Türkiye’nin 15 Temmuz’da yaşadığı deneyim gerçekten de olağanüstü bir durumdu ve bu sebeple de MGK tarafından alınan OHAL kararına kamuoyundan ciddi bir itiraz gelmedi. Öyle ki, muhalif kesimlerde OHAL uygulamalarının nasıl yürütüleceğine dair şüpheler kararın daha ilk anlarından itibaren var olsa da ülkeye ve demokrasiye yönelik tehdidin en kısa sürede bastırılması adına bu husustaki eleştiriler asgari düzeyde kaldı. Bugün geldiğimiz noktada iktidar partisi kurmaylarının “40-45 günde sonlanacağını” öngördükleri OHAL durumu ikinci bir üç aya daha uzatıldı. Üstelik bizzat Erdoğan’ın sözlerinden yola çıkarak bu sürecin daha sonra da devam ettirilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu söyleyebiliriz (kendisi 12 aydan bahsediyor). Bu durumda Türkiye’de OHAL’in olağanlaşması ya da olağan halin artık olağanüstü hal koşullarını taşıması gibi bir görüntü ortaya çıktı. Verili şartlar dâhilinde akıllara ister istemez şu soru geliyor: OHAL uygulamaları gerçekten yararlı mı ya da tam olarak neyi çözüyor? Örneğin bu uygulamalar teröre bir çözüm bulabildi mi, terör örgütlerinin ülkedeki örgütlenme faaliyetlerini ya da eylemlerini sınırlandırabildi mi? Bugün (9.10.2016) Şemdinli’de yeni bir terör eylemi gerçekleşti ve 10 askerimiz daha şehit oldu. OHAL süreci boyunca gerçekleşen kim bilir kaçıncı terör eylemi… OHAL’in bu sürece yönelik olumlu bir etkisi var mı acaba? Veya OHAL ülkedeki adaletsiz “Adalet” uygulamalarına bir çözüm üretebildi mi ya da böyle bir derdi var mı? Mahkemelerde kamu vicdanını yaralayan kararlar aynı şekilde verilmeye devam etmiyor mu, bunların vahim bir örneğini daha geçen hafta ünlü yönetmen ve oğlunun durumuyla ilgili yaşamadık mı? Ya da OHAL acaba ekonomide işleri yoluna mı koydu? Türkiye’nin ekonomik verileri üç ay öncesinden daha mı güvenilir veya ekonomimizin dışarıya bağımlılığı üç ay önceye göre azaldı mı? Hatta doğrudan OHAL’in varlık sebebine gelelim, üst düzey FETÖ mensuplarına yönelik kapsamlı bir kampanya gerçekten söz konusu mu? Ülke yönetimine darbeyle el koymaya kalkışabilecek bir örgütün herhalde siyasetin ve bürokrasinin üst kademelerinde de güçlü olması gerekir. O halde, örneğin, bu yapının büyük bir örgütlenmesinin olduğu bilinen iktidar partisi içinde neden halen kitlesel bir operasyon yok? Bu durumda OHAL uygulamaları asıl amacından tümüyle saparak kadrolaşmak ya da muhalif kesimler üzerindeki baskıyı artırmak için mi kullanılacak acaba? Öğretmenlik mülakatlarında sorulan skandal sorular ve yetkililerin bunu sıradanlaştırmaya dönük açıklamaları bu hususta anlamlı bir örnek olmalı. Veya bu süreçte kapatılan yayın organlarının acaba ne kadarı gerçekten de teröre yardım ve yataklık etmekte, buna doyurucu bir cevabın verilmesi gerekiyor. Ya da en basitinden, darbe girişiminin hemen akabinde takındığı tavırla Atatürkçülerin hassasiyetlerine saygı duymaya başladığı söylenen Cumhurbaşkanı Erdoğan Lozan tartışmasında da görüldüğü gibi neden eski çizgisine dönüş yapmayı tercih ediyor? Darbe tehlikesi azalınca birlik olma ihtiyacı da mı ortadan kalkıyor yoksa? O halde, bu şartlar çerçevesinde başlıktaki soruyu sormak yurttaş olarak sanırız ki hakkımız. OHAL gerçekten ülkeye yarar sağlamakta mı, yoksa iktidar partisi tarafından kendi siyasi ajandası ve özgül çıkarları için bir araç olarak mı kullanılmakta? İktidar partisi mensupları bu konuda sağduyulu ve devlet adamı sorumluluğu içinde davranmalı, kamuoyuna tatmin edici yanıtlar vermeliler. Zira sürecin bu şekilde devam etmesi halinde bu yöndeki itirazlar daha da artacak ve Yenikapı’da oluşan toplumsal birlik umudu ne yazık ki tamamen rafa kalkacak.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.