Gerçek Muhabir

Yankı Bağcıoğlu'ndan NATO Zirvesi değerlendirmesi: Milli menfaatlerden taviz verilmemeli

GÜNDEM

CHP üyesi emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, NATO Zirvesi öncesinde yaptığı açıklamada; Türkiye'nin ittifak içindeki rolü, Doğu Akdeniz politikaları, Ayyıldız Karargâhı ve askerî sağlık sistemi konusunda değerlendirmelerde bulundu. Bağcıoğlu, milli menfaatleri koruyan ve Orta Doğu’da macera aramayan duruşdan taviz verilmemesi gerektiğini söyledi.

CHP üyesi emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu, milli savunma konularına ilişkin görevden alınan İl Başkanı Çağatay Güç'ün irtibat ofisinde basın toplantısı düzenledi. Bağcıoğlu, açıklamasında NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin ittifak içindeki konumu ve milli güvenlik politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bağcıoğlu, NATO Zirvesi öncesinde Türkiye'nin ittifak içerisindeki rolüne ilişkin kamuoyunda yer alan değerlendirmelerin dikkatle ele alınması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"NATO Zirvesi yaklaşırken, ulusal ve uluslararası basın ile çeşitli düşünce kuruluşlarında Türkiye'nin NATO içerisinde gelecekte üstleneceği role ilişkin, millî hak ve menfaatlerimizle ve NATO'nun yerleşik usul ve uygulamalarıyla bağdaşmadığını değerlendirdiğimiz çeşitli iddia ve öngörüler yer almaktadır. Bu değerlendirmeler bilgi kirliliğine neden olmakta, kamuoyunda farklı yorumlara ve endişelere yol açmaktadır. Öte yandan, bugün daha önce 40’tan fazla kez gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor olmak elbette önemlidir. Ancak bununla övünmekten önce şu soruları sormamız gerekir: Keşke millî savunma sanayiimizin kritik projelerine ve yerli üretim kapasitesine ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi. Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve millî hava savunma sistemleriyle sağlanabilseydi. Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu. Kuruluş Antlaşması'nın önsözünde 'demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü' ilkelerine bağlılığını ilan eden NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde yaşananlar oldukça düşündürücü. Anlaşılan o ki, Türkiye’de yaşanan herkesin bildiği gerçekleri yurt dışında anlatanları, her fırsatta 'ülkeyi şikâyet etmekle' suçlayanlar, bu kez Türk gazetecilerini NATO’ya şikâyet etti. Sanki yoksulluk o evlerde yaşayan insanların suçuymuş gibi, Ankaralıların evlerinin önüne paravanlar çekildi. Akademisyenler ve STK üyeleri ağır suçlamalarla tutuklandı. Bu zirvede alınacak kararların, Türkiye’nin millî hak ve menfaatlerini etkileyebilecek görev, sorumluluk ve yük paylaşımı düzenlemeleri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye, ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken; egemenlik haklarından, Montrö’nün sağladığı stratejik kazanımlardan, Karadeniz’deki istikrarı koruyan dengeden, Kıbrıs Türkünün güvenliğini sağlayan, haklarını muhafaza eden, Ege ve Doğu Akdeniz’deki milli menfaatlerimizi koruyan ve Ortadoğu’da macera aramayan duruşundan hiçbir şekilde taviz vermemelidir."

"AKDENİZ KALKANI HAREKATI’NA ULUSLARARASI BİR KİMLİK KAZANDIRILMASI MÜMKÜN"

Doğu Akdeniz'deki güvenlik politikaları ve bölgesel iş birliklerine de değinen Bağcıoğlu, Akdeniz Kalkanı Harekatı'nın uluslararası bir yapıya dönüştürülebileceğini belirterek şöyle devam etti:

"Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de siyasi ve ekonomik olarak kuşatmayı hedefleyen girişimlere karşı en güçlü cevap; güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve doğru zamanda alınacak stratejik inisiyatiflerdir. Bu çerçevede Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Türkiye'nin deniz güvenliği mimarisinin iki temel unsurudur. Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004 yılından bu yana Türkiye'nin liderliğinde bölgesel deniz güvenliğine önemli katkılar sağlamaktadır. Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise 2006 yılından beri Doğu Akdeniz'de millî olarak sürdürülmekte, NATO'nun Deniz Muhafızı Harekâtı ile koordinasyon içerisinde bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz'de diplomatik açılımlardaki gecikmeler Türkiye'ye önemli stratejik fırsatlar kaybettirmiştir. Bu kapsamda, 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri, Askerî Çerçeve Anlaşması ve hava tatbikatları son derece önemli ancak gecikmiş adımlardır. Mısır ile ilişkilerin uzun yıllar iç politika ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye'ye ne kaybettirdiği açık şekilde değerlendirilmelidir. Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin millî menfaatlerine çok daha uygun sonuçlar elde edilebilirdi. Bugün ise mevcut konjonktür önemli fırsatlar sunmaktadır. Karadeniz Uyumu Harekâtı örneğinde olduğu gibi, Akdeniz Kalkanı Harekatı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması mümkündür. Öncelikle Suriye ve Mısır'ın, ardından Libya ve Lübnan'ın bu yapıya dâhil edilmesiyle Türkiye öncülüğünde Akdeniz'de kalıcı, kapsayıcı ve bölgesel sahiplenmeye dayalı yeni bir deniz güvenliği mimarisi oluşturulabilir. Bu yaklaşım yalnızca Akdeniz'de barış ve istikrara katkı sağlamayacak; aynı zamanda Türkiye'yi siyasi olarak kuşatma girişimlerine karşı da güçlü bir stratejik cevap oluşturacaktır."

BAĞCIOĞLU'NDAN AYYILDIZ KARARGÂHI SORULARI

Bağcıoğlu, Ayyıldız Karargâhı Projesi'nin uygulanma süreci ve mevcut askerî alanların geleceğine ilişkin sorular yönelterek şunları kaydetti:

"Ankara’da yeni tesis edilen Ayyıldız Karargahı’nın, komuta-kontrol ve koordinasyon fonksiyonlarının daha etkin şekilde icra edilmesine ve kuvvetler arası müştereklik anlayışının pekiştirilmesine önemli katkılar sağlayacağı değerlendirilmektedir. Ancak bu yeni yapılanma hayata geçirilirken, her kuvvet komutanlığının yerleşik usulleri, kurumsal gelenekleri ve yıllar içinde oluşmuş işleyiş kültürü korunmalı; müştereklik hedeflenirken kurumsal teamüllerden taviz verilmemelidir. Ayrıca kamuoyunun cevap beklediği bazı önemli sorular bulunmaktadır: Ayyıldız Karargahı’na taşınma tamamlandıktan sonra, şehir merkezinde bulunan mevcut karargâh binaları ve arazileri hangi amaçlarla değerlendirilecektir? Özellikle İstanbul’da geçmişte yaşanan örnekler dikkate alındığında, bu değerli askeri arazilerin yüksek rant getiren imar ve ticari projelere açılması söz konusu olacak mıdır? Böylesine büyük ölçekli projeler için kaynak oluşturulabilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin uzun süredir devam eden barınma ve lojman sorunlarının çözümüne neden aynı öncelik ve kaynak tahsis edilmemektedir? Ayyıldız projesinin yapıldığı alana çok yakın bir bölgede, 17 Eylül 2025'te temeli atılan Dışişleri Bakanlığı Yerleşkesi inşaatı çok kısa bir sürede tamamlanma aşamasına gelmişken, stratejik öneme sahip Ayyıldız Projesi’nin yapım sürecinin bu denli uzun sürmesinin gerekçeleri nelerdir?"

"ASKERÎ SAĞLIK SİSTEMİ YALNIZCA ASKER HASTANELERİNDEN İBARET DEĞİLDİR"

Bağcıoğlu, açıklamasının son bölümünde ise askerî sağlık sisteminin yeniden yapılandırılması gerektiğini belirterek mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bağcıoğlu, "30 aydır sürekli gündeme getirdiğimiz askeri sağlık sistemine olan ihtiyaca değineceğim. Bölgemizde yaşanan savaşlar ve çatışmalar, yalnızca silah sistemlerinin değil, askerî sağlık sistemlerinin de savaşın sonucunu doğrudan etkileyen stratejik bir kuvvet unsuru olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ankara’daki NATO Zirvesine katılacak 32 devletten sadece Türkiye ve İzlanda’nın askeri sağlık sistemi yoktur. Diğer 30 devletin değişik ölçeklerde askeri sağlık sistemi, birimleri idame edilmektedir. İzlanda’nın zaten 'silahlı kuvvetleri' mevcut değildir. Özellikle vurgulamak istediğim askerî sağlık sistemi yalnızca asker hastanelerinden ibaret değildir. Bu sistem; kıta, birlik ve gemilerde başlayan sağlık hizmetlerinden, bölgesel asker hastanelerine, askerî sağlık eğitimine ve en üst seviyede Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nin oluşturduğu mükemmeliyet merkezine kadar uzanan bütünleşik bir yapıdır. Dolayısıyla yalnızca birkaç asker hastanesinin yeniden açılması, askerî sağlık sisteminin yeniden kurulduğu anlamına gelmeyecektir" dedi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.