banner9

 Yenikapı mitinginden sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'nin topluma pompaladığı; birlik, beraberlik ve uzlaşma siyasetinin bir algıdan ibaret olduğunu, görmeye başladık. "Laiklik anayasada olmasın" diyen bir eski generalin danışman olarak atanması, Erdoğan'ın değişmediğinin en somut örneğini oluşturuyor.. Darbe girişiminden önce, cami avlusunda Kılıçdaroğlu'nun önüne atılan kurşunun, iki gün önce tam namludan çıkacakken, bir korumanın farkederek, büyük bir vahşeti önlemesi bile değişen bir şeyin olmadığını olanca çıplaklığıyla gözlerimizin önüne sermektedir. Köprü açılışlarına çifter çifter helikopterle giden Cumhurbaşkanı ve Başbakan, söz konusu ana muhalefet lideri olunca, güvenliğini tesadüflere emanet edecek kadar, "samimi ve duyarlı"  davranmışlardır! Hatta kendilerini savaş gemileri, füze kalkanları, savaş uçakları korurken, Kılıçdaroğlu'nun o riskli bölgeden nasıl geçtiğini bildiklerinden bile emin değilim. Yani hükümet bildiğiniz gibi, aynı tas aynı hamam. Peki ya o polis, roketatarlı teröristi farketmeseydi ? Düşünmek bile hepimizi korkutmuyor mu? Çünkü o roket sadece Kılıçdaroğlu'nun aracını değil, Türkiye'yi vuracaktı! Gelelim Cemaat'e! 15 temmuz darbe girişiminden sonra Başbakan'ın, Fetö ile mücadele tarihi olarak,17-25 Aralık'ı referans almasını talihsiz ve amacını aşan bir cümle olarak anlamamak gerekir. Çünkü 17-25 Aralık; MİT krizinden sonra sendeleyen, ekonomik ve siyasi ortaklığın tam olarak bittiği tarihtir. O tarihe kadar AKP'nin genel başkanından, bütün ağır toplarına kadar herkes, ABD'deki malum imama methiyeler diziyorlardı. Bu imam'ın Türkiye için büyük tehlike olduğunu söyleyenleri, bilgisizlikle, aymazlıkla cahillikle suçluyorlardı. Hatta Türkiye'ye büyük hizmetleri olduğunu, Türkçenin yaygınlaşması konusunda devletten daha büyük hizmetler yaptığını, Türkiye'nin tanıtımında olağanüstü çabalar sarf ettiğini ve bu hizmetlerinin kıskanıldığını kelli felli siyasiler çeşitli açıklamalarında söylüyorlardı. Bu gerici örgütlenmenin liderine,  F tipi demeyi hakaret sayıyorlar ve milli iradenin kürsüsünden; bu örgüt liderini aklamak için, içi boş süslü cümleler kuruyorlardı. Türkçe olimpiyatları adlı toplantılarda methiyeler diziyorlar, olağanüstü vasıflar yüklüyorlar; bilge, siyaset üstü kişi, alim, yardımsever, dini lider, otorite gibi hak etmediği kelimelerle övüyorlar, başbakanından bakanlarına, belediye başkanlarına kadar hepsi "ne olur dön" yalvarışında bulunmak için sıraya giriyorlardı. Bakanlar adeta bu terör örgütünün üyelerini devlete yerleştirmek için birbirleriyle yarış haline giriyorlardı. Örgüt; yargıya, emniyete, kışlaya, "anlı secdeye değenden zarar gelmez" anlayışıyla yerleştirilirken, milyonlarca insanın haklarına tecavüz ediliyor, liyakat hiçe sayılıyordu. Kışlanın bütün Atatürkçü komutanları düzmece ve sahte delillerle içeri atılıyor, aileler parçalanıyor, intiharlar yaşanıyor, örgütün kasası denen Kuddusi Okkır'ın cenazesini parasızlıktan belediye kaldırıyor, ancak ülkenin başbakanı kanal kanal dolaşarak "ben bu davaların savcısıyım" diyordu. Yargıda ki kadrolaşmaya ses çıkarılmıyor hatta teşvik ediliyor, HSYK'da tam ve mutlak hakimiyet kurmaları için referandumlar yapılıyor, Atatürkçü hakim ve savcılar oradan oraya sürülüyor, haklarında düzmece soruşturmalar açılıyor, vatandaşın değil, cemaatin adaletine zorlanıyorlardı. Kısaca devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla ele geçirilirken  yönetenler ya görmezden geliyorlar yada teşvik ediyorlardı. Hatırlar mısınız; Erdoğan Gezi Direnişi sırasında, Meclis kürsüsünden, Ahmet Kaya'ya saldıranlarla Gezi'ye katılanları aynı kefeye koyarak, "ulan hepiniz oradaydınız be" demişti. Şimdi Kılıçdaroğlu; bu Fetö'cü örgütün ülkenin kılcal damarlarına girmesini seyredenlerin ve teşvik edenlerin yüzlerine karşı, aynı kürsüden "hepiniz oradaydınız be" derse  ne kadar haksız olur?!!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.