İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir

Eğitimci - Yazar Şahin Aybek: İnsanlığın Siyasi Kırılmalardan Daha Az Zarar Görmesi Eğitimle Sağlanabilir... İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir... İnsanlığın Etnik- Dini – Kültürel Ya da Bölgesel Ayrımı Olmaz, Önce İnsan Diyebilmeliyiz İnsan Hakları Ve İnsanlığın Ortak Mirası Ayaklar Altına Alınmamalıdır...

İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir

Eğitimci - Yazar Şahin Aybek: İnsanlığın Siyasi Kırılmalardan Daha Az Zarar Görmesi Eğitimle Sağlanabilir... İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir... İnsanlığın Etnik- Dini – Kültürel Ya da Bölgesel Ayrımı Olmaz, Önce İnsan Diyebilmeliyiz İnsan Hakları Ve İnsanlığın Ortak Mirası Ayaklar Altına Alınmamalıdır...

10 Ekim 2017 Salı 13:11
İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir
KENT DEVLETLERİNDEN İMPARATORLUKLARA, İMPARATORLUKLARDAN MODERN ULUS DEVLETLERİNE SİYASİ KIRILMALARIN EĞİTİME VE İNSANLIĞA YANSIMALARI

 

                    İnsanlığın Siyasi Kırılmalardan Daha Az Zarar Görmesi Eğitimle Sağlanabilir

                             İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir

           İnsanlığın Etnik- Dini – Kültürel Ya da Bölgesel Ayrımı Olmaz, Önce İnsan Diyebilmeliyiz

Dünya tarihi boyunca devlet biçimleri doğal olarak o ülkelerin eğitimlerine de yön vermiş ve etkilemiştir. Örneğin Isparta Kent Devletinde devletin askeri özelliklerinin ağırlıklı olmasından dolayı Isparta Şehir Devleti’nin eğitim sisteminde askerlikle ilgili emir, savaşçılık, disiplin ve itaat kavramlarına ağırlık verildiği görülür. Yine Atina Kent Devletlerinin demokratik özelliklerinin ağır basmasından dolayı öğrencilerin geniş bir hürriyet içinde gelişmesini sağlayan kavramlar eğitim sistemine hakimdir. Bunlar kent devletleri olduğundan devlet şekillerinin eğitim sistemine etki etmesinin doğal bir sonucu olarak kent devletlerinin etkileri görülür eğitim sistemlerinde. Yani dünya tarihi içerisinde devlet biçimleri her alanı etkilediği gibi eğitim alanını da etkilemiş, siyasi kırılmalar, yeni devlet biçimlerini yeni devlet biçimleri de yeni eğitim biçimlerini açığa çıkarmıştır.

              İnsanlığın Siyasi Kırılmalardan Daha Az Zarar Görmesi Eğitimle Sağlanabilir

Uzun zamandır eğitim bürokrasisi içinde görev yapan, siyaset bilimi Doçenti olan MEB Müsteşarı Yusuf Tekin geçen hafta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen ve AB fonlarıyla finanse edilen “Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunu Destekleme Projesi”nin açılışında devlet biçimlerinin, siyasi kırılmaların eğitime ve insanlığa nasıl yansıdığını da içeren bir konuşma yaptı. Tekin’in konuşmasının kent devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan modern ulus devletlere siyasi kırılmaların eğitime ve insanlığa yansıdığı kısmı şu şekildedir: Aslında dünyada devlet algısı üzerinde bir kırılmanın yaşandığı bir dönemi hep beraber yaşıyoruz. Tıpkı kent devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan modern ulus devletlere geçerken yaşandığı gibi kritik bir kırılmanın eşiğindeyiz. Siyasi iktidar algısında devlet algısında ciddi kırılmalar ve değişiklikler yaşanıyor. Dünyanın her tarafında bu anlamdaki teorik tartışma farklı boyutlarıyla yürüyor. Ve bu sadece demokrasileri görece konsolide olmamış daha demokratik ülkelerde değil aynı zamanda batılı demokratik ülkelerde de benzeri bir süreç yaşanıyor. Geçen hafta İspanya’da yaşananlar, bugün sabah gazetelerde Bavyera’da benzeri bir süreç… Anlatmaya çalıştığım şey şu: Dünya belirli aralıklarla yaşandığı şekilde siyasi iktidar ve devlet kavramı üzerinde bir kırılma yaşıyor. Bu kırılma çok farklı boyutlarıyla kendini hissettirecek fakat önemli olan bu teorik kırılmaların yaşandığı, dönüşümlerin yaşandığı anlarda insanlığın bundan zarar görmemesi. Maalesef bu dönüşüm esnasında; insan hakları, insanlığın sahip olduğu bütün ortak miras ayaklar altına alınıyor, çok ciddi zarar görüyor.”  Tekin, konuşmasında devlet ve eğitim ilişkisinden hareketle siyasi iktidar algısındaki, devlet algısındaki kırılmaların eğitime ve insanlığa etkileri olduğundan ve günümüzde de şu an böyle bir kırılmanın ileri demokrasiye sahip ülkeler de dahil tüm dünyada yaşandığından söz ediyor.

 

                   İnsan Hakları Ve İnsanlığın Ortak Mirası Ayaklar Altına Alınmamalıdır

Bu konuşmadan da anladığımız üzere nasıl ki kent devletlerinin kendilerine has eğitim sistemi var ise imparatorluklar da kendi eğitim sistemlerini oluşturmuşlardır. Yine imparatorluklardan modern ulus devletlerine geçildiğinde ulus devletlerin eğitimi hem kalkınma hem de bir ulus oluşturma aracı olarak görüp buna uygun eğitim sistemleri oluşturduklarını görüyoruz. Ama Tekin’in asıl dikkat çektiği nokta devlet biçimlerinin kendi eğitim sistemlerini oluşturmasının ötesinde dünya tarihindeki bu siyasi ve devlet biçimlerinin değişme kırılma anlarının, insanlığa doğal olarak eğitime de yansımalarının olduğudur. İspanya ve Bavyera örneklerini vererek bu siyasi kırılmalar ve dönüşüm anlarında insanlığın, insan haklarının ayaklar altına alınmaması için çözüm önerilerinde bulunuyor.

                             İnsanlığa Sahip Çıkmak Bir Erdem Değil İnsan Olmanın Bir Gereğidir

Tekin; Sokrates’in bilgi, Platon’un neyin iyi neyin kötü oluğunu bilmek, Aristo’nun ölçülü olmak, Buda’nın kötülüğe karşı iyilik yapmak ve İslamiyet’te doğruluktan iyilikten, adaletten ahlakın güzelliklerini tamamlamak olarak tanımlanan erdemden hareketle; insanlığa sahip çıkmanın bir erdem değil insan olmanın bir gereği olduğundan ise konuşmasının şu kısımlarından bahsediyor. “Bu zararın görülmemesi için bu zararın minimum düzeyde yaşanabilmesi için o dönüşüm yaşanırken bizler insanlar olarak hepimize ait olan bu ortak mirası korumak için hep birlikte mücadele etmek durumundayız. Geçen haftada söylemiştim. Bu çok da övünülecek bir şey değil. Bu zaten bizim insan olmamızın, insanlığın ortak değerlerine sahip çıkmamızın doğal bir gereği. Bunu yapmakla mükellefiz. Bunu yapmazsak insanlık ortak değerlerini kaybedecek, yapmazsak hepimiz kaybedeceğiz. Dünyanın her neresinde olura olsun insanlarla ilgili insanlığın ortak değerleriyle, birikim ve mirasıyla ilgili, insan haklarıyla ilgili bir ihlal, bir haksızlık, bir zulüm süreci varsa bu sürece hep beraber insan olarak, insan onuru ve haysiyetini korumak amacıyla sahip çıkmak durumundayız. Bu tip kriz anlarında krizin etkisinin minimize edilmesinin önemli koşullarından bir tanesi gelecek kuşakların, çocuklarımızın, dünya çocuklarının bu mirasa sahip çıkacak şuurla yetişmelerini temin etmektir. Bunun yolu da bugün burada bu toplantımıza da vesile  olan bir anlamda sıkıntı yaşamakta olan Suriyeli çocuklarımızın, Suriyeli çocukların eğitim sistemine entegrasyonu örneğinde olduğu gibi gelecek kuşakların eğitilmesinde geçiyor.” Tekin, insanlığa sahip çıkılmaması halinde hepimizin kaybedeceğinden, tüm zulüm süreçlerine tüm insanlığın topyekûn karşı durmasından bahsediyor.

            İnsanlığın Etnik- Dini – Kültürel Ya da Bölgesel Ayrımı Olmaz, Önce İnsan Diyebilmeliyiz

İşte bu tip kriz anlarında krizlerin etkilerini minimize etmenin, en az zararla geçiştirmenin yolunu da eğitim olarak gösteriyor Tekin. Dünyadaki bütün çocukların, insanlığa dünya mirasına sahip çıkacak bir bilinçle yetiştirilmelerinin yani eğitimin bu tip zararları en aza indirgeyeceğinden bahsediyor. Tekin’in konuşmasının en önemli, evrensel ve çatışmaların hem çözümü hem de engelleyicisi diyebileceğimiz, Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatindeki “önce insan” şiarındaki gibi insanlığın etnik- dini- kültürel ya da bölgesel ayrımı olamayacağı önce insan dediği kısmı ise şu şekildeydi: Şu an biz bugün hem Suriyeli çocuklara yardımcı oluyoruz hem hep beraber insanlığın ortak değerlerine, kendi geleceğimize, kendi mirasımıza sahip çıkıyoruz. Bu yönüyle gerçekten övünülecek bir davranıştır, onurlu ve haysiyetli bir duruştur. Bu süreçte bize katkı sağlayan hem dünya uluslarına, dünyadaki bütün insanlığa teşekkür ediyorum. Yürüttüğümüz süreç bu anlamda çok saygın ve övgüyü hak eden bir süreç. Hep beraber dünyanın neresinde olursa olsun bu türden sıkıntıları yaşayan kim olursa olsun etnik, dini, kültürel ya da bölgesel herhangi bir ayrım gütmeksizin hep beraber insanlığın onuruna sahip çıkma durumundayız. Umarım bu ödevimizi bu yükümlülüğümüzü insanlığa karşı olan bu görevimizi hakkıyla yerine getiririz.  Tekin, konuşmasının son kısmında adeta Kant’ın ödev ahlakındaki gibi evrensel bir şekilde insanlığın onuruna sahip çıkmayı bir ödev, yükümlülük ve görev olarak görüyor.

Evet, kent devletlerinden imparatorluklara, imparatorluklardan modern ulus devletlerine geçişte dünya tarihinde siyasi kırılmalar olmuş ve bu siyasi kırılmaların insanlığa ve eğitime ciddi yansımaları, zararları olmuştur. İnsanlığın bu siyasi kırılmalardan en az zararla kurtulmasının yolu da eğitimden geçmektedir. Eğitim sistemleri; insanlığa, insanlık mirasına, insanlık onuruna, etnik, dini, kültürel ya da bölgesel ayrım yapmaksızın sahip çıkacak bilinçte nesiller yetiştirmelidir. Çünkü bu kırılma ve dönüşüm anlarında insan haklarının, insanlığın ayaklar altına alınması sonucu kaybeden hepimiz oluruz. Ve de Tekin’in dediği gibi insanlığa ve insanlık onuruna sahip çıkmak bir erdem değil insan olmanın gereğidir. Dünya Hepimizin, Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

                                                                                                                                                            @sahin­_aybek

                                                                                                                                                            Eğitimci Yazar

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.