Önal, yaptığı açıklamada, dünyada her yıl 28 Haziran - 4 Temmuz arasının Emekliler Haftası, Türkiye'de ise 30 Haziran'ın Emekliler Günü olarak kabul edildiğini anlattı.
"Ancak ne yazık ki içinden geçtiğimiz somut ekonomik kriz ve ağır politik koşullar göz önüne alındığında, Türkiye’deki emeklilerin ne bir haftayı ne de bir günü kutlayacak durumu kalmıştır" diyen Önal, on yıllar boyunca ülkenin kalkınması, üretimi ve geleceği için fabrikalarda, tarlalarda, ofislerde alın teri dökmüş milyonlarca emeklinin bugün açlık ve yoksulluk sınırının fersah fersah altındaki aylıklarıyla adeta hayatta kalma savaşı verdiğini söyledi.
"HALKTAN ESİRGENEN KAYNAKLARIN NERELERE AKITILDIĞINI GÖRÜYORUZ"
Bu şartlar altında Emekliler Haftası'nın kendileri için bir "mücadele haftası" olduğunu belirten Önal, şunları kaydetti:
“İçinde bulunduğumuz 2026 yılında, ekonomi yönetiminin uyguladığı sermaye odaklı programların bedeli bir kez daha işçilere, emekçilere ve emeklilere ödetilmektedir. En düşük emekli aylığı, Hazine destekleriyle bile ancak 20 bin lira seviyesine tamamlanmaktadır. Bu rakam, büyükşehirlerdeki ortalama kira bedellerinin bile gerisinde kalmışken iktidar ve yandaş medya her gün yeni bir emekliye müjde senaryosu üretmekten, sahte refah vaatleri dağıtmaktan utanmamaktadır.
Önümüzdeki Temmuz ayı zam dönemi yaklaşırken, TÜİK’in halkın gerçek enflasyonundan tamamen kopuk, makyajlı verileriyle ilan ettiği 5 aylık resmi enflasyon oranı yüzde 16,60 olarak açıklanmıştır. Üstelik, milyonlarca emekliyi vuran kök maaş garabeti yüzünden, Temmuz ayında çok sayıda emekli arkadaşımızın ya hiç zam alamayacağı ya da resmi enflasyonun bile altında komik artışlara mahkûm edileceği gün gibi ortadadır.
Tam da bu süreçte, halktan esirgenen kaynakların nerelere akıtıldığını çok iyi görüyoruz. Uluslararası egemenlerin askeri paktı olan NATO zirvelerine, sınır ötesi operasyonlara, silahlara ve savaş sanayisine milyarlarca dolar kaynak ayıran siyasi iktidar, sıra bu ülkeyi var eden emekliye geldiğinde 'bütçede kaynak yok' yalanına sığınmaktadır. Emeklileri derin bir yoksulluğa ve sefalete iten bu tablo, asla kaçınılmaz bir ekonomik kader ya da teknik bir zorunluluk değildir; bu durum, tamamen siyasi iktidarın bilinçli bir sınıfsal tercihidir. İktidar bütçeyi halktan, sağlıktan, emekliden yana değil; emperyalist askeri politikalardan, çok uluslu tekellerden ve yandaş sermayeden yana kullanmayı seçmiştir. Bedeli on yıllardır çalışanlar ve emekliler ödüyor, sefayı ise savaş politikalardan beslenenler ve cebimizden çalınanlarla servetini katlayanlar sürüyor.”
"EN DÜŞÜK EMEKLİ AYLIĞI İNSAN ONURUNA YAKIŞIR TABAN ÜCRETE ÇEKİLMELİ"
Önal, "sağlıktan ulaşıma kadar en temel hakların ticarileştirildiğini, hastane masraflarının katlanarak rant kapısı haline getirilmidiğini ifade ederek, "Bizden çalınanları parça parça koparıp lütufmuş gibi sunanların sahte müjdelerini, seçim vaatlerini ve 'emekliyi enflasyona ezdirmedik' söylemlerini kabul etmiyoruz" dedi.
En düşük emekli aylığının açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek insan onuruna yakışır bir taban ücrete çekilmesini istediklerini bildiren Önal, "Savaş bütçelerine, NATO zirvelerine ve sermaye muafiyetlerine harcanan kaynaklar halka aktarılmalı; sağlıkta ticarileşmeye son verilerek katkı payı olmaksızın, tamamen ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli kamusal sağlık hizmeti sağlanmalıdır" diye konuştu.