banner9

Yıllarca uyarılar yapıldı.

Ortadoğu bir bataklık denildi.

Irak bir çıkmaz, Suriye bir denklem denildi.

Aman ha denildi…

2003 yılında bereket, Meclis’te sağduyu hakim oldu da Irak sınırından son anda dönüldü…

Ama olmadı…

Önce kafalarda başlayan erozyon, sonra sınırlarımıza sıçradı ve son olarak da altı yıllık Suriye yanlışları sınır ötesine taşıverdi…

Bugünkü tabloyu öngörmek için belki uzmanlığa, derin analizlere, öyle büyük laflara bile gerek yok.

Biraz tarih bilinci, bir sosyoloji algısı yeterli: Bu coğrafya bağnaz dini motiflerin, yoksul geniş kesimlerin ve diktatöryal siyasal hegemonyaların kıskacında çırpınan; emperyal güçlerin kılıç kalkan oynadığı ekonomik anlamda oldukça mümbit bir alandır. Buralarda "korku ve itaat" üzerine kurulu köklü diktatoryal yapılar sarsıldıkça bataklığın ürettiği, boynunda tahta kaşık "cennet yolcusu!" ejderhalar tüm dünyaya ihraç edildi.

"Komşuluk Hakkı"ndan olsa gerek, bu bataklık ejderhalarından en çok nasibini alan ülkelerin başında ise maalesef biz geliyoruz.

Dünyanın parmakla gösterdiği bölgenin "model ülkesi" iken bir anda öyle bir hale geldik ki...

Artık havaalanlarımızı, büyük caddelerimizi, futbol statlarımızı, düğün mekanlarını, polis noktalarını, asker nizamiyelerini ve dün geceden bu yana görüldü ki, eğlence mekanlarını KORUYAMAZ konumdayız...

Yönetim cephesinden yıllardan beri ifade bulan söylemler ise hep aynı:

“Kökleri kazınacak”, “inlerine girilecek”, “son çırpınışları”…

Ancak derin bir toplumsal katman artık bu söylemleri YETERSİZ buluyor…

Siyasi zeminin de üstüne çıkmış bir haykırış var…

Tatmin olmuyor, kanmıyor, sorguluyor…

Deniliyor ki, güvenlik tedbirleri, istihbarat çalışmaları, mülki faaliyetler, siyasi sorumluluk YETERLİ mi?

“CIA bile biliyordu, MİT ne iş yapar” söylemleri de aslında buradan çıkıyor.

Şimdi şu tespitlere katılmamak mümkün mü?

Şimdi eğri oturup doğru konuşma zamanı değil mi?

Şimdi artık şapka düşüp KEL GÖRÜNMEDİ mi?

Devletin güvenlik, istihbarat ve yargı teşkilatları yıllarca cemaatçi anlayışların taşeronluğuna bırakılmadı mı?

Diyebilirsiniz ki, ‘şimdi onlardan temizlenmeye başladı’…

Peki şu soru manidar değil midir: Yerlerine kimin geldiğine bakan var mı?

Meşhur LİYAKAT-SADAKAT ikilemi de bu sorunun zırhını oluşturmuyor mu!

Zırha ihtiyacı olmayan masum bir soru daha: Yargı, polis ve askerde yıllarca süren ekipler savaşı bitti mi gerçekten?

Yalın gerçek şu:

Siz istihbaratı değerlendiremedikten sonra, istediğiniz kadar aksın istihbarat, hiçbir işe YARAMIYOR…

Terörist istediği zaman, istediği yerde eylemini yapıyor.

Ve dün akşamdan bu yana vurmakla kalmıyor, artık gidiyor da.

Olsun…

Gitsin…

Gittiği yere kadar yolu var.

Yöneticilerimiz sapasağlam yerlerinde duruyor çok şükür!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol