabilirler Devlet Tiyatrosuna; dekor, kostüm dâhil. Aristofanes de bir yerlerden izliyorsa oyununu, eminim ki çok gururlanmıştır.

oyuncuların hem kadınları ve hem de erkekleri canlandırdıkları her sahnede, her replikte ve şarkıda anlatılarını özlü bir dille aktarma becerilerini gördük; her bir tablonun en küçük bir kırılma olmadan diğerine akışı izlenmeye değerdi. Ve sonunda izleyici fırladı ayağa ve avuçları patlarcasına alkışladı bu cesur ve güçlü yürekleri; coşkuyla sahneye koşup, her birini alnından öpmek istediler sanki.

Tiyatronun sahnedeki ışığından, müziğinden, dekorundan sorumlu koca bir mutfağı vardır bizim görmediğimiz. Ama duyduğunuz her tını, yüzünüze sahneden yansıyan her ışık onlardan gelir. Orkestra elemanlarına, ışığa dokunanlara, ses ve görsel her bir detayı hazırlayanlara da yürek dolusu alkış. Bizler izleriz oyunu, birikiriz kulis çıkışına ve oyunculara el sallamayı, tanışmayı, kutlamayı bekleriz.

Diğer kahramanlar sessizce çıkarlar aradan ve evlerine giderler. Kâğıtçı çocuğunsa hiç haberi yoktur bu olan bitenden; hatta 23 Nisan’dan.                                       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tanju atak 2017-04-25 12:27:49

Keyifle okuyup katıldım ikibinbeiyüz yıllık ama güncel hikayeyi tüm seyirciyi de aralarına alarak renk be ritm coşkusu içinde sunmaları alkışı gerçekten haketti