banner9

Eğitim fakültelerindeki eğitime dair çarpıcı rakamlar!

Eğitimci Şafak Akça: Türk eğitim sisteminde iki alan hep sorunlarla anılır olmuştur:  Eğitimin niteliği ve niceliği. İkisinin de ortak özelliği bütçe yani parasal kaynaklı ilintili olmalarıdır. Ancak temel bakış açısının ne için eğitime yatırım yapacağız ve ne için niteliğini artıracağız düşüncesi çok sorgulanamamıştır.

Eğitim fakültelerindeki eğitime dair çarpıcı rakamlar!

Eğitimci Şafak Akça: Türk eğitim sisteminde iki alan hep sorunlarla anılır olmuştur:  Eğitimin niteliği ve niceliği. İkisinin de ortak özelliği bütçe yani parasal kaynaklı ilintili olmalarıdır. Ancak temel bakış açısının ne için eğitime yatırım yapacağız ve ne için niteliğini artıracağız düşüncesi çok sorgulanamamıştır.

09 Kasım 2018 Cuma 18:34
Eğitim fakültelerindeki eğitime dair çarpıcı rakamlar!

Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitime erişim sağlanması fikri ön plana çıkarken kalkınmanın alt yapısının eğitim olduğu hiç unutulmayarak çeşitli devrimler yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda gerek nüfusun artması gerekse iç göç nedeniyle eğitimin sunumu için niceliğe yatırım yapılmış olsa da bir süre sonra gerek toplumun değişimi gerekse teknolojik değişiklikler eğitimin niteliğinin sorgulanır hale gelmesine neden olmuştur.

Sistemin en önemli ayağı kuşkusuz herkesçe hemfikir olunan öğretmendir. Türk eğitim tarihi incelendiğinde öğretmen yetiştirme özel bir alan olagelmiş, yukarıda belirtildiği gibi bazen ihtiyaca karşılık verilmesi için öğretmen yetiştirilmesi kavramı başat kılınmış hatta çok ilgisizce istihdam edilmiş bazen de öğretmen yetiştirmenin yetersizliği sorgulanmıştır.

Günümüzde öğretmen istihdamı ve niteliği ile ilgili temel konulardan biri üniversitelerin yetiştirdiği öğretmen sayısının fazlalığı diğeri ise eğitim sisteminin niteliğinin giderek düşmesinin muhatabı olarak öğretmenin görülmesidir.

Türkiye’de öğretmen yetiştirme görevi üniversitelere verilmiştir, istihdamı ise Milli Eğitim Bakanlığına. İki kurum arasında gerek insangücü planlamasında gerekse de yetiştirme boyutunda bir planlama ve koordinasyonun olduğu ya da başarılı olunduğu söylenemez. Sürekli yapılan çalıştaylar,  programlar vb faaliyetler bu başarıyı sağlayamamıştır. 2018 eğitim-öğretim yılı itibariyle Türkiye’de 77 devlet, 14 vakıf üniversitesinde 91 eğitim fakültesi mevcuttur. Bunların yanında bir tane de eğitim bilimleri fakültesi faaliyet göstermektedir. Toplam da 92 eğitim fakültesi öğretmen yetiştirmenin, öğretmenlerin niteliğinin vebalini çekmektedir. Bu durum da eğitim fakültelerinin yapılarının, niteliğinin öncelikle sorgulanmasını gerektirmektedir. Öğretim üyesi ( profesör, doçent, doktor öğretim üyesi) olmayan fakültelerin varlığını bilmek bile eğitim fakültelerinin niteliğini anlamamıza yardımcı olabilir. Ya da bir eğitim fakültesinde okutulan dersler ile diğer bir eğitim fakültesinin aynı bölümünde okutulan derslerin yapılarının aynı olmadığını düşünmek de bizleri karamsarlığa itebilir.

 Diğer yandan, mevcut eğitim fakülteleri arasındaki ders programları bile farklılık göstermektedir. YÖK’ün belirlediği ders içerikleri her eğitim fakültesinde mutlak aynı değildir. Örneğin TED Üniversitesi Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği bölümü ile Artvin Çoruh Üniversitesi Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği programı birbirinden farklıdır. Ya da Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesinin sınıf öğretmenliği programı farklı olabilmektedir. Sonuçta bu fakültelerden mezun olan öğrenciler aynı KPS sınavına girmektedir. Ya da bir doktor öğretim üyesinin bir fakültede ki pedagojik formasyon derslerinin alanı olmamasına rağmen bir çok derse girdiği de bir gerçektir. Bir diğer sorun alanlarından biri de derslerin türlerinin güncel olmaması ya da eksik olmasıdır. Örneğin sınıf öğretmenliği programında bir öğrenci okul yönetimi dersini sadece bir dönem ve uygulamasız görmektedir. Bu öğrencilerin atanır atanmaz köylerde müdür yetkili öğretmen oldukları unutulmamalıdır.

Öğretmenin niteliğini irdelemek için onu yetiştiren eğitim fakültelerinin öğretim kadrosunun niteliğini incelemek gerekir. Bu inceleme nicelik açısından ele alındığında, öğretim üyesi sayısı ve kadroların eğitim fakültelerine dağılımı şeklinde olabilir.

TOPLAM AKADEMİSYEN SAYILARI ve EĞİTİM FAKÜLTELERİ AKADEMİSYEN SAYILARI

Toplam öğretim üyelerinin %7,6’sı, öğretim görevlilerinin de %4.1’i eğitim fakültelerinde görev yapmaktadır. Eğitim fakültelerinde görev yapan akademisyenlerin tüm üniversite öğretim elemanlarına oranı ise %5,8’dir. 92 Eğitim Fakültesi ve bu fakültelerde 264 296 öğrencinin olduğu düşünüldüğünde bu rakamın nicel olarak da yetersiz olduğu görülecektir. Başka bir ifadeyle eğitim fakültelerinde; 1 profesöre 219, 1 doçente 216, 1 doktor öğretim üyesine 75, 1 öğretim görevlisine 255, 1 araştırma görevlisine 78 öğrenci düşmektedir.

Bu genel toplamlar dışında bakıldığında bazı fakültelerde hiç profesörün olmadığı da görülecektir.

BAZI EĞİTİM FAKÜLTELERİNDE BİR PROFESÖRE DÜŞEN ÖĞRENCİ SAYISI

Türkiye’nin her bir bölgesinden gerek devlet gerekse vakıf üniversitelerinin akademik kadrolarına baktığımızda yeteri ölçüde akademik kadronun ve dağılımın olmadığı görülmektedir. Lisans öğretimi boyunca profesör görmeden mezun olan öğretmenin niteliğini sorgulamak salt Milli Eğitim Bakanlığı’nın işi olmamalıdır. Her ile üniversite açmanın ve çok sayıda eğitim fakültesi açmanın anlamlı bir sonucu yoktur. Gerek ataması yapılmayan 455 119 ( ÖSYM Verileri 2018) öğretmen gerekse mevcut öğretmen adaylarının yetişme sorunları öncelikle ele alınması gereken bir durumdur. Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan öğretmenlerin niteliğini artırmak için düşünülen politikalardan önce eğitim fakültelerinin niteliğini artıracak önlemlerin alınması zorunludur.

Öğretmen yetiştirme sürecinde oldukça tecrübe sahibi olan Türk Eğitim Sisteminin sayısal yetiştirmeleri niteliğe dönüştürme boyutunda bir çıkmaz yaşadığı gerçektir. Zaman zaman siyasal nedenlerle yapılan, reform diye tabir edilen düzenlemeler deforma dönüşmüş, hep yeni arayışlara yönelinmesini zorunlu kılmıştır. Bu yazının kaleme alındığı günlerde öğretmenlerin yüksek lisans yapması da yeni bir proje olarak karşımızdadır. Eğitim sürelerinin arttırılmasının, ortaöğretimden önlisansa, önlisanstan lisansa, lisanstan yüksek lisansa çıkarılmasının tek başına çare olamayacağı da yaşanılan tecrübelerle görülmektedir. Sistemi bütün olarak ele alarak işe başlamak düğmeyi doğru iliklemeyi sağlayacaktır.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner15

banner14