CHP’li Erkek: “YSK, YÜKSEK SARAY KURULU olmamalı!"

CHP Çanakkale Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Muharrem Erkek, Yüksek Seçim Kurulu Yasa Teklifi’nin tümü üzerine, CHP Grubu adına Meclis’te söz aldı.

CHP’li Erkek: “YSK, YÜKSEK SARAY KURULU olmamalı!"

CHP Çanakkale Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Muharrem Erkek, Yüksek Seçim Kurulu Yasa Teklifi’nin tümü üzerine, CHP Grubu adına Meclis’te söz aldı.

30 Kasım 2017 Perşembe 13:19
CHP’li Erkek: “YSK, YÜKSEK SARAY KURULU olmamalı!"

YSK’nın demokrasi ve ülkemizin geleceği konusundaki öneminden bahseden Erkek, seçim
güvenliği aleyhine düzenlemelere değindikten sonra, teklifin son halinde karşı oldukları
konuları sıraladı. YSK’da, il ve ilçe seçim kurullarında çalışan personelin haklarının ve kurum
hafızasının yok edildiğini belirten Erkek, bu maddelerin tekliften çıkarılması gerektiğini
söyledi. Konuşmasının devamında, son günlerin en önemli tartışmalarından olan Malta ve
Man Adalarındaki Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın yakınlarının mali ilişkilerine değinen
Erkek, bu konunun hukukun yanında siyasi ahlak sorunu olduğunu dile getirdi ve “İktidar
sahipleri Kristof Kolomb gibi dünyayı keşfe çıkmışlar. Denizlerde vergi cennetleri için ada
keşfediyorlar. Yakında dünyada yeni bir kıta keşfedebilirsiniz.” dedi. Konuşma Meclis
tutanaklarına şöyle yansıdı:

TUTANAK HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI

Dönem: 26 Yasama Yılı: 3 Tarih: 29.11.2017 Birleşim: 30 Ham Tutanak Sayfası:231-249

Konuşmacı: MUHARREM ERKEK Seçim Çevresi: ÇANAKKALE

Tutanak Metni:

    CHP GRUBU ADINA MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
    Değerli milletvekilleri, 505 sıra sayılı Kanunu Tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
    Öncelikle milletimizin ve tüm İslam dünyasının Mevlit Kandili'ni de kutluyorum.
    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Yüksek Seçim Kurulu" deyince tabii, o kadar
önemli ki seçimlerin güvenliği, seçmen kütüklerinin oluşturulması, denetimi, seçim
süreçlerinde eşitlik, dürüstlük, adalet... Burada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
yazıyor. Egemenliğin kayıtsız şartsız milletindir olabilmesi için işte bu seçim
süreçlerinin demokratik, eşit, adil, özgür süreçler olması bir zorunluluk. Bunları
denetleyecek, bunu sağlayacak organ da Yüksek Seçim Kurulu. Ama özellikle son
seçimlerde yaşananlara baktığımızda kaygı verici gelişmeler; demokrasinin temelinden
sarsıldığı, seçmen iradesinin sakatlandığı, daha doğrusu, bununla birlikte egemenliğin
zedelendiği süreçler yaşadık. 1 Kasıma giden süreçte seçimler demokratik, eşit, adil
koşullarda olmadı, maalesef. Yüksek Seçim Kurulu da bu süreçte gereğini, görevini
yerine getiremedi.
    Bakın, TRT'nin resmî sitesinde "Yayın İlkelerimiz" başlığı çıkıyor açtığımız zaman.
TRT yayın ilkelerini sıralamış, diyor ki burada: "Anayasa'nın 133'üncü maddesi
uyarınca kamu tüzel kişiliğine sahip Türkiye'nin tek kamu yayın kuruluşu olarak
yayınlarımızın tarafsızlığı esastır." Yine, ne diyor? "...tek yönlü, taraf tutan yayın
yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin
menfaatlerine alet olmamak." diyor. İşte bunları yazıyorsunuz, kendi sitenizde
açıklıyorsunuz ama seçimlerde iktidar partisi ayda elli saat yer buluyorsa ana muhalefet
partisi veya diğer partiler birer saat bile yer bulamıyor, bazı partiler hiç bulamıyor.
Peki, Yüksek Seçim Kurulu ne yapıyor? Hiçbir şey, maalesef, yapamıyor.
    Yüksek Seçim Kurulunun bir teşkilat yasasının olması doğaldır, olmalıdır; bunu
hepimiz destekliyoruz, destekledik. Ancak, on beş yıldır tek başına iktidarda olan
Adalet ve Kalkınma Partisinin neden bugün bu teşkilat yasasının aklına geldiği de bir

soru. Toplumun bir kesimi haklı olarak soruyor: "16 Nisan 2017 referandumundaki
açıkça kanuna aykırı mühürsüz oy pusulası kararından sonra bu teşkilat yasası acaba
bir mükâfat mı Yüksek Seçim Kurulu Başkanına veya Kurula?" Bu soruyu soruyor
insanlar çünkü zamanında bu teşkilat yasasını getirmeniz ve çıkarmanız gerekirdi.
İnsanlar haklı olarak soruyor çünkü 16 Nisan 2017 referandumunda, maalesef, seçmen
iradesi sakatlandı.
    16 Nisandan dört gün önce, 12 Nisanda Yüksek Seçim Kurulu bütün ilçe seçim kurulu
başkanlarıyla ve ilçe seçim müdürleriyle toplantı yaptı. O toplantıda dedi ki: "Mühürsüz
zarflar ve oylar geçersiz sayılacak." Seçim başladı, sandıklar kapandı, sandıklar açıldı,
oylar sayılmaya başlandıktan sonra oyunun kuralı değiştirildi ve Yüksek Seçim Kurulu
açıkça kanuna aykırı bir şekilde mühürsüz zarfları, oyları geçerli saydı ve bugün dahi
artık mühürsüz kullanılan oyları tespit etmek mümkün değil ve kuvvetler ayrılığını,
demokrasiyi yıkan bir Anayasa değişikliği Yüksek Seçim Kurulunun bu kararıyla da
şaibe altında kaldı ve meşruiyeti sürekli tartışılacak. Evet, şeklen yürürlüğe girmiştir
ama asla meşru değildir, bunu her fırsatta dile getireceğiz. Onun için Yüksek Seçim
Kurulu çok çok önemli.
    Bakın, bu teklif Sayın Grup Başkan Vekilinin tek imzasıyla geldi, Yüksek Seçim
Kurulu görevleri, teşkilatı yasası tek imzayla geldi ve imza sahibi, teklif sahibi esas
komisyonda ve alt komisyonda hiçbir görüşmeye, toplantıya katılmadı. Bu teklif
hazırlanırken siyasi partilerin, Danıştayın, Yargıtayın -ki Danıştay ve Yargıtay
üyelerinden oluşuyor Yüksek Seçim Kurulu- görüşleri alınmadı, katılımcılık sağlanmadı;
sivil toplum örgütlerinin, büyük meslek odalarının, Türkiye Barolar Birliğinin katılımı
sağlanmadı; maalesef bu kadar önemli bir kanun tasarısı hiçbir katılım sağlanmadan,
yalnızca tek imzayla Meclis Başkanlığına sunuldu.
    Tabii, böyle olunca ciddi eksiklikler olduğunu da tasarıda gördük. Gerek esas
Komisyonda gerek alt komisyonda birçok noktayı düzeltmek zorunda kaldık, birlikte de
düzelttik ama maalesef bu teşkilat yasası seçimlerin güvenliğini, seçim süreçlerinde
adaleti, tarafsızlığı, bağımsızlığı, eşitliği, özgürlüğü sağlayabilecek bir tasarı değil.
    Bir örnek vereyim, bu örnek bile tek başına yeterli olabilir. Mevcutta, Yüksek Seçim
Kurulunun tüm giderlerini Adalet Bakanlığı karşılıyor Adalet Bakanlığı bütçesinden
ayrılan bir kalemle. Şimdi, müstakil bir kanun teklifi getiriyoruz, "Yüksek Seçim Kurulu
bağımsız olmalı, tarafsız olmalı, özerk olmalı, güçlü olmalı." diyoruz ama yine bu
tasarının içinde ne yapıyoruz? Yüksek Seçim Kurulunun merkez ve taşra teşkilatının
bütün giderlerini yine Adalet Bakanlığı bütçesine bağlıyoruz. Yani Yüksek Seçim Kurulu
siyasi iradenin, iktidarın vesayeti altında çalışmaya maalesef devam edecek.
    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifte üzerinde durmamız gereken birçok
madde var. Uygulamada birçok kararı Kurul alırken burada çok önemli kararları, üst
düzey personelin atanması gibi önemli kararları Başkan tek başına -Başkanın iki
dudağının arasında- keyfî bir şekilde alabilecek. Hâlbuki, bu atamaların -daire başkanı
gibi, genel müdür gibi, Yüksek Seçim Kurulundaki üst düzey atamaların- Kurulun
teklifiyle yapılması ve Kuruldan alınacak kararla Başkan tarafından yapılması çok daha
uygundur. Ama her yerde bir tek adam yaratılmak isteniyor, bunu açıkça ve net olarak
görüyoruz ve bu tek adamların da bağlı olduğu tek adam zaten, maalesef saray
rejimiyle... Bunu da hepimiz biliyoruz.
    Bakın, bu teklif hazırlanırken çok önemli iki madde karşımıza geldi. Meclis
Başkanlığına sunulan teklifte ve Anayasa Komisyonumuza havale edilen teklifte baktık
ki sandık kurulu başkanlarının atanmasıyla ilgili siyasi partilerin katılımı, denetimi
tamamen ortadan kaldırılmış. Mevcutta, biliyorsunuz, sandık kurulu başkanları -ki çok
önemlidir seçim güvenliği açısından- siyasi partilerin de katılımıyla kurayla
belirlenirken bu teklifin içinde ilçe seçim kurulu başkanlarının tek başına atamasına
bağlanmış.
    Yine, müşahitler. Müşahitlere ciddi kısıtlama getirilmiş. Alt Komisyonda bunları oy
birliğiyle tekliften çıkarttık. Çok önemliydi, bunların tekliften çıkması çok önemliydi;
aksi takdirde, seçim güvenliği temelinden sarsılacaktı. Eğer biz seçim güvenliğini
sarsarsak, sandıktan çıkan sonuca saygıyı, güveni kaybedersek demokrasiyi
kaybederiz. Bu çıkartıldı, yarın 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında
Kanun'un içinde tekrar getirilmemesini önemle vurgulamak istiyoruz. Uyum yasaları
içerisinde, 298 sayılı seçimlerin temel hükümlerini düzenleyen yasa içerisinde bu
konuda düzenleme yapılacaksa siyasi partilerin katılımını, denetimini artıran,
müşahitlerle ilgili de kısıtlayan değil müşahitlerin denetimini, gözetimini artıran,
gözlemcileri çoğaltan, sivil toplumun, Oy ve Ötesi gibi bu konuda özverili çalışmalar
yapan grupların katılımını da sağlayacak düzenlemeler olmalı. Umarız iktidar tekliften
oy birliğiyle çıkarttığımız bu düzenlemeleri yarın bu Mecliste karşımıza başka
düzenlemeler içinde getirmez. Bunu da önemle takdirlerinize sunuyorum.
    Değerli milletvekilleri, teklifin içine, teklifin içeriğine baktığımızda, uzun yıllardır
Yüksek Seçim Kurulu bünyesinde, il ve ilçe seçim kurullarında görev yapan, özveriyle
görev yapan, bu memleketin her köşesinde dürüst seçimler yerine getiren personel

maalesef hiç düşünülmemiş. Yüksek Seçim Kurulu bünyesinde görev yapan, ilçelerde,
ilçe seçim kurullarında görev yapan ve on bir on iki yıldır görevde yükselme sınavı
bekleyen ve bunu da haklı olarak bekleyen insanlar şimdi eğer istenirse bir çırpıda
tasfiye edilebilecek, bir çırpıda. Hiçbir güvenlikleri, hiçbir güvenceleri maalesef
kalmayacak. Çünkü öyle uygulamalar getiriliyor ki, örneğin sözlü sınav, uygulamalı
sınav gibi eklemelerle mevcut görev yapan seçim müdürlerinin ve seçim personelinin
yerine dilediklerini iktidar atayabilecek. Mevcut görev yapan personelin, hakkaniyet
gereğince, mutlaka statüleri korunmalı ve kurul hafızası bir çırpıda yok edilmemeli
çünkü bu görev yapan personel seçimlerin, Yüksek Seçim Kurulunun aynı zamanda da
önemli bir hafızası. Bu nedenle, teklifteki 10'uncu maddenin (6)'ncı ve (9)'uncu
fıkralarının yine geçici 1'inci maddenin (6)'ncı bendinin mutlaka tekliften çıkarılmasını
Genel Kurulun takdirlerine önemle sunuyoruz.
    Açıktan atama imkânı sağlanarak kurum hafızası yok edilmemeli. Öncelikle on bir
yıldır, on iki yıldır görevde yükselme sınavı bekleyen personelin atamaları yazılı sınav
sonucuna göre ve liyakate göre yapılmalı, sözlü sınav uygulaması da mutlaka bu
tekliften çıkarılmalıdır.
    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği şeklen
yürürlüğe sokulduktan sonra zaten fiilen tek adam rejimi hukuki zeminini de bulmuş
oldu. HSK'yı -Hâkimler ve Savcılar Kurulunu- Cumhurbaşkanı tek başına belirliyor
çünkü Cumhurbaşkanı aynı zamanda da iktidar partisi siyasi partinin Genel Başkanı
oldu. Kurul üyelerinin 6'sını kendi seçiyor, Adalet Bakanı, Müsteşar ve 4 üyeyi direkt
olarak atıyor, 7'sini de 316 milletvekiliyle, bu çoğunluğuyla Meclise seçtiriyor. Yüksek
Seçim Kurulunun Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluştuğunu da düşünürsek HSK
seçimi çok önemi. Bizim derdimiz demokrasi, bizim derdimiz hukuk devleti, bizim
derdimiz Yüksek Seçim Kurulunun yüksek saray kurulu olmaması; bizim çabamız bu.
Biz, bunun için esas Komisyonda ve alt komisyonda çalışmalarımızı yürüttük.
    Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "seçimler" dediğiniz zaman, egemenlik devreye
giriyor. Milletimiz egemenliği yetkili organları eliyle kullanıyor, yasama, yürütme, yargı
organları eliyle. Egemenliğin gerçekten millete ait olması için de seçimlerin demokratik,
eşit, adil olma zorunluluğu vardır. Ama maalesef son dönemlerde, biz iktidarın ve
sarayın demokratik seçimlerden, adaletli, eşit şartlarda yapılan seçimlerden korktuğunu
da görüyoruz. Çünkü uygulamalar bu yönde. Biz, ilk yapılacak ve OHAL rejiminin
kalktığı -çünkü OHAL rejiminde zaten demokrasi ve hukuk beklemek maalesef hayalden
öte bir şey değil- ilk seçimlerde, demokratik, adaletli seçimlerde milyonlarla birlikte,
demokrasiye, adalete, hukuk devletine, eşitliğe, özgürlüğe inanan milyonlarla birlikte bu
kaderi de mutlaka değiştireceğiz. Çünkü milletimiz seçimlerle hükûmetlere yetki veriyor
ama görüyoruz ki hükûmetler son derece basiretsiz hareket edebiliyorlar.
    Değerli milletvekilleri, son iki gündür yükselen tartışmalara da değinmek zorundayız.
Çünkü her şey seçimlerle ilgili, her şey seçmen iradesiyle ilgili. çünkü parlamento da
hükûmet de bu seçimler sonucunda oluşuyor. 2006 yılında bu Parlamento Kurumlar
Vergisi Kanunu'nda bir değişiklik yaptı, 30'uncu maddenin (7)'nci fıkrası, herkesin
okuması lazım o fıkrayı. Dedi ki Parlamento, Meclis: "Bundan sonra vergi cenneti
ülkelerde kurulacak şirketlerin gelirlerinden, bu şirketlerin mükellef olsun olmasın tüm
işlemlerinden, iş yerlerinden, hesaplarından, bu hesaplara yapılacak ödemelerden,
havalelerden yüzde 30 vergi alacağım." Yüzde 30. Türkiye Cumhuriyeti devletinin vergi
cenneti ülkelerdeki şirketlerden vergi alması gerekir. Bir şartla... Bakanlar Kurulunun
vergi cenneti ülkelerinin listesini yayınlaması görevini de verdi yasa. Ama Bakanlar
Kurulu tam on bir yıldır görevini suistimal ederek, görevini kötüye kullanarak kasten
dünyadaki vergi cenneti ülkelerin listesini yayınlamadı. Yayınlamadığı için devletin
büyük bir vergi ziyaı, vergi kaybı söz konusu.
    Yirmi yıl ceza avukatlığı yapmış bir hukukçu olarak vergi ziyaına sebebiyet
vermekten onlarca kişinin davasına girdim. Bunu bizzat Hükûmet yapıyorsa, Hükûmet
görevini yerine getirmeyerek, kasten yerine getirmeyerek vergi zayisine, vergi kaybına
sebebiyet veriyorsa bu suçtur, bu suçtur. Bir de üstüne üstlük, bu liste yayınlanmadığı
gibi -maalesef artık mizah konusu da oldu- bakıyoruz iktidar sahiplerine, Kristof Kolomb
gibi dünyayı keşfe çıkmışlar, denizlerde adalar keşfediyorlar. Yakında dünyada yeni bir
kıta da keşfedebilirsiniz. Bütün dünya Man Adası'nın İrlanda Denizi'nde olduğunu sizin
sayenizde öğrendi, Malta Adası'nın sizin sayenizde öğrendi yerini dünyada. (CHP
sıralarından alkışlar)
    Bakın, ben özellikle sizlerin vicdanına şunu sormak istiyorum... Çok haklı sorular
var.
    Birinci soru: Vergi cenneti kabul edilen ülkelerde niçin şirketler kurulur? Kimler
buralarda şirketler kurar? Ticaret yapmak herkesin hakkıdır. Ahlaklı ticaret yapmak,
basiretli ticaret yapmak kaydıyla. Neden kendi ülkenizde kurmuyorsunuz bu şirketleri?
Neden?
    BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) - Burada vergi var, onun için.
    MUHARREM ERKEK (Devamla) - Kendi ülkesinde vergi ödemek istemeyenler vergi

cennetlerinde şirketler kurar. Neden bu Malta'da ve Man Adası'nda Başbakanın,
Cumhurbaşkanının çocuklarının yakınlarının kurdurduğu şirketler ortaya çıkıyor?
Neden? Bu soruyu sormamız lazım. Bu şirketler niçin kuruluyor?
    İkinci soru: Bu şirketlerin offshore hesapları arasında gönderilen, aktarılan paraların
-milyonlarca dolar para- bu paraların kaynağı nedir? Bu kaynağı da bizim sormamız
gerekir burada. Olayın hukuki boyutu yanında çok önemli siyasi ahlak boyutu da var. Bu
paraların kaynağı nedir değerli milletvekilleri?
    Üçüncü soru: Bu paralar vergilendirilmiş midir? Bu paraların vergisi alınmış mıdır?
Malta Adası'nda ve Man Adası'nda eğer Başbakanın, Cumhurbaşkanının yakınlarının,
çocuklarının kurdurduğu şirketler ortaya çıkıyorsa bu çok ciddi bir sorundur. Bu, siyasi
ahlakın maalesef çöktüğünü gösterir. Bu gerçeği mutlaka her fırsatta yüksek sesle dile
getireceğiz.
    Bakın, değerli milletvekilleri, asgari ücretle çalışan bir işçi asgari ücretten kesilen
vergiler sebebiyle evine et götüremiyor, beyaz peynir götüremiyor, tereyağı
götüremiyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Bu memlekette asgari ücretle çalışan taşeron
işçileri, emekçiler, emekliler, çiftçiler, esnaf o kadar ağır bir vergi yükü altında ki, o
kadar zor şartlarda ayakta durabiliyorlar ki. Ama, bakıyoruz, Cumhurbaşkanının,
Başbakanın çocukları kendi ülkelerinde vergi ödememek için dünyada kendilerine
cennet bahçeleri kurmuşlar. Bunları burada konuşmak, tartışmak zorundayız ama siz
ısrarla bu kirli ilişkilerin üzerini örtmeye çalışıyorsunuz maalesef. Siz örtmeye
çalıştıkça, maalesef, bu kirli çamaşırlar da ortaya seriliyor; olan, devletimize ve
milletimize oluyor. Eğer siz gereğini yapsaydınız, siz Reza Zarrab'ı Türkiye'de
tutuklayıp yargılasaydınız Türkiye Cumhuriyeti devletinin itibarı da zedelenmezdi.
    Bakın, ben Sayın Devlet Bahçeli'nin çok önemli bir tespitini paylaşmak istiyorum, çok
yakın bir tarihte diyor ki: "Alimallah, İranlı kaçakçı alayınızı ele verirse okyanus
ötesinde yandaş hâkim, savcı da bulamazsınız, büyük bir skandalın faili olmaktan
kurtulamazsınız."
    Şimdi, bakıyoruz, Panama belgeleri, Paradise Papers belgeleri, Malta Adası, Man
Adası, Rıza Sarraf'la rüşvet ilişkileri, kara para ilişkileri, kirli ilişkiler... Maalesef, hep
aynı isimler, aynı şirketler dökülüyor ortaya. Neden?
    (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
    BAŞKAN - Sayın Erkek, bir dakika ek süre veriyorum, sözlerinizi tamamlayın lütfen.
    MUHARREM ERKEK (Devamla) - Tamamlayayım, teşekkür ediyorum.
    Bakın, tekrarlıyorum, değerli milletvekilleri: Panama belgeleri, Paradise Papers
belgeleri, WikiLeaks belgeleri, Man Adası, Malta Adası, vergi cenneti ülkelerde kurulan
şirketler, bu şirketlerin ortakları, hissedarları, offshore hesaplarına yapılan para
transferleri... Neden hep aynı isimlerle karşılaşıyoruz biz? Neden hep ortaklar
Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Hükûmetin yandaşları çıkıyor, neden? Bu iddiaları
araştırmak Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi değil mi?
    Kimler vergi cennetlerinde şirketler kurar ben size söyleyeyim: Kendi ülkelerinde
vergi ödemek istemeyenler, yasa dışı kaynaklardan elde edilen gelirleri gizlemek
isteyenler, kara para aklamak isteyenler, kendi ve şirketlerinin, müşterilerinin
servetlerini gizlemek isteyenler buralarda gider şirketler kurarlar. Bu bile başlı başına
çok önemli bir siyasi ahlak sorunudur. Hele hele devleti yönetenlerin, hele hele devleti
yönetenlerin kendilerinin ve ailelerinin mal varlıkları, işlemleri, ticareti, her şeyi son
derece şeffaf, basiretli, ahlaklı olmak zorundadır diyorum.
    Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
    Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner15

banner14