HAVUZ PROBLEMİ

Küçük, eli yüzü kir içinde, kocaman kara gözlü bir kız çocuğu arabanın camını tıkırdattı ışıkta beklerken. Tanrı vergisi sürmeli gözlü Ortadoğulu bir kız. Çaresiz ve yorgun bir küçük işçi gibi, avucunu açıp uzattı. Işık yanıp, arabaların hareketiyle de kendini havuzlu kaldırıma attı; bizim dilenen çocuklarla rekabette.

Kim getirdi seni 1000 km uzaktan Ankara'ya, İzmir'e, Çanakkale'ye küçük kız?

Ne yer, ne içersin; okula gider misin, gece nerede uyursun?

Kim verir ilâcını, şekerini?

Hiç oyuncağın oldu mu?

Roma sokaklarında dolaşırken esrimiş taş duvarların birbirine payanda olduğu yapılar, Her küçüklü büyüklü meydanda havuzlar, milat öncesi başlamış yapılanmanın bugüne kadar kâh koruyarak, kâh özellikleri benzetilerek resmin bozulmadığını görmek, Ankara ya da İstanbul’u bilenler için acı verici. Doğu Roma'nın bıraktığı 2500 yıllık taş duvarı ezerek beton tuğla karışımı 5 katlı bir ucube  anıt gibi yükselir birçok sokağında caddesinde kentlerimizin; yol kazısında çıkan "Tarihi Taş" bir iş makinesinin keskin dişli kepçesiyle kenara çekilir ülkemde.

Beğenmediğimiz batıdaki memlekette ortalıkta dolaşmayan, sadece bazı sokak köşelerinde önündeki para kutusuyla sessizce oturan dilenciler bile özgün. Avrupa, dilenciye bile koşullar getirmiş; bazı ülkelerde boyunlarına asılı kimlik kartları var. Sokakları Suriyeliden geçilmeyen kentlerimizdeki görüntü Avrupa'da yok. Oysa burnumuzun dibindeki Yunan adalarında da gördük Suriyelileri; yüzlerce turistin dolaştığı sokaklarda yoklar. Kendilerine ayrılmış alanların dışına çıkamıyorlar. Nedenini sorduğumda polis; "Bu alandan çıkarlarsa geri dönerler" diyor.

"Geri dönerler" kurallar katı, kurallar kimse tarafından çiğnenemiyor; kimse çıkarı için bu rezil göçü kullanamıyor. Paris, Atina veya Amsterdam için kurallar değişmiyor; yani birbirine benziyor. Aslında kurallar değil, sistemdeki anlayış benziyor birbirine. Yani sistem -kim gelse yönetici diye- kurcalanmıyor, ayarlarıyla oynanmıyor. Bizim sokaklarımızda da Arnavut Kaldırımı taşlar var oysa; bizim sokak lâmbalarımız da "Batılı" oysa. Bizim Medeni Kanunumuz çoğundan önce çağdaştı oysa. 1930’da “Fazla” veren bir bütçemiz vardı oysa… Neyimiz eksik ya da yanlış o zaman?

Küçük, eli yüzü kir içinde, kocaman kara gözlü bir kız çocuğu arabanın camını tıkırdattı ışıkta beklerken. Tanrı vergisi sürmeli gözlü Ortadoğulu bir kız. Çaresiz ve yorgun bir küçük işçi gibi, avucunu açıp uzattı. Işık yanıp, arabaların hareketiyle de kendini havuzlu kaldırıma attı; bizim dilenen çocuklarla rekabette. 

Kim getirdi seni 1000 km uzaktan Ankara'ya, İzmir'e Çanakkale'ye küçük kız? Ne yer, ne içersin; okula gider misin, gece nerede uyursun? Kim verir ilacını, şekerini?  

Hiç oyuncağın oldu mu?

Açıklama: https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.