AKP iktidarı, 2011 yılından bu yana izlediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirme projesini, kendi istikbalini kurtarmak için rafa kaldırmıştır! Esasında bu durum, AKP’nin bugüne kadar izlediği dış politikanın ülkemize ödettiği ağır bedelin de itirafıdır. Esad’ı devirmek uğruna  sınırlarını açan, cihatçı grupların yol geçen hanı yapan, onları besleyen ve bir anlamda terörü kendi ülkesine ithal eden AKP iktidarı, Türkiye’yi de dünyada itibarını ve prestijini kaybettiren ülke profiline düşürmüştür. İzlenen mezhepçi ve öngörüden uzak politika, stratejik miyopluğun ta kendisidir.

Suriye konusunda bugüne kadar izlenen dış politika hatasını ilk itiraf eden isim 18 Ağustos 2016 tarihinde Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş olmuştur. "Bugün yaşadıklarımız Suriye politikamızın sonucudur” diyen Kurtulmuş, tıpkı FETÖ, PKK konusunda olduğu gibi diplomasideki hatalar anlamında da günah çıkarmıştır.

21 Aralık 2016 tarihinde Rusya’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in imzaladığı Moskova Bildirisi, AKP’nin Suriye politikasının hezimete uğradığının resmidir. Bu anlaşma ile Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu açıklayan AKP iktidarı, aynı zamanda Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı indirme hedefinden vaz geçtiğini de ilan etmiştir. Suriye politikasında Moskova çizgisine gelen AKP iktidarı, artık İran ve Rusya’dan bağımsız bir politika izleyemeyeceğini de kayıt altına almıştır.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 23 Aralık 2016 tarihinde yaptığı açıklamada, Kazakistan’ın başkenti Astana’da Türkiye ve Rusya arasında yapılacak barış görüşmelerine Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın da katılacağını açıklamıştır. Putin, söz konusu tarafların hepsinin görüşmelere katılmayı kabul ettiğinin altını çizmiştir.

AKP iktidarının, bugüne kadar “Esed” diyerek küçümsediği Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yeniden “Esad” diyeceği gün gibi ortadadır! Erdoğan, bunca zaman hakaretler yağdırdığı İsrail’e diz çöktüğü gibi Esad’la da el sıkışacak ve samimi fotoğraflar verecektir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünü kabul eden bu Anlaşma’dan ve Putin’in açıklamalarından sonra; Türk Ordusu Suriye’de nereye kadar ilerleyecektir? Rusya’nın Türkiye’ye verdiği iznin çerçevesi nedir? Türkiye, El Bab’dan geri çekilecek midir? Suriye’de ne kadar kalmayı ve nereye kadar gitmeyi planlamaktadır? 121 gündür devam eden Fırat Kalkanı Operasyonu’nda resmi rakamlara göre 16 şehit verdik. 3 askerimizin de IŞİD’in elinde olduğunu eli kulağında öğrendik. Bu operasyonun maddi ve manevi maliyetinin bilinememesi, ekonomik darboğaza giren ülkemize yeni maliyetler yüklemektedir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünü esas alan Moskova Deklarasyonu’nu desteklediğimizin de altını çizeriz. Tabii AKP’nin akıl dışı bir siyaset izleyerek, barışçıl diplomasi rotasından çıkıp, ülkesinin çıkarlarını bir yana bırakan mezhepçi bir siyaset güdülen son 5 yıllık dönemde ülkemizin ödediği ağır bedelleri yaşamadan bu noktaya gelmeyi arzu ederdik. Suriye’nin toprak bütünlüğü başından beri tek hedefimiz olmalıydı! Başka bir ülkenin içişlerine karışmak, oraya yetiştirdiğiniz militanları göndermek, kendi ülkenize yapabileceğiniz en büyük yanlıştır!

Türkiye’yi büyük bir bataklığa çeken bu gelişmeler yaşanırken, El Bab’da IŞİD’in kaçırılan askerimizi katlettiği iddia edilen video kaydı, yabancı haber ajanslarının ilk gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Şu ana kadar sosyal medyayı yavaşlatarak meselenin üstünü kapatmaya çalışan AKP iktidarı, videoların sosyal medyaya düşmesinden 21 saat sonra açıklama yapabilmiştir. Milli Savunma Bakanlığı, 23 Aralık 2016 tarihinde saat 21.00 sıralarında yaptığı açıklamada; 3 askerimizin DEAŞ’in elinde olduğunu açıklamıştır. Tablo, hazin ve acıklıdır!

Fırat Kalkanı Operasyonu’nda Türkiye’nin daha fazla içeriye girmesi, Türkiye’yi büyük bir bataklığa çekecektir. Fırat Kalkanı operasyonuyla şimdilik IŞİD ve diğer radikal unsurlar sınırdan uzaklaştırılmıştır ama PYD'nin varlığı hâlâ devam etmektedir. Türkiye ne pahasına olursa olsun o koridorun tamamlanmasına ve Afrin'le birleşmesine izin vermemelidir, bunun gereği yapılmalıdır. Öte yandan Suriye Rejimi’nin de cihatçıları Türkiye sınırına doğru itmesi, İdlib’e yöneltmesi, ülkemiz açısından yeni riskleri çağırmaktadır. IŞİD’ın ardından El Nusra tipi yeni cihatçı grupların yığılması baş gösterecektir.

Şu aşamada Türkiye içindeki IŞİD’çiler ve IŞİD’e militan devşiren eğitim ve insan kaynağı yapımız da çok iyi gözden geçirilmelidir. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Öfkeli çocuklar” diyerek sevimli hale getirildiği IŞİD’e Türkiye’de hala sempati besleyen gruplar ve yapılar mevcuttur. Türkiye’de IŞİD tipi İslami Devleti özlemi içindeki radikal unsurlar temizlenmeden, ülkemizdeki terörün bitmesi de barış ve huzurun sağlanması da mümkün gözükmemektedir.

Rusya Büyükelçisi Andrey Gennadiyeviç Karlov’u öldüren Mevlüt Mert Altıntaş’ın El Nusra sloganları atmasının ardında bu yapı vardır. 22 yaşındaki Mevlüt Mert Altıntaş’ın, kindar ve dindar nesil yetiştirmeyi amaçlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın döneminde büyümesi ve militanlaşması tesadüf değildir. İşte AKP iktidarında yetişen bu tip radikal dinci militanlar, rahatlıkla bir katile, suikastçıya dönüşebilmektedir.

Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde; elçisinin öldürülmesini gündeme getirirken, sadece ABD’yi değil, Türkiye’yi de köşeye sıkıştıracaktır. Ortadoğu’da giderek güçlenerek, ABD’yi figüran haline getirmek isteyen Rusya, köşeye sıkışmış Türkiye’ye her istediğini kabul ettirebilecektir!

Batı ile bu kadar kavga ederek, Rusya’nın kucağına düşen, komşu ülkelerle problemler yaşayan, Ortadoğu ülkelerince kuşkuyla bakılan AKP iktidarının yeni Osmanlı hayali, Moskova’da parça parça edilmiştir.

Av. Mevlüt DUDU
CHP HATAY MİLLETVEKİLİ VE PM ÜYESİ

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol