Sıkıcı ve yorucu bir gündemimiz var. Başka ve önemsiz(!) şeylerden söz edelim; İnsanın düşünmek eylemiyle konuşmak arasındaki kısa mesafeyi, saatlerce hatta günlerce aşamadığı; ya da aştığını sandığı 'an' lar vardır.  Bunun nasıl olduğunu çoğu kimse anlayamaz; çünkü farkına varamaz; çünkü "zaman" önünüzden koşup, yaşamınızın bir bölümünü çalmıştır bile... Tuhaf gelebilir ama çoğumuz bunu fark etmeden konuşur geçeriz; ta ki bir kez daha karşılaşıncaya, ya da olumsuz bir tepki alana kadar. Sonra da oturup düşünmeye başlarız; ne oldu? diye. Konuştuğunu zanneden herkesin başına gelir bu; hem de belki bir gün içinde defalarca. Başka biçimde tekrar açıklamalıyım belki: Bazen konuşur ve aslında; konuştuğunuzu sanırsınız. Tam olarak kendinizi anlatamadığınızı, karşınızdakilerin beklemediğiniz tepkileri üzerine anlarsınız; ya da anlamaz ve "ne kadar aptal bunlar" diye düşünürsünüz. Türkçe'de binlerce sözcük varken, ortalama 200-300 sözcükle konuşmaya çalıştığımızı, aslında bunların da çoğunun Amerikan Türkçesi olarak adlandırılabilecek sözcükler olduğunu biliyoruz. (Kaldı geriye 100-150 Türkçe sözcük) Belirli sosyal guruplar içinde anlaşmak için yeterli görülen bir konuşma seçimi bu aslında. Ama Dünya, var olduğunu sandığımız yerküreden çok farklı. Ne "global" ne "extra" ne de yüzlercesi bizim dilimizde yok aslında. Sadece biz var olduğunu sanıyoruz. Sevgilimiz; "best friend" lerimiz öyle konuşuyor, anlaşmak için; "okey" vedalaşmak için; "bye bye" deyip, "smart phone" muzdan "log in" yapıp uygulamayı "down load" ediyoruz. O günü bitiriyoruz; daha doğrusu hayatı ıskalıyoruz; küçük kahve mekânlarında, masada "frappe" leri ile, gözleri telefonlarının beyaz ışığında, saatlerce konuşmadan oturan genç insanlar; hoşgeldiniz boş dünya sonsuzluğuna... Sonra evlenirken; "Ayşe, senin gözlerin mavi miydi? diyebilirsiniz boş bakışlarla. Ne güzel dünya, ne güzel hayat... Türkçe Sözlük için hiç; "en çok satanlar listesinde 1. Sırada" dendiğini duydunuz mu? Aslında birçok evde bulunur; ya okul yıllarında alınmıştır, titiz ev hanımları sayesinde arada bir diğer kitaplarla birlikte tozunun alınması dışında ellenmemiştir, takoz olarak kullanılmıştır ya da üst rafa ulaşmak için iki cildi üst üste konup merdiven yerine kullanılmıştır... "Ben kullanıyorum" diyenler alınmasın söylediklerimden. Ve elbette birçokları da "sen hangi çağda yaşıyorsun; internet denen birşey var artık" diyecektir. Yerinden kalk, tozlu kitaplığa git, sözlüğü ara bul ve alıp masana dön. Sonra alfabetik sırayla sözcüğü ara... Tuvalete ihtiyacını giderme veya pilav pişirme dışında her sorunumuzu çözen internetimiz var ya artık. Peki biri çıkıp da bana şu sorunun cevabını verebilir mi; İnternet'e rağmen neden halâ sözlükler, bazı kitapların 20. Baskısı çıkıyor matbaalardan? TDK (Bilmeyenler için açıklama: Türk Dil Kurumu kısaltmasıdır) internet üzerindeki sözlüğünün yanısıra neden matbaada sözlük basımı yapıyor? Yani neden kitaplar -internette okunabildiği halde- halâ basılıyor? Çok düşünmeyin. Kitaplardan birini elinize alın -örneğin bir sözlüğü- ve sayfalarını şöyle bir karıştırın. Fare kullanmaktan yorulmuş bileğinizi, ağrımış boynunuzu, dışarda  yağmur sonrası çıkan güneşi fark etmenizin yanı sıra; sayfalardaki sihiri ve  -belki biraz romantik gelecek ama- basılı kâğıdın hoş kokusunu hatırlayacaksınız. Konuşmaktan yola çıktık, iş neden 2. hamur kağıdı okumaya geldi? Satırların akıttığı bilgi ve sözcük dağarcığı artmadan günlük 200 sözcüğü aşamayız da ondan. İnternette fazlası var diye düşünüyorsanız yanılırsınız; çünkü internet sizin yerinize düşünür(!) Tüm derslerin sınıflarda internet üzerinden yapıldığı ve kimsenin kafasını çevirip de gerçek sokağı, insanları, karıncaları görmediği bir yer düşünebiliyor musunuz? Fazla düşünmeyin; etrafınızda oluşan böyle bir halka var ve bu bilim kurgu falan değil, böyle okullar olduğunu biliyoruz ve yenilerini duymamız çok yakın; internet üzerinden yüksek lisans yapabilirsiniz, ciddi sertifika programlarının eğitimi var. Yani bilgisayar üzerinden eğitimi alıp, ekrandan ciddi sınavlara girip, geçerli bir sertifikanın da sahibi oluyorsunuz. Şimdi duruma bakalım: İş başvurunuza da bu sertifikayı gönderip yaptınız. İşveren aradığı elemanın siz olduğuna, yine internet üzerinden aldığı özgeçmişe göre karar verdi. Sanal işe alma, sanal iş bulma... Yorumu size ait. İletişimin tümüyle bilişime dönmesi an meselesi. Sevgilinize de ekrandan dokunursunuz olur biter... Gözlerinizi karşılıklı olarak ekran kamerasına diker, dakikalarca birbirinize bakarsınız; ya dokunmak?  "Monitör" ile saadetler dilerim. Sıkılmış olabilir, ya da "aşağıladığın interneti neden iletişim aracı olarak kullanıyorsun" diyebilirsiniz. Teknolojiyi yeterince kullanmak ve iyi kullanmakla, tutsak olmak arasındaki farkı düşünün o zaman.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.