Gerçek Muhabir

Zeynel Emre: “CHP Savaş Meydanlarında Kurulan Bir Partidir, Kuvayı Milliyedir; O Yüzden Bize Atılan Kir, Pas Tutmaz”

SİYASET

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Zeynel Emre, Bağcılar İlçe Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında, İBB Başkanı ve CHP Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarına yönelik başlatılan davanın bir "kumpas ve darbe girişimi" olduğunu vurguladı. Emre, “CHP savaş meydanlarında kurulan bir partidir. Kuvayı Milliyedir. O yüzden bize atılan kir, pas tutmaz. Partimizin iktidar yürüyüşünü kesmek için siyasallaşmış yargı eliyle birçok dava açıldı. Biz diyoruz ki; siyasi rekabet sandıkta olur, mahkeme salonlarında olmaz, halkın hakemliğinde olur.” dedi.

ZEYNEL EMRE’DEN İBB DAVASI ÖNCESİ AÇIKLAMA: ““CHP SAVAŞ MEYDANLARINDA
KURULAN BİR PARTİDİR, KUVAYI MİLLİYEDİR; O YÜZDEN BİZE ATILAN KİR, PAS TUTMAZ
Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Zeynel Emre, Bağcılar İlçe Başkanlığı’nda gerçekleştirdiği
basın toplantısında gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasına 8 Mart Dünya
Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak başlayan Emre, şunları söyledi:
“KADINLARIMIZIN HER ALANDA OLMASINI İSTİYORUZ”
Değerli basın mensupları, ekranları başında bizleri izleyen kıymetli yurttaşlarımız, hepinizi
Cumhuriyet Halk Partisi adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, öncelikle bugün 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü. Önce başta ülkemizde
olmak üzere dünyadaki emekçi kadınların kadınlar gününü kutluyorum. Umuyorum ki, bu
vesileyle bir kez daha temennimizi dile getirelim. Çok sayıda kadına karşı şiddetin yaşandığı
ülkemizde bu şiddet son bulur ve kadın – erkek fırsat eşitliği anlamında pozitif politikalarla
buluşabiliriz. Biz kadınlarımızın her alanda olmasını istiyoruz. Bugün gelişmiş ülkelere
baktığımız zaman temel ölçütlerden biri kadın ve erkeğin hemen hemen aynı oranlarda
hayatın her alanında buluşmasıdır. Siyasette, ticarette, medyada, sporda, sanatta. Dolayısıyla
bu konudaki her türlü pozitif politikayı da Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak desteklemeye
devam edeceğiz.
“2019 BAŞARISINI YARGI KISKACIYLA ENGELLEMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz Cumhuriyet Halk Partisi özellikle 2019 yerel seçim
başarısından sonra iktidar tarafından yönettiği belediyelerde ciddi bir yargı kıskacı altına
alındı. Hem kara propaganda, hem yalanlar, soruşturmalar, denetimler, engellemeler. Bir
önceki dönem İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 47 kere denetleyenler bizim zamanımızda
binden fazla denetleyebilir oldu. Tabii bizim bu konularda hiçbir rahatsızlığımız yok. Her şeyi
gelsin denetlesinler. Ancak bütün bu engellemeler, kara propagandalar 2024 yerel seçiminde
işe yaramadığı görülüp Cumhuriyet Halk Partisi elindeki belediye sayısını arttırmasıyla birlikte
bu kez de milli iradeyi hepten tanımayarak, kumpaslar kurarak, yargıyı harekete geçirerek
belediye başkanlarımızı tutuklamaya başladılar. Tabii burada en çarpıcı olan İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın İmamoğlu'nun ve Sayın İmamoğlu'nun özellikle
cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladıktan sonra kendisine yöneltilen yargı operasyonları ve bu
kapsamda yüzlerce belediye çalışanının, bürokratın, belediye başkanının içinde bulunduğu
100'den fazla kişinin tutuklanması 400'den fazla kişinin de sanık olarak hakkında iddianame
yazılmasıyla sonuçlandı.

“SİLİVRİ’DEKİ MAHKEME SALONU BİLE ŞAİBELİ İHALEYLE YAPILDI”
Değerli arkadaşlar, bu kumpas davası yarın itibariyle başlıyor Silivri'de. Biz Cumhuriyet Halk
Partisi olarak yarın Silivri'de olacağız. Biz oraya kitlesel bir çağrı yapmadık. Daha çok yönetici
düzeyindeki arkadaşlarla birlikte, parti içerisinde ilçelerde yönetici pozisyonda olan
kimselerle birlikte orada olacağız. Bunun nedenlerinden biri şu. Bir önceki basın toplantısında
ifade etmiştim. Bize özel Cumhuriyet Halk Partilileri yargılamak amacıyla yapılan bir inşaat
var. Çünkü böylesine bir dava Türk yargı tarihinde yoktur. 4.000'e yakın sayfa iddianame işte
ek klasörlerle birlikte yüz binlerce evrak, 400'den fazla sanık, 100'den fazla tutuklu.
Dolayısıyla bize özel bir mahkeme yapmak için bir yandaşa öyle ihale falan yapmadan
pazarlık usulüyle yaklaşık 1 milyar TL'ye mahkeme salonu yapılmak üzere verilen ihale
süresinde tamamlanmadı. Bu nedenle fiziki olarak pek de elverişli olmayan bir mahkeme
salonunda yargılama başlayacak. Ve burada şunu düşünün. Sanık sayısı, sanıkların her birinin
üç avukatla sınırlandırılması, ailelerden kimselerin gelmesi, basının takip etmesi ki basına da
orada şöyle bir ambargo var. 25 mahkemenin belirleyeceği basın mensubu. Dolayısıyla bir
kısıtlama var. Tüm bunlar fiziki şartlar itibariyle böylesine zor bir durumda başlayacağız.
“İDDİANAME DEĞİL, SİYASİ METAFORLAR”
Şimdi biz bu dosyaya baktığımız zaman önce şunu ifade etmek isterim. Bu Türkiye'deki
alenen seçme seçilme iradesine, Türkiye'de yaşayan insanların kendi kaderini belirleme
iradesine yönelik bir saldırı olduğunu, bu yönüyle de bir darbe girişimi olduğunu ifade
etmiştik. Bu kapsamda gerek 19 Mart 2025 tarihi ve sonrasında bizlerle dayanışma gösteren,
meydanlarda buluşan, Saraçhaneyi terk etmeyen, bu ülkenin gencine, demokratına, bu
ülkenin emeklisine İstanbul'da yaşayan her partiden dayanışma gösterip orada bizlerle
buluşan herkese bir kez daha buradan şükranlarımızı ifade ediyoruz. Ve iddianame itibariyle
baktığımız zaman da çok tabii çarpıcı, hukuk dilinde olmayan, tamamen siyasi içerikli olan,
ahtapotun dili gibi metaforların öncelikle Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldığını, peşinde de
iddianamede gördüğümüzü ifade edelim. Bu yönüyle de bizim bu davalar siyasidir, talimatla
yapılıyor sözümüzün de bir yönüyle ispatı oldu. Hem bunun gibi kullanılan metaforlar
içeriğindeki suçlamada Sayın İmamoğlu'na yönelik hedefi cumhurbaşkanı olmak gibi ifadeler,
hedefi iktidarı ele geçirmek gibi ifadeler ve bu ifadelerin yazımının en başında bulunan
kimsenin de ilgili başsavcının da Adalet Bakanlığıyla ödüllendirilmesi bizim başından beri
ifade ettiğimiz bütün bu operasyonların siyasi olduğuna yönelik söz ve konuşmalarımızın
ispatı niteliğindedir.
“ÇÜRÜYEN YALANLAR: NE VALİZDEKİ PARALAR NE DE SIR KASALAR ÇIKTI”
Değerli arkadaşlar, tabii böyle bir dava ve soruşturmaya başlamadan önce biz çeşitli kereler
yalanlar, aleyhe propagandalarla karşılaştık. Bunların yalanların dozu öyle arttı ki bakın hala o
yalanlara inananlar var. Biliyorsunuz Büyükşehir Belediye Başkanlığı gibi, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı gibi bir konumdaysanız siz yüksek bir şekilde güvenlik ihtiyacı duyarsınız.
Bunu da ilgili güvenlikler sağlar. Gerek devletin sağlamış olduğu polis memurları, gerekse de
belediye bünyesinde çalışan arkadaşlar. Bu kapsamda da Sayın İmamoğlu'nun gittiği yerlerde
özellikle bir bombalı saldırıya yönelik bir saldırı olmaması yönelikten jammerlar kullanılır ve
çeşitli sinyal kesicilerle gerekli güvenlik önlemi alınır. Şimdi bakın o görüntüleri yani

jammerların olduğu bavulları. Bavullarda paralar var, Sayın İmamoğlu paralarla geziyor. Valiz
dolusu para var ve o haberlerle birlikte de aynı anda spot, dolar fotoğrafları, para fotoğrafları
çok sayıda. Sayın İmamoğlu'nun arkadaşları bürokratlarla birlikte bir otele girdiğine ilişkin
görüntülerde işte valizlerdeki paralar şeklinde haberleri gördük. Şimdi dava açıldı, iddianame.
Değerli arkadaşlar, böyle bir ibare bu dosya içerisinde herhangi bir şekilde kaleme alınmış bir
suçlama unsuru yapılmış mı? Yok. Yani bizim söylediğimiz şey jammer pekala doğru çıktı ki
iddianamede yok. Peki o kadar iftira atıldı, yalanlar atıldı. Bu insanların günahına girildi, ahı
alındı. Bu iftiralar ne olacak peki değerli yurttaşlarımız? Bakın dediler ki İstanbul Büyükşehir
Belediyesi bünyesinde 560 milyar TL'lik yolsuzluk yapıldı. Dosyada böyle bir ibare var mı?
Yok. Dosyada onu düşünmüşler 160 milyara. Yani o da gerçek değil ama hani 400 milyarı
kendi söylemlerinden dahi uçurdular. Ama bu ifadeleri günlerce ekranları başında
yandaşların tartıştığını, suçladığını ifade edelim. Bunların da dosyada olmadığını söyleyelim.
Bir başka çarpıcı nokta koruma müdürü. Yine koruma müdürünün Mustafa Akın'ın Yayla
evinde sır kasa çıktı dediler. Sır kasa ve sır kasanın içerisinden de yine paralar çıktığını ifade
ettiler. Böyle haberler çıktı. Peki eski özel harekat polis memuru olan Mustafa Akın ne yaptı?
Kasanın şifresini meslektaşlarına verdi. Kasa açıldı. İçinden mermi ve 4 metal vida çıktı.
Gerçek bu zaten aksini gösteren, dosyaya yazılan bir suçlama, bir iddianamede buna ilişkin
bir ibare yok. Peki başka ne dediler? Efendim, Florya sosyal tesislerinde parkelerin altında 2
milyon dolar çıktı. Nerede arkadaşlar bu para? Nerede bu görüntü? İddianamede böyle bir
şey yazıyor mu? Ama günlerce bakın sırf partimizi karalamak, bizim arkadaşlarımızı suçlamak
amacıyla bu yalanları söyleye durdular. Çünkü o tesisler 24 saat güvenlik kameralarıyla
inceleniyor zaten. Ha bazen de bu yalanları söyleyenler yine televizyona çıktı. Ne var canım
arada yalan söylenebilir dediler. Başka ne söylediler? İmamoğlu jetiyle yurt dışına para
kaçırdı. İmamoğlu'nun da böyle bir jeti olmadığı ortaya çıktı.
“GİZLİ TANIK MEŞE OLDU İLKE, O DA VAZGEÇTİ!”
Peki değerli arkadaşlar, yine böyle bir suçlama dava dosyasında yer alıyor mu? Yani jetle yurt
dışına para götürdüler, gönderdiler diye bir görüntü, bir ses kaydı, bir suçlamaya ilişkin bir
somut delil var mı? Bu da yok. Peki, yalan tabii bitmiyor. Efendim İmamoğlu'nun lüks araba
koleksiyonu ele geçirildi dediler. Bahsettikleri garajdaki arabalar MHP Mersin milletvekiline
ait çıktı. Ha bu arada bir yönüyle de bize iftira atarken de kendi içinde de birbirine kumpas
kurmaktan da geri durmuyorlar. Yani orada o söylem, o ifadeler, onu dışarıya çıkaranlar da
sonuçta bunun ortaya çıkacağını ve MHP'li bir vekile ait olduğunun ortaya çıkacağını gayet
tabii biliyorlardı. İşte içeride de birbirini yeme durumu. Buna da işaret edelim. Başka ne
dediler efendim? İİB iştiraki Medya A.Ş kasasından, bakın Medya A.Ş kasasından bizim 38.
Olağan Kurultayımız için 1200 iPhone Pro Max 16 cep telefonu alındı dediler. Şimdi burada
gerçekten traji komik bir durum var. Çünkü 2023 Kasım tarihinde yapılan bir kurultay Apple
ise söz konusu modeli 13 Eylül 2024'te ön siparişe açtı. Yani iftira atılan tarih itibariyle böyle
bir model henüz üretilmiş, geliştirilmiş değil. Peki biz dedik ki bu dosyada hep gizli tanık
ifadeleri var, iftiracı ifadeleri var. Gizli tanık Meşe. Ne oldu bu Meşeye? İSKİ Genel Müdürü
Şafak Başa, 4 gün gözaltı, 210 gün ev hapsinde tutulmasına neden olan Meşe ve başka diğer
arkadaşların da suçlanmasına. Basına yansıdı. Bu kişinin iddia edildi ki kendisine verilen bir

takım sözler tutulmadığı için Çağlayan adliyesinde intihar girişiminde bulunduğu. Bakın,
Meşe. Dosyada Meşe diye bir gizli tanık var mı? Yok. O da yok.
Peki değerli arkadaşlar, şimdi soruşturma kapsamında 29 Ocak, 7 Şubat ve 20 Şubat 2025
tarihlerinde reklamcı Ahmet Taşçı'nın gizli tanık diye ifade verdiği ifade edildi. Ama bu kişi
savcılığa sunduğu son dilekçesinde bu beyanlarının kaynağının somut bir bilgi olmadığını
ifade etti. Dedim ya bu Meşe her yerde kullanıldı. Meşe dilekçe verdi ben tanıklıktan
vazgeçiyorum dedi. Ben bu işte yokum dedi. Meşe'nin daha önce vermiş olduğu ifadeler,
sözüm ona meşe ifadelerde bulunmuştu. Meşe gitti aynı söz, aynı ifadeler gizli tanık İlke diye
geldi. Adı değişti, oldu İlke. Ancak hani kumpas kurarken bunlar FETÖ'den öğrendiklerini
uyguluyor ama yani o kadar beceriksizler ki bu tanık da 20 Kasım 2024'ten 2 gün önce ifade
vermiştim. Ben gizli tanıklık yapmak istemiyorum, hakkındaki tedbirlerin kaldırılmasını
istiyorum dedi. Şimdi bitmiyor iftiraları. Bakın böyle peş peşe sıralayınca insanların nutku
tutuluyor. Efendim Sayın İmamoğlu sözüm ona PKK örgütüne 100 milyon dolar rüşvet vermiş
seçimde kendisini destekledi diye. Her yerde bu haberleri gördünüz. Peki, iddianamede
böylesine yani bir terör örgütünün finansmanından bahsediyorsunuz. Böylesine bir
suçlamayla ilgili iddianamede yazılan tek satır var mı? Bir ifade var mı arkadaşlar? Ne dediler
başka? 10 milyon dolar cenaze aracıyla yurt dışına kaçırılmış. Nasıl olmuş o? İBB İmar A.Ş
Genel Müdürü Onur Soytürk'ün kayın pederi Atina'da hesap açmış ve buraya 10 milyon dolar
kaçırılmış. Arkadaşlar Onur Soytürk ifade verdi. Dedi ki, benim kayın pederim 2021 yılında
hayatını kaybetti. Yunanistan'da falan hiçbir şekilde de ne hesap var ne gitmesi var. Zaten bu
suçlama da günlerce televizyonlarda yer aldı ama hiçbir iddianamede yer almıyor. Ne dediler
başka? Terör örgütleri İBB bünyesinde işe alındı, yerde gösterdiler. IPA ve BİMTAŞ
bünyesinde. Hatta dönemin İçişleri Bakanlarından bir tanesi 700 PKK'lı terörist kendi
ifadesiyle dedi ki bunlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde işe alındı. Bir takım
soruşturmalardan bahsedildi. 40 kişiye soruşturma açıldı. Hepsi de beraat etti. Sonra da bu
kişi mahkemeye sunduğu bir dilekçede efendim siyasi olarak bu iddiaları yapmak
zorundaydık gibi ifadeler kullandı. Yani bunun gibi yüzlerce yalanı sıralayabiliriz.
Şimdi bu tabii gariplikler bitmiyor değerli yurttaşlar, değerli arkadaşlarımız. Çünkü fiile göre
değil döneme göre değerlendirilen suçlamalar var. İki aynı uygulamanın 2019 sonrasında suç,
2019 öncesinde serbest gösterildiği, savcılıkların ilgili birimlere yazarken aman Adalet ve
Kalkınma Partisi'nin yönettiği dönemi kapsamasın. Zaman aşımından bağımsız diyorum. 2019
sonrasındaki ihale ve işlemlere ilişkin belge bilgi istendi özellikle. Aman önceki döneme ilişkin
bir şey çıkmasın. Bütün bunlar bitti. Tabii bunlar yeterli karşılık bulamayınca bu sefer dediler
ki bunlar casus. Bir casusluk iddianamesi var. İddianamede suç örgütünün 6 yöneticisinden
biri olarak gösterilen Hüseyin Gün’le, Sayın İmamoğlu 6 yıl önce bir kez bir fotoğraf çektirmiş
ve orada birlikte suçlanan Necati Özkan’da 6 yıldır görüşmediği kimse. Nasıl oluyorsa da
bunlar hep birlikte casusluk yapmışlar. Ama bu casusluk kapsamında hangi gizli bilginin siyasi
ve askeri casusluk maksadıyla nereye verildiği de belli değil?
Şimdi bakın, çok çok organize bir kötülük ve saldırı var. Tüm bunlarla birlikte iddianamenin
yayınlanmasından bakın biz burada çarpıklıkları söylüyoruz ya yine bazı cesur gazeteciler
bunları ifade ediyordu. İddianame yazılmadan 5 gün önce. Bakıyorsunuz basın mensuplarına
operasyon. Yavuz Oğan, Soner Yalçın, Batuhan Çolak, Şaban Sevinç, Ruşen Çakır gözaltına

alınıyor. Bunlara da gizli tanık İlke’nin söyledikleri soruluyor. Dedim ya İlke önce Meşe’ydi,
sonra İlke oldu. İlke de vazgeçti. Niye? Aman konuşmayın, aman doğruları anlatmayın diye
sindirmek ve korkutmak için.
“İMAMOĞLU LEHİNE KARAR VERENE SÜRGÜN, ALEYHİNE KARAR VERENE ÖDÜL”
Şimdi değerli arkadaşlar, bütün bu gerçekler ortada. Bu da yeterli olmadı. Sayın
İmamoğlu'nun almış olduğu diplomayı hukuksuz bir şekilde iptal ettiler ve kendisiyle birlikte
de o dönemde yatay geçiş yapan 27 kişinin içlerinde profesörler var. Diplomasını iptal ettiler.
Ve bu 27 kişiden 26'sına değil sadece İmamoğlu’na aynı işlemden ötürü resmi belgede
sahtecilikten dava açtılar. Şimdi o kadar saçma sapan bir dava. Mahkemeye gittik. O gün ben
de orada bulunuyordum. Mahkeme başkanı her türlü usule uyan, hukuk neyse, ceza
muhakemesi kanun neyse onu yapan biriydi. Biz de dedik ki bu adam vallahi bayağı iyi
davranıyor herkese. Kesin bunu da buradan gönderirler dedik. Adamı sürdüler gitti. Adamı
görevden aldılar doğru Kahramanmaraş'a Asliye Ceza Mahkemesi. Onun yerine başka biri
geldi. Tabii İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi il
binasına bakan mahkemede olduğunu ifade edelim. Şimdi bu iptale karşı ne yaparsınız? İdare
mahkemesinde haksız bu kardeşim yürütme durdurma istemli dava açarsınız. 5 idare
mahkemesine düştü. İdare Mahkemesi Başkanı ilgili bütün belge bilgileri Başsavcılıktan,
üniversiteden, YÖK'ten bu belgeleri Dışişleri Bakanlığı'ndan istedi. Ne yaptılar? Adam belge
istiyor, delil istiyor. Adamı da aldılar naip üyenin de kendisinin de yetkisini kaldırdılar. Düz
üye yaptılar. Oraya da başka biri atandı. Şimdi ilk gelen kişinin de icraatı diplomayla ilgili
yürütme durdurma talebini reddetmek oldu.
Şimdi değerli arkadaşlar bakın bu kadar tesadüf olur mu? Beylikdüzü belediye başkanlığı
döneminde açılan bir ihale fesat davası var Sayın İmamoğlu'na. Bu dava Büyükçekmece
adliyesinde görülüyor Asliye Ceza Mahkemesi, 7 yıl boyunca sürdü. Sürekli savcılığın
oyalaması en son adam beraat kararı verdi. Adam nereye gitti? O da doğru
Kahramanmaraş'a. Bakın aynı yerde buluşturdular onları. Hiçbiri tesadüf değil. Bakın
herhangi bir şekilde mahkemeden Sayın İmamoğlu lehine bir karar çıkarsa sürgün. Peki
aleyhine bir şekilde ceza verilenler ödüllendiriliyor. Onu da ifade edeceğiz.
Bir başka dosya. Efendim Sayın İmamoğlu İstanbul Başsavcısı Sayın Gürlek'e yönelik işte
hedef gösterme, hakaret vesaireden, tehditten hakkında dava açıldı. 14 Ağır Ceza
Mahkemesinde üyenin teki dedi ki ben burada suç unsuru görmüyorum. O üyeye ne oldu?
Hemen ağır cezadan aldılar iş mahkemesine gönderdiler. Daha önce hatırlarsınız ahmak
davası. Orada Anadolu 7 Asliye Ceza Mahkemesi hakimi görevden aldılar Samsun'a
gönderdiler. Yeni gelen hemen görünmemiş bir şekilde bir hakaret suçundan 2 yıl, 7 ay, 15
gün hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Ve orada ahmak davasına istinaf aşamasında
bakacak 24. Ceza Dairesi Başkanı yetkisi kaldırıldı. İkinci Ceza Dairesine gönderildi. 24. Ceza
Dairesi başkanlığa da başka biri geldi. Aman yani sürekli emin oldukları kişileri mahkemelerde
sürekli üyelerin, hakimlerin değiştiğini görüyorsunuz. Görülmüş şey değil.
“SİYASİ REKABET MAHKEMEDE DEĞİL, HALKIN HAKEMLİĞİNDE OLUR”
Şimdi değerli arkadaşlar, böyle bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz dedik ki
yüzleşelim. Nasıl yüzleşelim? Gelin bu mahkemeleri tüm yurttaşlarımız görsün, izlesin. Önce

Milliyetçi Hareket Partisi sonra Adalet ve Kalkınma Partisi olabilir dediler. Peki dedik ilgili
kanun değişikliği ile ilgili teklif verdik. Reddettiler. Bakın bu ikiyüzlülüğü bir kez daha ifade
edelim. Kameralar önüne geçince evet olabilir dediler ama kanun teklifi verdik ve reddettiler.
Biz TRT'den canlı yayınlansın, herkes bunları görsün dedikçe kısıtlama kararları alındı. Şimdi
gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak içinde bulunduğumuz bu
kötü durumdan dünyadaki bu karmaşa, bu kargaşa, dünyada yaşayan nüfusunun yüzde
7'sinin demokrasiyle yönetildiği bir düzende halkımızla birlikte, yurttaşlarımızla birlikte
Türkiye ittifakını kurarak, örgütleyerek, sandığa inancı güçlendirerek ülkeyi bu karanlık
durumdan çıkartacağız. Cumhuriyet Halk Partisi savaş meydanlarında kurulan bir partidir.
Kuvayı Milliyedir. O yüzden bize atılan kir, pas tutmaz. Partimizin iktidar yürüyüşünü kesmek
için siyasallaşmış yargı eliyle birçok dava açıldı. Biz diyoruz ki siyasi rekabet sandıkta olur.
Mahkemelerde olmaz. Mahkeme salonlarında olmaz, halkın hakemliğinde olur.
Değerli arkadaşlar bakın, Türk milletinin en büyük özelliklerinden birisi nedir dersek
kararlılığı, cesareti ve inancıdır, inatçılığıdır. Eğer siz milletle inatlaşırsanız millet size bunun
cezasını keser. O nedenle de diyoruz ki bu kumpasların, bu kumpaslara uğradığımız son bir yıl
içerisinde üye sayımız neredeyse 4’te 1 arttı. Bakın yurttaşlarımız bizlerle dayanışma
gösteriyor. 15,5 milyon insan dayanışma sandığına geldi. 25 milyon insan imza verdi. O
nedenle elbet sandık gelecek ve iktidar boyunun ölçüsünü alacak. Güneş balçıkla sıvanmaz.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı doğuyor.
Değerli arkadaşlar, katıldığınız için teşekkür ederim.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.