Gerçek Muhabir

CHP Grup Toplantısı... CHP Grup Başkanı Özel: "Bizim görevimiz büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır"

GÜNDEM

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, "Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Her biriniz bu partinin damarlarından, damarının içindeki al yuvardan, akyuvardan geliyorsunuz. Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini bu yüce çatının altına, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil. Bizim görevimiz büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır" dedi.

CHP'nin 38. Kurultayı'nın iptal kararının ardından yapılan ilk grup toplantısına, eski TBMM başkanvekilleri Uluç Gürkan, Haydar Akar, eski CHP Genel sekreterleri, Eski Adelet Bakanı Seyfi Oktay, eski CHP milletvekilleri, il ve ilçe belediye başkanları ile beraber çok sayıda partili katıldı. Salonda "Türkiye laiktir, laik kalacak", "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz", "Asla yalnız yürümeyeceksin", "Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek", "Susma, sustukça sıra sana gelecek", "Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz" "Dik dur, eğilme, bu millet seninle" sloganları atıldı.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, "kurultay" sloganlarıyla toplantı salonuna geldi. Özel, sözlerine, "Meclis çok grup toplantıları gördü, çok coşkulu, kalabalık grup toplantıları gördü ama bugün buradaki tablo ve Dikmen kapısının önünde turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3 bin 200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu bir grup toplantısı, o toplantıya katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, tarihin doğru tarafında durma, tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir" diye başladı.

"BİZİM GÖREVİMİZ MÜCADELE VE UMUT SESLERİ TAŞIMAKTIR"

Gadir-i Hum Bayramı'nı kutlayan Özel, şöyle devam etti:

"Üç haftalık aranın ardından milletin Meclisi'nde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği, milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz. Bizi soracak olursanız biz bildiğiniz gibiyiz. Biraz daha ustalaştık taşı kırmakta dostu düşmanı birbirinden ayırmakta. Her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz. Bu partinin damarlarından, damarının içindeki al yuvardan, akyuvardan geliyorsunuz. Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini bu yüce çatının altına, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil. Bizim görevimiz büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır.

Yine bu üç hafta büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi Eylemleri'nin 13'üncü yıl dönümünü de içine aldı. O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz Ali İsmail Korkmaz'ı, Ethem Sarısülük'ü, Abdullah Cömert'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ahmet Atakan'ı, Medeni Yıldırım'ı, Hasan Ferit Gedik'i ve evladımız Berkin Elvan'ı rahmetle anıyorum. Hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan çatışmayı değil barışı, kadeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul'u savunan, İstanbul dayanışması, Taksim dayanışmasından yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar. Halen daha AHİM ve AYM kararlarıyla bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala'ya, Can Atalay'a, Mine Özerden'e, Çiğdem Mater'e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız. Buradan Meclis'in ortaklaştığı Meclis Başkanı'nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı 'Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır. AHİM kararlarına uyulmalıdır' diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum. Önümüzdeki günlerde tüm AHİM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı daha bir süreç için Meclis'teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

"HALKIMIZ AĞIR EKONOMİK KRİZ ALTINDA EZİLİYOR"

Hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız. Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz. 2018'den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 35 bin 200 liraya, yoksulluk sınırının 114 bin 500 liraya yükseldiğini gördük. Yani tüm emeklilerin, emekçilerin, mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve emekçilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz. 20 bin liralık sefalet maaşıyla emekliler, 28 bin liralık asgari ücretle emekçiler, ortalama 19 bin 700 lira aylık gelirleriyle çiftçiler ve bunların alışveriş yapıp da para kazandırarak geçimini sağlayacağı düşünülen esnaflar kan ağlıyor. Perişan bir durumdalar. Ülkede çiftçi yaşı 58'i bulmuş. Üç çiftçiden ikisi 'Asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem, dikmem toprağa bırakırım, giderim' diyecek hale gelmiştir. İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da, genel enflasyonda da Avrupa'da birinci, dünya'da beşinci sıradadır. Türkiye'den kötü, dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta, ya iç savaşta, ya bombardıman altında perişan durumdaki Güney Sudan'dan, İran'dan ve Brezilya'dan sonra Arjantin'den sonra en kötü enflasyon, adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulanacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir.

ÖZEL'DEN ENFLASYON VE VERGİ ELEŞTİRİSİ

Milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye'nin bir aylık enflasyonu dünyadaki 100 ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır. Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte Ama Türkiye'de tırmanmaktadır. Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin 30 yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kâğıtlarına yarattığı güvensizlik, 30 yıl önce verdiği diplomayı inkar eden, benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun bonosu yarın gittiğinde geri mi ödenecek, ülkenin ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi sözü ne zaman zaman kadar sürecek lafı işte bu ülkenin risk primi bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır, bu ülkenin yüksek faizidir, bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır. Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi bir büyük, baştan aşağıya sarsan bir şey. Yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H'sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı. Türkiye artık öyle bir ülke değil. Türkiye'de halk, hukuk, adalet kazandı, Türkiye'nin önü açık. Türkiye'de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu vergi sorunudur. Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu verginin adaletsiz, haksız, yersiz alınma sorunudur. Türkiye'nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11'ini ödediği bu salondaki gibi Türkiye'deki bütün vatandaşların zenginliklerine, fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin 64'ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24'ünü ödediği bir düzende yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin 10'a 1'in, az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin 10'a 9'unu ödediği bir düzen haksız bir düzendir. Dolaylı vergilerle verginin 64'ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24'ünü ödediği bir düzende yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir."

"AK PARTİ'NİN KARA DÜZENİ BUDUR"

Oyun konsolu fiyatının yer aldığı dövizi gösteren Özel, şöyle devam etti:

"Söz verdim genç bir arkadaşa Çınar, diyor ki, 'Özgür abi hani AKP'den.com devam edecekti.' 'Ediyor AKP'den2.com' dedim. Baktım bir ilk araba var, bir de geçen hafta söylediğin cep telefonu var ama devam edecek demiştin, oyun konsolu demiştin, Amerika'da Türkiye'nin üçte biri fiyattaymış Özgür abi onu gösterecek misin' dedi. İşte o vergi düzeni. Bunu Türkiye'de 44 bin 500 liraya almak varken AKP'den olmasa akpden.com'da sepete ekle dediğinde Çınar, 'Dur bakalım Çınar' diyorlar. '8 bin 900 gümrük vergisini ver. 10 bin 680 özel tüketim vergisi ver. Bir de bunların üstüne 12 bin 820 KDV'sini ver. Yani sen buna 32 bin 400 da Tayyip Amca'ya ve onun beceriksiz bakanlarına ver. Varsa 77 bin liran yun konsolunu alırsın Çınar' diyorlar. Bu düzeni değiştirmenin, bu kara düzeni ortadan kaldırmanın, Çınar'ın da yüzünü güldürmenin sözünü veriyor CHP. Çınar'ın ve babasının anasını ağlatanlar 65 bin liralık cep telefonunu 133 bin liraya sattıranlardır. 65 bin liralık cep telefonundan 67 bin lira vergi alanlardır. Çınar'ın babası 30-40 sene önce devlet memuru olaydı ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olsaydı, Çınar'ın annesi de çalışsaydı beş beş yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla bir ev alıyorlardı. Ama şimdi Çınar'ın babası eğer babasından miras değilse veya milli piyangodan ikramiye çıkmadıysa Çınar'ın anasıyla babasının her sabah 06.00'da kalkıp işe gidip turşu gibi geriye gelenlerin ömürleri boyunca çalışıp bir ev almaları, bir araba almaları mümkün değildir. Almaya kalkanın karşısında Tayyip Bey belirir, bin 200 liralık arabadan bin 557 liralık vergi alır, 2.7 milyona getirir. İşte AK Partinin kara düzeni budur.

"O DÜZENDEN VAZGEÇİYORLAR"

Bu adaletsiz yüzde 90 vergiyi almaması gerekenlerden alanların, vergi verenleri, vergi verecekleri rahat bırakanların, yandaşa iltimas yapan, kıyak geçen, yandaşın vergisi parayı kazanmış, vergisi hesaplanmış, tam ödenecek zamana gelmiş, burada komisyonlardan onlara af çıkaranların tarafını görmek, hepimiz tarafımızı belirlemek durumundayız. Bu açlığa, sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi artık milletin istemediğini görenler bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak yani demokrasinin gelişli gidişli, milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılan, memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin, işçinin 'Herkes kendisine en iyi taahhüdü yapanı seçer' deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bir düzeni ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan sonra Cumhuriyet'i kuran sonra da çok partili rejimi getirip, milletin istediği getirip, istediğini götürmesine, karar vermesini bu ülkeye hediye eden CHP'nin en önemli bu ülkeye kazanımıdır, kazandırdığı iştir. İşte o düzenden vazgeçiyorlar."

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.