Gerçek Muhabir

CHP'li Ayhan Barut: "112 milyon ton buğday ithalatına 31 milyar dolar"

GÜNDEM

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, buğdayda alarm zilleri çaldığını, AKP iktidarının sorunu daha da büyüttüğünü vurguladı. AKP iktidarları döneminde Türkiye'nin 112 milyon ton buğday ithal ederek 31 milyar dolar para ödediğini belirten Barut, "Türkiye'deki ekim alanlarının yüzde 40'ı buğday ekimi alanlarıdır. 2002 yılında 93 milyon dekar ekili alan bugün 70 milyon dekara gerilemiştir" dedi.


CHP'li Ayhan Barut, tarımdaki acı tabloyu Meclis'te gün yüzüne çıkardı, AKP iktidarının çözüm yerine sorunları daha da büyütmeye devam ettiğini belirtti
"Buğdayda alarm zilleri çalıyor"
"Buğday ekim alanı 23 milyon dekar azaldı"
"ÖNCELİĞİMİZ GIDA EGEMENLİĞİDİR"
Meclis'te görüşülen Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine CHP Grubu adına kürsüye çıkan Ayhan Barut, Türkiye'de ekonomik ve siyasi krizin herkesi mağdur ettiğini vurguladı. Krizin derinden hissedildiğine vurgu yapan Barut, "Bu krizin ve adaletsiz ekonomik düzenin, insanlığın beslenmesinden huzuruna kadar her şeyi yıkıp geçtiği bir dönemi yaşıyoruz. Aslında birincil önceliğimiz ve aslında sorumluluğumuz, millî beka da sayılan gıda egemenliğimizi güvence altına almak, üreticimizi ve tüketicimizi korumak, tarım alanlarının ve su kaynaklarımızın doğru kullanımıyla üretimin sürdürülebilirliğini sağlamaktır. Mazot ve gübre gibi en önemli temel girdiler hem ülkemizdeki ekonomik kriz hem dünya çapındaki kriz nedeniyle bu dönemde en büyük sorun hâline gelmiştir" diye konuştu.
FİYAT ALGISINA DİKKAT ÇEKTİ
Tarımsal üretim ve çiftçilerin yaşadığı yakıcı sorunların öncelikle çözülmesi gerekirken AKP iktidarının buna göre hareket etmediğini bildiren Barut, şöyle devam etti:
"Çiftçilerimizin içerisinde bulunduğu ve yaşadığı sorunları çözmek, onları konuşmak, onların sorunlarına çare bulmak gerekirken maalesef tarımla ilgisi olan, olmayan konularla dolu torba kanunu burada görüşüyoruz. Mesela, buğday konusu. Buğdayda daha yeni Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından çiftçilerimizin beklentisi altında bir fiyat açıklandı yani 16,5 lira. Bu 16,5 liralık fiyat, geçtiğimiz yılki 13,5 lirayla baz alırsanız yüzde 22 civarında bir artış demek. Oysaki tarımda nereden baksanız yüzde 50'leri bulan bir enflasyon var. Şimdi, buradaki fiyatı açıklarken çiftçinin maliyeti olan ve bu maliyeti de Toprak Mahsulleri Ofisi istediği gibi rakamlarla oynayıp ona göre açıklanan bir sistemi yaşıyoruz. Bugün Türkiye'de buğdayın dekara verilmesi miktarı ortalama 300 kiloyken bugün açıklanan fiyatı 500 kiloya göre açıklanmıştır. Burada bir de manipülasyon yapılarak bir algı oluşturuluyor. 'Buğdayda dekara 980 lira; temel destek, planlı destek ve sertifikalı tohum desteği vererek 3 liraya gelen bir fiyat kiloya eklendiğinde yaklaşık 19 lirayı buluyor.' diyorlar. Ya, aklımızla dalga geçmeyin. Şimdi, fiyatı, taban fiyatı açıklanırken 500 kiloya yakın bir oranı alıyorsunuz, desteklemeyi de Türkiye'deki ortalamaya bölüyorsunuz, 300 kilogram."
"BUĞDAYDA ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR"
Türkiye'de buğdayla ilgili alarm zilleri çaldığını ifade eden Barut, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye'deki ekim alanlarının yüzde 40'ı buğday ekimi alanlarıdır. 2002 yılında 93 milyon dekar ekili alan bugün 70 milyon dekar alana gerilemiştir. Tüm AKP iktidarı döneminde 112 milyon ton buğday ithal edilmiş, 31 milyar dolar parayı yurt dışına vererek ithalat yapılmıştır. Bugün bu 31 milyar dolar buğday üreticisine, kendi yerli üreticimize verilmiş olsaydı bugün üreticilerimizin durumu daha da iyi olurdu. Kırk yıl önce bu ülkede, nüfus da 40-45 milyonken bu ülkenin her zaman 20 milyon ton buğdaya ihtiyacının olduğu söyleniyor. Bugün ülkemizin nüfusu 86 milyona dayanmış, gelmiş, hâlâ 20 milyon ton buğday buğday ihtiyacının olduğu söyleniyor. Burada bir gariplik yok mu? Ya 45 milyon nüfusken 20 milyon ton ihtiyaç olmazdı ya da 86 milyon nüfusa çıktığımızda bugün bu 20 milyon tonun yetmemesi gerekiyordu. Maalesef, yine algı oyunlarıyla tarım yönlendirilmeye çalışıyor. Türkiye'de tarımın ve çiftçinin yaşadığı çöküşün birincil sebebi, ana sebebi uygulanan siyasi ve ekonomik politikalardır, bu politikalar değişmeden tarımın ve çiftçinin sorunlarının çözülmesi de asla mümkün değildir. AKP iktidarının da hedefi olan bu süreç uluslararası sermayenin hâkim olduğu, tarımın kamusal niteliğinin tasfiye edildiği ve üretimden tüketime kadar tüm süreçlerin tekelleştiği bir yapının sonucudur. 2004 yılında çiftçilerimizin bankalara borcu 4,5 milyar TL iken 2025 yılı sonu itibarıyla çiftçinin borcu 1 trilyon 300 milyar liraya dayanmıştır. Çiftçi artık üretim yapabilmek için kamu politikalarına değil, kamu bankaları ile özel bankaların kredilerine ve onların mekanizmalarına bağımlı hâle gelmiştir. Mazot, gübre, tohum ve yem gibi girdilerin fiyatı hızla yükselirken üretici bu maliyetleri karşılayabilmek için banka kredilerine başvurmak zorunda kalmıştır.Özellikle son yıllarda faizlerin de çok yüksek olmasıyla ve bu kredi miktarının da hızlı büyümesiyle çiftçiler artık borçlarını ve çiftçiye dayalı esnaflar da borçlarını çeviremez hâle gelmiştir. Çiftçi üretim yapabilmek için giderek daha fazla borçlanmaktadır, hatta elindeki traktörünü satarak sermaye yapıp yeni bir traktörü de taksitli olarak almaktadır. Çiftçi AKP iktidarında artık şu anda yok olmuştur."
TARIMDA ACI TABLO
Meclis Genel Kurulu'nda AKP sıralarına dönerek konuşmasını sürdüren Barut, şunları dile getirdi:
"Çiftçinin sesini, feryadını duyun. Nedir sizin bu çiftçiyle alıp veremediğiniz? Çiftçi olmazsa kimse olmaz, çiftçi olmazsa aç kalırız. Tarımını hor gören, yarını zor görür. Tarımda yaşanan kriz üretim göstergelerine de açıkça yansımaktadır. 2001 yılının sonunda yüzde 9'a ulaşan daralma, maalesef geçtiğimiz yıl da yüzde 8,9 tekrar etmiştir. Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesine göre de 'Tarıma ayrılacak destek gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden aşağı olamaz' denmektedir ancak yıllar içerisinde bu yüzde 1 olan destek yüzde 0,62'den başlayarak şu anda yüzde 0,25 bandına gelmiştir. Bu durum ise tarıma yönelik kamu politikasının üreticiyi koruyan bir yaklaşım yerine neoliberal bir anlayışla yürütüldüğünü göstermektedir. Verilere göre 2007 ile 2026 döneminde tarıma verilmesi gereken tüm desteğin -bu Tarım Kanunu 2006 yılında çıkarıldı- 2 trilyon 671 milyar olması gerekirken fiilen ödenen destek şu anda 686 milyar lirada kalmıştır. Çiftçiye verilmesi gereken bu kaynağın yaklaşık yüzde 74'ü ödenmemiştir yani bu iktidarın çiftçiye 1 trilyon 986 milyar borcu var. Desteklerin yetersizliği ve de özellikle son yıllarda daha da belirgin hâle gelmiştir. Örneğin, 2024 yılında gayri safi hasılanın yüzde 1'i uygulanmış olsaydı, 445 milyar destek alınması gerekirken fiili destek 91 milyarda kalmıştır. Benzer bir şekilde de 2025 yılında verilmesi gereken 630 milyar desteğin 168 milyar lirayla sınırlı kaldığını söylemek istiyorum. 2026 yılında ise 773 milyar lira verilecek destek maalesef yine beşte 1'i olan 168 milyar liraya gelmiştir. Döviz kurundaki artış, mazot ve gübre olmak üzere tüm girdilerin maliyeti katlanmıştır. Özellikle 2002 yılında döviz 1,5 lirayken bugün 45 liraya dayanmıştır; mazot da 70 kat artmıştır, 1 liradan 70 liraya dayanmıştır. İthalat sorununun yanı sıra tarımsal girdilerin küresel piyasalara aşırı bağımlı hâle gelmesi büyük sorundur. Yerli üreticiyi destekleyin, tarımı destekleyin, o da ülkemizi doyursun."

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.