"12. Yargı Paketi" ile aile Hukukunda Yapılması Planlanan Değişikliklerin Kadın Haklarına Etkileri Çalıştayı öncesinde İstanbul Barosu'nda bir basın açıklaması yapıldı. Açıklama başlangıcında söz alan İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Özlem Özkan, çıplak arama iddiası ve tanıklığı ile İBB Davası'na damga vuran Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasına değindi. “Süreç boyunca kendisiyle arkadaşlarımız da görüşmüştü zaten. Ancak açıklamayı kendisinin yapmasını bekledik. Ardından yürütülecek süreçte de her zaman arkasında olduğumuzu bir kere daha dile getirmek istiyoruz” şeklinde konuşan Özkan, Türker’in beyanlarına ilişkin soruşturma taleplerinin arkasında olduklarını belirtti.
"Kadın mücadelesiyle kazanılmış medeni haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz! 12. Yargı Paketine karşı durmaya devam edeceğiz" başlıklı basın açıklamasını İstanbul Barosu’ndan Fatma Betül Eser okudu. Türkiye genelinde baroların kadın hakları merkezlerinden avukatların katılımıyla yapılan açıklama "Kamuoyunda '12. Yargı Paketi' olarak anılan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesi planlanan değişiklikler kapsamında; nafaka hakkı, boşanma süreçleri ve aile arabuluculuğu gibi kadınların yaşamını doğrudan etkileyen konuların ve LGBTİ+’lara karşı nefreti körükleyen düzenlemelerin yeniden tartışmaya açılmasını dikkatle takip ediyoruz. Önemle ve öncelikle vurgulamak isteriz ki, birden fazla kanun değişikliğinin aynı yargı paketine sıkıştırılarak toplum için anlaşılmaz kılındığı, baroların ve tüm ilgililerin yasama süreçlerinden dışlandığı bu 'torba yasa' mantığını reddediyoruz' sözleriyle başladı. Açıklama şöyle devam etti:
"TEHLİKENİN BİLİNCİNDEYİZ"
"Kadına yönelik erkek şiddetinin ve kadın cinayetlerinin önlenmediği, koruyucu tedbirlerin etkin uygulanmadığı, cinsiyetçi yargı uygulamalarının rutinleştiği, kadın yoksulluğunun derinleştiği, kadınların istihdama, sosyal güvenceye ve ekonomik kaynaklara erişimde hâlâ ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir ülkede bu torba yasaların yarattığı tehlikenin bilincindeyiz. Medeni Kanun’dan ve 6284 sayılı Kanun’dan doğan hakların sürekli biçimde tartışma konusu hâline getirilmesinin erkek egemen sistemi güçlendirdiğini, şiddete karşı kadınları seçeneksiz hissettirdiğini ve çaresizliğe sürüklediğini biliyoruz.
Yıllardır nafaka hakkı üzerinden yürütülen tartışmalarda kadınların evlilik içinde üstlendiği görünmeyen emek, bakım yükü, ekonomik şiddet ve boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları yoksullaşma gerçeği göz ardı ediliyor. Nafakanın bir ayrıcalık değil; boşanma sonrasında yoksulluğa düşecek eş için öngörülmüş temel bir hukuki güvence olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin 'süresiz olarak' ibaresini iptal eden son hukuka aykırı kararının ardından, kadınların ekonomik güvencelerine yönelik tartışmalar yeni bir aşamaya taşındı. Erkek egemen sistemde kadınların yaşam koşullarını belirleyen yapısal eşitsizlikler sabitken nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik girişimler kadınları ekonomik şiddet karşısında daha da güvencesiz bırakma tehlikesi taşıyor"
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun'un kadınların şiddet failleriyle müzakereye zorlanmasını açıkça yasakladığı hâlde bugün torba yasalarla “aile arabuluculuğu”nun gündeme getirildiğinin vurgulandığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"AİLE ARABULUCULUĞU OFİSLERİNİN YOLUNUN GÖSTERİLMESİ KABUL EDİLEMEZ"
"Boşanmanın hızlandırılması bahanesiyle bu düzenlemeye meşruiyet zemini arayan yetkililer, bugüne dek yapısal çözüm önerilerini hiçbir biçimde dikkate almamıştır. Kadınlar boşanmak istediği için ölümle tehdit edilirken, medeni haklarını talep ettiği için erkek şiddetine maruz kalırken, şiddet sarmalı içinde tüm alacaklarından vazgeçmeye zorlanırken ve adliye önlerinde bile devlet yaşam hakkını koruyamazken kadınlara mahkemelerin değil arabuluculuk ofislerinin yolunun gösterilmesi kabul edilemez niteliktedir. Taraflar arasındaki güç ilişkisinin eşit olmadığı, ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddetin çoğu zaman görünmez biçimlerde sürdüğü evlilikler söz konusuyken kadınların adalete erişimini güçlendirmeyen, aksine onları baskı altında uzlaşmaya zorlayabilecek hiçbir mekanizmanın çözüm olarak sunulmasını kabul etmiyoruz. Esas mesele salt 'boşanmanın hızlandırılması' değil; kadınların boşandıktan sonra eşit, güvenli ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurabilmeleri için gerekli sosyal politikaların hayata geçirilmesidir.
"NEFRET YASALARINA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Gündeme gelen 12. Yargı Paketi taslağı yalnızca kadınların kazanılmış haklarını gasp etmekle kalmamıştır. LGBTİ+ların kimliği, varoluşu, ifade hürriyeti ve örgütlenme özgürlüğü, 'doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırılık' gibi kavramlarla kriminalize edilmektedir. Cinsiyet uyum sürecine başlama yaşı 25’e çıkarılırken, çocuk sahibi olan transların sürece başlamasına izin verilmemiştir; daha önce Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği 'üreme yeteneğinden yoksun olma' hükmü uyum süreci için ön şarta dönüştürülmektedir; sürecin sağlık kurumları nezdindeki şartları zorlaştırılmaktadır. Transların yaşam ve sağlık hakları, bedensel bütünlükleri tehdit edilmektedir. Toplumsal cinsiyet kavramını yasaklayanların bugün LGBTİ+ları hedef göstererek gündeme getirdiği nefret yasalarına karşı mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz. Devletin görevi kadınların ve LGBTİ+ların haklarını tartışmaya açmak değil; şiddeti önlemek, yaşam hakkını, ekonomik bağımsızlığı ve eşit yurttaşlık hakkını güvence altına almaktır.
Bizler, Türkiye’nin dört bir yanındaki baroların Kadın Hakları Merkezleri olarak; kadınların kazanılmış haklarını geriye götürecek, LGBTİ+lara karşı nefreti yasalaştıracak, Medeni Kanun’un eşitlikçi hükümlerini zayıflatacak, nafaka hakkını sınırlandıracak, aile arabuluculuğu adı altında kadınları şiddet failleriyle müzakereye zorlayacak hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. 12. Yargı Paketi kapsamında gündeme getirilen tüm düzenlemeleri yakından takip ediyor; Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı her girişimin karşısında duracağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Torba yasalarla kadınların ve LGBTİ+ların yaşamları, hakları ve özgürlükleri üzerinde pazarlık yapılmasına asla izin vermeyeceğiz! Kadın mücadelesiyle kazandığımız medeni haklarımızı tartışmaya açtırmayacağız! Eşitlikten asla geri adım atmayacağız! Nefret yasalarına karşı durmaya devam edeceğiz! Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!"