Gerçek Muhabir

İBB Davası'nda 26. gün sona ererken tansiyon yükseldi...İmamoğlu: “İddia makamı vasıtasıyla tarihin en büyük zulmü yaşatılıyor”

SAĞLIK

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik davada, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması sırasında, itirafçı Adem Soytekin'e söz verilmek istenmesi tartışma yarattı. Gerginlik üzerine Mahkeme Başkanı duruşmayı bitirdi. İmamoğlu, salondan ayrılırken basın mensuplarına, “Sakin sakin anlatacağız. Lütfen iyi dinleyin, iyi aktarın. Tarihin en büyük zulmü yaşatılıyor iddia makamı vasıtasıyla. Hakikat asla kaybolmaz. Biz de hakikate sığınıyoruz” diye seslendi. Duruşma, pazartesi günü Pehlivan’ın savunmasıyla devam edecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik davada, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması sırasında, itirafçı Adem Soytekin'e söz verilmek istenmesi tartışma yarattı. Gerginlik üzerine Mahkeme Başkanı duruşmayı bitirdi. İmamoğlu, salondan ayrılırken basın mensuplarına, “Sakin sakin anlatacağız. Lütfen iyi dinleyin, iyi aktarın. Tarihin en büyük zulmü yaşatılıyor iddia makamı vasıtasıyla. Hakikat asla kaybolmaz. Biz de hakikate sığınıyoruz” diye seslendi. Duruşma, pazartesi günü Pehlivan’ın savunmasıyla devam edecek.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 26. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam etti.

Duruşmada İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan savunma yaptı. Pehlivan, savunmasında, Savcılık için şahsi bir tartışmanın bile artık örgütsel faaliyet sayıldığını belirterek, "Yakup Öner'in “görgüsü” önemli bulunmuş olacak ki tutanağa ve iddianameye de eklenmiş. Artık itirafçının ağzından çıkan söz kendiliğinden örgütseldir; her şey suça hazırlık hareketidir" diye konuştu.

Adem Soytekin’in, “Abdi Bey yurt dışından dönünce bakacağını söyledi. Ben öncesinde Abdi Bey ile tanışıyordum; kendisiyle beraber maç izlemişliğimiz bile vardır. Ancak böyle bir talebi iletecek samimiyetim olmadığı için Murat Gülibrahimoğlu’ndan bunu talep ettim. Murat Gülibrahimoğlu, Fatih Keleş, Tuncay Yılmaz ve Abdi Bey 2024 yılında Bodrum’da, Çağdaş Holding’e ait, Bodrum’un girişinde sağdaki lüks otelde tatil yapmışlardı. İleri derecede bir samimiyetleri bulunmaktaydı. Bunun dışında başka tatillere de gittiklerini biliyorum" şeklindeki beyanlarının savcılık tarafından etkin pişmanlık beyanları olarak kabul edildiğini belirten Pehlivan, şunları kaydetti:

"Anlaşılan o ki birlikte maç izlemek, tatile gitmek de artık örgütsel. Peki, itirafçılara göre bu hayali örgütün bir adı var mıdır? Varsa nedir? Şu trajediye bakar mısınız? Kasiyere, şoföre kurdurduğunuz bu sözde örgütün sözde yapısının adını da itirafçılara koydurmuşlar! Tıpkı bir babanın, bir annenin yeni doğan çocuğuna isim koyması gibi… Dosyaya dönüp bir bakın; “SİSTEM” diye bir yapıdan ilk söz eden odur. Daha sonra diğer ifadelerde de bir papağan gibi tekrar edilen bu kavram, sanki herkesin üzerinde uzlaştığı somut, resmî bir örgüt ismiymiş gibi dolaşıma sokulur. Oysa başlangıç noktası bellidir. Hani şu hakkında 'suç örgütü lideri' dediğiniz, yüzlerce yıla varan hapis cezası talep ettiğiniz, ama buna rağmen her nedense tutuklu bulunmasına bile gerek görmediğiniz Aziz İhsan Aktaş… İşte iddianamenin temelini oluşturan o meşhur SİSTEM adını ilk telaffuz eden de odur. Adamın kendi adına örgütü olduğu yetmiyor, bir de gelip bizim örgüte isim koyuyor. Güler misin, ağlar mısın? Örgüt yöneticisi dediğiniz Adem Soytekin bile size diz çöktüğü ifadesinde 'SİSTEM'i gözaltına alındığında öğrendiğini söylüyor. Ya bu Adem’i ocak dışı bırakın ya da ifade verirken çok da rahat bırakmayın. Sonra sizin örgütünüzü çökertiyor. Şimdi hepimizin durup şunu sorması gerekir: Bu isim, Aziz İhsan Aktaş’ın zihninde nasıl doğdu? Gerçekten kendi tasviri midir, yoksa önüne konulan çerçevenin içine özenle yerleştirilmiş bir kelime midir? Bir yasa dışı yapıyı tarif ederken neden hukuki, somut bir niteleme değil de muğlak, soyut ve her yöne çekilebilecek esnek bir kavram seçilmiştir? 'Sistem'.... Ne başlangıcı bellidir ne sınırı. Ne üyeleri tam sayılabilir ne de hiyerarşisi net çizilebilir. İçini istediğiniz gibi doldurabileceğiniz koca bir boşluk! Nedir bu sistem? Türk Dil Kurumu’na göre bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni demektir. Savcılığa göre ise bu sözde örgütün adı, sanı, her şeyidir.

Oysa dikkatle bakıldığında ortadaki şey, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin devasa bürokratik yapılanmasının ötesinde bir şey değildir. 16 milyon İstanbulluya hizmet götüren, 90.000 çalışanı olan dev bir idari yapının bürokratik düzenini, yasal işleyişini sırf siyasi bir saikle 'suç örgütüne' dönüştürmek, amir-memur ilişkisini kriminalize etmek akıl karı mıdır? Şimdi tekrar sormak gerekir: Size bir suç örgütünün, bu meşhur 'SİSTEM'in varlığını kim söyledi?

"Kurgusal mahkeme..."

Cevabını ben vereyim: Bu kurgusal maskenin ön yüzünde Adem, Ertan, Aziz İhsan Aktaş ve diğerleri var. Fakat o maskenin arkasındaki gerçek yüzün, bir gün bu salonda, bugün bizim durduğumuz bu sanık kürsüsünde duracağından zerre kadar şüphemiz yok! Ve tam da bu nedenle, “etkin pişmanlık” adı altında kurulan bu gerçek suç üretme sistemine yeniden dönmek zorundayız. Dönelim ve soralım: Bu dosyayı üzerine inşa ettiğiniz etkin pişmanlar gerçekten tutarlı ve güvenilir midir? Ona da verecek cevabım nettir: Olumsuzdur. Yüzlerce örnek sayılabilir; ancak yalnızca hakkımda konuşan Adem Soytekin’e bakmanız bile yeterlidir. Hani şu çelişkileri ve yalanları nedeniyle artık dışarıda tutamadığınız Adem… Ne tutarlıdır ne de güvenilirdir. Hakkımda aktardığı sözde telefon görüşmesinin yalan olduğunun ispatı bizzat dosyanızın içindedir. Güya 7 Mart’ta onun yanında Ali Nuhoğlu ile konuşmuşum ve 'ona da tedbir geldi' demişim. Oysa Ali Nuhoğlu hakkında tedbir kararı 25 Mart tarihinde verilmiş. Dosyada açıkça yazılı. Bitmiyor. Adem ifadesinde bu soruşturmayı benden mart ayında öğrendiğini söylüyor. Oysa dosyadaki tape kayıtlarında, Adem’in şubat ayının başında bir Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticisi olan Mehmet Şahin’den soruşturmayı öğrendiği görülüyor. Yani Adem konuşurken siz zaten bu iddianın da doğru olmadığını biliyordunuz. Buna rağmen o beyanı kullanmaya devam ettiniz. Daha da fenası; ifadede mart, tapede şubat, Yeni Şafak isimli gazeteye verdiği röportajda ise ocak ayında öğrendiğini söylüyor. Adem’in çelişkileri üzerine yalan boyut atlıyor.

"Adem’in anlattıklarının doğru olup olmadığını kimseye sormanıza bile gerek yoktu"

Adem’in anlattıklarının doğru olup olmadığını kimseye sormanıza bile gerek yoktu. Dosyadaki evraklara ve tarihlere bakmanız yeterliydi. Gelgelelim, birine 'Bu Adem’in anlattıkları doğru mu?' diye sorduğunuzda işler başka türlü karışıyor. Çünkü sorduğunuz kişi Adem’in yalanını ortaya çıkarıyor. Ve bu kez onu saklama telaşına düşüyorsunuz. Neyden bahsettiğimi açıkça söyleyeyim: Adem Soytekin ne demişti? 'İl binasının satın alımı rüşvet parasıyla oldu. İlhan Akbayır ile birlikte bağış makbuzu düzenledik, parayı bağış gibi gösterdik. Makbuzları da Mehmet Pehlivan’a verdik.' Bu beyanı İlhan Akbayır’a sordunuz. İlhan Akbayır size açıkça böyle bir bağış makbuzu düzenlemediğini ve Adem’in doğru söylemediğini söyledi. İlhan’ın beyanından sonra yapılması gereken belliydi: Bu beyanı dosyaya koymak ve çelişkiyi mahkemenin önüne getirmek. Ama iddia makamı bunu yapmadı.

“Tüm argümanlar, üflesek yıkılacak kâğıttan kaplanlardan ibarettir”

Aldığı ifadeyi sırf lehimize olacak diye dosyaya bile koymadı; iddianamede yer vermedi. Dosyanın temelini çürüten ifadeyi görünmez kıldılar. Hanelerine bir suç daha eklendi. Tanıkları ne güvenilir ne tutarlı. Beyanlarının aşağısı da yalan, yukarısı da yalan. Söylediklerini birine sorsanız da yalan, sormasanız da yalan. Etkin pişmanlar eliyle inşa etmeye çalıştıkları “örgüt” hakkındaki tüm argümanlar, üflesek yıkılacak kâğıttan kaplanlardan ibarettir.

Pehlivan’dan “Cevat Kaya” tepksi: “Savcılık bunu söylüyor; dokunan yanar!”

Bir kişiyi örgüt üyesi, özel vasfa haiz örgüt üyesi, sadece örgüte yardım eden kişi ya da örgüt üyesi olmayan kişi olarak etiketlerkenki tek rehberleri siyasi hasımlarıyla olan meseleleridir. Bu noktada, kendi içlerindeki çelişkileri görebilmeniz için birkaç gün boyunca bizi gerçekten dinlemeniz gerekirdi. Sayın Heyet, örgüt; hukuk mantığıyla iradesini örgüte teslim etmiş elemanlardan oluşan, organik bağ ile bağlı bir yapı olmalıydı, değil mi? Sanıklardan Cevat Kaya için, 'şahsın suç örgütü lideri Ekrem İmamoğlu’nun adını kullanarak İBB kaynaklarını kendi lehine kullanmak istediğine dair hususların yer aldığı' denilerek, Ertan Yıldız’ın ağzıyla konuşuluyor. O hâlde örgüt adına hareket etmeyen, kendi çıkarına iş yapan Cevat Kaya örgüt üyesi olmamalıydı, öyle değil mi? Ama hayır, örgüt üyesi diyorsunuz. İşin aslı ortaya çıkıyor: Ekrem İmamoğlu’nun eşinin ağabeyi olan Cevat Kaya, siyasi meselelerinden dolayı artık örgüt üyesidir. Ya da Seza Büyükçulha… Bir firmanın belediyeden olan alacağının tahsili konusunda yardımcı olunmasını istiyor. Sözde “Sistem”e değil, “Sistem”den talepte bulunan bir kişinin neden örgüt üyesi sayıldığını sorgularken cevabı buluyoruz: “Örgüt liderinin çocukluktan arkadaşı olması nedeniyle diğer örgüt yöneticilerine bağlı hareket etmediği” denilerek, üstelik “özel vasıflı üye” oluveriyor Seza. Savcılık bunu söylüyor; dokunan yanar!"

Adem Soytekin söz istedi, duruşmada tansiyon yükseldi

Duruşmada Mehmet Pehlivan’ın savunması sürerken, Mahkeme Başkanı, Pehlivan’a dönerek dosyada adı geçen Adem Soytekin ile ilgili ifadelerin dikkatini çektiğini belirterek, Soytekin’in ek beyanda bulunmak için dilekçe verdiğini ve bu nedenle salona getirildiğini söyledi. Başkan, Soytekin’e söz vermek istediğini ifade etti.

Bu sırada İmamoğlu ve savunma avukatları, “savunmanın ve sorgunun bölündüğü” gerekçesiyle itiraz etti.

Mahkeme başkanı itirazlara karşılık, “Şahıs bana iki gün önce dilekçe verdi, kime söz hakkı vereceğimi size sormam” dedi. Avukatların dilekçenin UYAP sisteminde görünmediğine yönelik itirazlarını dile getirmesi üzerine Mahkeme Başkan, “Ben sorguyu bölmedim; saat 19.00’da bitireceğimizi söyledim, yetişmezse pazartesiye bırakırız” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı ayrıca Pehlivan’a hitaben, “Savunmanıza müdahale etmedim. Somut isnatlara girmediniz, Adem Soytekin ile ilgili çelişkileri dile getirdiniz” dedi.

"Burada herkes Mehmet Pehlivan’ın avukatı mı?” 

Salondaki tartışmaların büyümesi ve uğultunun artması üzerine Mahkeme Başkanı, “Burada herkes Mehmet Pehlivan’ın avukatı mı?” diye sordu. Bunun üzerine avukatlar hep bir ağızdan “Evet” yanıtını verdi. Bu sırada izleyici sıralarından alkış yükseldi.

Tartışmaların ardından Adem Soytekin’e mikrofon verildi. Soytekin, “Konudan haberdar oldukları için konuşmamı engellemek istiyorlar” dedi. Bu sözler üzerine salondan tepki sesleri yükseldi.

Yaşanan gerginlik sırasında duruşma salonunda görevli jandarma personelinin Soytekin’in etrafında güvenlik çemberi oluşturduğu, ayrıca salona takviye jandarma ekiplerinin alındığı görüldü.

Mahkeme Başkanı, yaşanan tartışmaların ardından Mehmet Pehlivan’ın savunmasının pazartesi günü kaldığı yerden devam edeceğini açıkladı.

Soytekin'in "sataşma" iddiasına izleyiciler ve avukatlar tepki gösterdi

Ardından Soytekin’ söz verildi. Soytekin, “Duruşma başladığından bugüne kadar etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiğim için ayrı oturuyorum. Hep laf atmalar falan oluyordu ama dile getirmiyordum. Burada oturuyordum yine Murat Kapki de önümde oturuyordu. Kapki, ‘yargılamanın filmini çekeceğiz sen de rolünü oynar mısın” dedi. Ben de ‘ben rol yapmıyorum’ dedim" ifadelerini kullandı. 

Kapki ise Soytekin’e tepki göstererek, “Sen yalan söylüyorsun” diye bağırdı.

Bu sırada izleyiciler ve avukatlar da Soytekin’e tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı “Adem Bey, bu iş farklı yere gidiyor. Pazartesi devam edelim” diyerek duruşmayı bitirdi.

Mahkeme Başkanı söz almak isteyen Kapki’ye, “Soytekin’in sözünü böldüğünüz için size de söz hakkı vermeyeceğim” dedi.

Ayrıca Mahkeme Başkanı, "Bir yanlış anlaşılma oldu. Adem Soytekin'e Pehlivan'ın savunmasıyla ilgili söz hakkı vermedim bize verdiği dilekçeyi UYAP'ta göremediğinizi söylediğiniz için dilekçesini teyit ettirmek istedim. Savunmanızın insicamını bozduğum için özür dilerim pazartesi devam edersiniz" dedi.

Tutuklu sanıklar aşağı indirilirken izleyiciler, “Saçını da çektiler mi Adem?”, “Bravo Kapki” diye seslendi.

İmamoğlu: "Tarihin en büyük zulmü yaşatılıyor iddia makamı vasıtasıyla"

İmamoğlu ise salondan ayrılmadan önce, “Sakin sakin anlatacağız. Lütfen iyi dinleyin, iyi aktarın. Tarihin en büyük zulmü yaşatılıyor iddia makamı vasıtasıyla. Mehmet gencecik bir avukat, tane tane anlattı. Söylediklerinin hepsi hakikat. Hakikat asla kaybolmaz. Biz de hakikate sığınıyoruz” diye basına seslendi.

Pehlivan’ın savunması, pazartesi günü kaldığı yerden devam edecek.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.