Gerçek Muhabir

Zeynel Emre: “Emekli Aylığı Oylaması, Cumhur İttifakı Bileşenleri İçin En Büyük Samimiyet Testi Olacak”

SİYASET

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, bu hafta TBMM Genel Kurulu’na gelecek en düşük emekli aylığının 20 bin liraya çıkarılmasına ilişkin düzenleme hakkında, “Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız. Buyurun, gelin. Emekliyi hiç olmazsa açlık sınırının altında bir rakamda yaşamaya mahkûm etmeyelim. Bu da bu konuda konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri, MHP olmak üzere bu haftaki göreceğimiz için en büyük samimiyet testi olacak” dedi.

CHP MYK, parti genel merkezinde CHP Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında
toplandı. CHP Sözcüsü Zeynel Emre, toplantı devam ederken düzenlediği basın
toplantısında şunları söyledi:
HRANT DİNK’İ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ
Değerli arkadaşlar, bugün tabii 19 yıl önce hayatını kaybeden Hrant Dink’in ölüm
yıldönümü. Tabii vicdan sahibi her yurttaşımızın yüreğinde bir sızı olmuştu o gün. Ve
bu ülkede barışın dilini, kardeşliği, bir arada huzurlu yaşamanın yılmaz savunucusu
Hrant Dink alçakça bir pusuyla hayattan koparıldı. O gün Şişli’de kaldırım taşına
düşen sadece bir beden değil Türkiye’nin vicdanıydı. Kıymetli eşi Rakel Dink’in o
günkü feryadı o tarihi tespiti hatırlatmakta bizim boynumuzun borcudur. Ne demişti?
‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz’ demişti
Rakel Hanım. Evet, o günden sonra çok sayıda soruşturma açıldı, tutuklamalar oldu,
bazı hükümler verildi, yeniden yargılamalar oldu. Ama o iklim, o karanlık aydınlandı
mı dersek tam olarak aydınlanmadı. O tetiği çektiren odaklar, arkasındaki güçlerin
kimler olduğu tam olarak ortaya çıkartılmadı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak
adaletin tecelli ettiği, bu topraklarda güvercinlerin tedirgin olmadığı, kardeşliğin ve
barışın hâkim olduğu bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Hrant Dink’i
saygıyla ve özlemle andığımızı ifade edelim.
KARNE GÜNÜ DE TIPKI BAYRAMLARIMIZ GİBİ BURUK GEÇİYOR
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz milyonlarca evladımız karne aldı geçtiğimiz hafta
sonu itibariyle ve 15 tatil içerisindeler. Ve tabii öncelikle öğrencilerimizi, onları okutan
öğretmenlerimizi, emekçi öğretmenlerimizi, aileleri buradan sevgiyle selamlıyorum.
Çocuklarımıza iyi tatiller diliyorum. Gözlerinden öpüyorum. Tabii ne yazık ki bu karne
günü de tıpkı bayramlarımız gibi buruk geçiyor. Çünkü eskiden karne günü demek
bisiklet hayali kurmak, sinemaya gitmek, ailece bir yemek yemek. Karne günü
çocukların zihninde böyle bir gündü. Bir babanın çocuğa karşı mahcup olduğu,
annenin beslenme çantasına gıda koyamadığı sefalet düzeni içerisinde çocuklarımız,
gençlerimiz hayallerinden uzak bir şekilde okuyorlar. Gerçekten okulu aç giden ki
bunu defaatle dile getirdik. En az bir kere çocuklarımıza düzgün bir gıdaya erişimi,
düzgün bir öğün yemesini sağlamamız lazım. Kırtasiye masrafı yüzünden boynu
bükük kalan çocuklarımızın vebalini kimse taşıyamaz. Dolayısıyla biz önümüzdeki
dönem çocuklarımızın daha sağlıklı koşullarda, daha iyi beslenerek daha huzurlu bir

ortamda yeni yıla başlamasını temenni ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak
diyoruz ki hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, eğitimin ayrıcalıklı bir hak değil,
herkes için hak olduğu, çocuğumuzun karnesinin karşısında da hediyenin yoksulluk
olmadığı bir Türkiye'yi mutlaka inşa edeceğiz.
SAYIN ERDOĞAN'IN GENEL BAŞKANIMIZI TEMİZ BİR DİLE DAVET ETMESİ
İRONİK BİR DURUM
Değerli arkadaşlarımız, geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan Genel Başkanımıza
hitaben dedi ki… Tabii Genel Başkanımızın her fırsatta milletimizin derdiyle
dertlenmesi, milletin sorunlarını dile getirmesi karşısında halkın gerçeklerini yüze
vurmasından rahatsız olmuş, çokça konuşmasını dile getirdi. Kıymetli arkadaşlar,
Sayın Erdoğan tabii bunu bilmiyor, duymuyor, görmüyor belki. Çünkü sarayın sağır
duvarları arkasında, kapalı salonlarda konuşup o konuşmaları 20 kanalda zorla
yayınlatıp ayrılıyor. Halbuki bizler sokakta, pazarda, fabrikada milletimizin feryadını
duyuyoruz. Sokağa çıktığımızda o milletin feryadını gördüğünüzde vicdanı olan tüm
siyasetçiler milletin derdiyle dertlenir. Genel Başkanımız da burada büyük bir
gayretle, haftanın neredeyse her günü büyük bir özveriyle çalışarak toplumun her
kesimiyle, seçmenlerle kucaklaşacak bir dil inşa etme amacında ve Türkiye'yi
gelecek iktidara nasıl hazırlarız heyecanı içerisinde. Ve burada ne yazık ki Genel
Başkanımıza hitaben temiz bir dil kullanmadığı yönünde de bir eleştiri getirmiş. Şimdi
açıkçası bunu Sayın Erdoğan söyleyince insan kulaklarına inanamıyor. Çünkü
herhalde bizim siyasi tarihimizde yoktur ama dünya siyasi tarihinde kendi
vatandaşıyla bu kadar kavga eden, bu kadar hakaret eden, kendi vatandaşınıza çok
affedersiniz burada bazı kelimeleri söylemem lazım dert anlatmak açısından. Sürtük
diyen, çürük diyen, iftira atan. Öyle değil mi? Gezi’deki o genç kardeşlerimize, benim
başörtülü bacıma saldırdılar deyip iftira atmıştı. Cibilliyetsiz diyen, kendi hakkını
arayan öğrencilere terörist diyen, kendisine ulaşıp da dert anlatmaya çalışan
öğretmenlere yalancı diyen, burada dilimiz artık söylemek istemeyeceğimiz kadar
hakaretle, hakaretamiz sözlerle konuşan Sayın Erdoğan'ın Genel Başkanımızı temiz
bir dile davet etmesi kadar da ironik bir durum yok açıkçası.
HALKI İKNA SORUNU YAŞAYAN İKTİDAR, BİLLBOARDLAR ÜZERİNDEN BİR
ALGI KAMPANYASINA GİRİŞTİ
Değerli arkadaşlar, tabii önemli bir konu daha var. Bir önceki basın toplantımızda
demiştik ki Ankara'nın billboardlarında bir kampanyadır tutturmuş gidiyorlar. Şu kadar
üyemiz var, bu kadar üyemiz var. Şişirilmiş rakamlar. İller bazında baktığınız zaman
aldıkları oylarla örtüşmeyecek, siyaset bilimi açısından şüpheli görülecek. Birçok
vatandaşımızın bizlere başvurusu, farklı mecralara başvurusuyla haberi olmadan
dahi üye yapıldı ve bununda reklamının yapıldığı billboardla bir reklam kampanyası
görmüştük. Şimdi bunun daha ayıbını İstanbul'da görüyoruz. Çünkü biliyorsunuz
İstanbul'da İstanbul Büyükşehir Belediyemize bir soruşturma ve o soruşturmadan
kaynaklı aslında hukuk devletinde yeri olmayan şekilde masumiyet karinesine aykırı,
mülkiyet hakkına aykırı, henüz soruşturmalar devam ederken, yargılama

olmamışken, kesinleşmiş bir mahkûmiyet yokken insanların mal varlığına, şirketlere
el konuldu ve çok sayıda şirket TMSF'ye devredildi. Ve bu şirketlerin içerisinde
önemli sayıda Türkiye açık hava reklamlarına baktığımız zaman yüzde 90-95'ini
kontrol altında tutan şirketlere de el koyduğu görüldü ve oralardan da bir reklam
kampanyası. Nedir o? Cumhuriyet Halk Partisi'ni kötüleyen, Cumhuriyet Halk
Partisi'ni karalayan. Yani hani diyorlardı ya sokağa çıkacak yüzünüz kalmayacak.
İşte birbirinizin yüzüne bakamayacaksınız, derdinizi anlatamayacaksınız. Biz her gün
sokaktayız, çarşıdayız, pazardayız ve bu soruşturmalardan kaynaklı halkı ikna
sorunu yaşayan iktidarın bu sefer de bu billboardlar üzerinden bir algı kampanyasına
giriştiğini görüyoruz. Ne dedi orada Sayın Genel Başkanımız bunu görünce? Madem
siz bu kadar haklılığınıza inanıyorsunuz, bu iddialarınızın arkasındasınız, gelin
İstanbul seçimini el birliğiyle yenileyelim ve size de 1,5 milyon oy avans verelim. Hadi
buyurun seçimi yapalım. Halkın hakemliğine gidelim. Orada görelim bakalım. Yani
İstanbul'un gönlünden geçen ne? İstanbul'un gönlünden geçen gerçeği
değiştiremezsiniz. Çünkü İstanbul'u kimin metro yaptığını, kimin metro yapılmasın
diye imza atmadığını, kimin kreş açtığını, kimin kreş açmanın önüne geçecek
düzenlemeler yaptığını, kimin halk süt dağıttığını ve bütün bu hizmetlerin önüne
geçmeye çalışan iktidarında en sonda bir yargısal operasyonla İstanbul iradesini
tanımadığını, Büyükşehir Belediye Başkanımızı, Sayın İmamoğlu'nu ve çok sayıda
bürokratı, Belediye Başkanı arkadaşımızı haksız hukuksuz bir şekilde cezaevine
gönderdiğini biliyor. Biz vatandaşımızın hayatını çileye çeviren, mutfakta yangın,
sokakta güvenlik krizi yaratan sorunları konuşmaya, bunları gündeme getirmeye
devam edeceğiz ve ülkemizin en yakıcı problemleri için en gerçekçi çözüm
önerilerimizle halkımızın karşısında olacağız.
EMEKLİLERİMİZİN HAKLI TALEBİNİN YANINDAYIZ, NE KADAR SÜRERSE
SÜRSÜN CHP OLARAK ÇABAMIZ DEVAM EDECEK
Burada değerli arkadaşlar, biz biliyorsunuz Meclis’te 10 günü aşan bir süredir
milletvekili arkadaşlarımızla birlikte meclisi terk etmiyoruz. Emeklilerimizle bir
dayanışma eylemi gerçekleştiriyoruz ve bununla ilgili çok pozitif geri dönüşlerde
alıyoruz. Çünkü biliyorsunuz ilk başta sanki emekliye çok büyük bir mükafatmış gibi
16 bin 881 TL olan en düşük emekli maaşını 18 bin 839 TL olarak açıklanmıştı. Tabii
burada en başta bizlerin ve toplumsal muhalefetin bu kadar vicdansızlık olmaz.
Emekli açlık sınırın 30 bin lira olduğu bir ülkede böyle nasıl geçinecek, nasıl
barınacak, nasıl ısınacak dedik ve onlarla dayanışma mitingleri, eylemleri
düzenlemeye başladık. Çok büyük mükafatmış gibi bu sefer bunu 20 bin lira olarak
açıkladılar. Biraz daha yükselttiler. Şimdi tabii günlük ne yapar değerli arkadaşlar?
667 TL yapar. 667 TL ile bu ülkede bir yurttaşın, bir emeklinin geçinebilmesine imkân
yok. Hayatta kalabilmesine imkân yok. TÜİK'in artık hani güvenirliliği tartışmalı olan
kalmamış verilerinde dahi yıllık enflasyon 30'un üzerinde ve Ocak ayında kirasına
zam yapılacak bir emekli bu oranlarla karşılaşacak. Hal böyle olunca barınma
problemi ortaya çıkıyor ve ne acıdır ki, ne acıdır ki kirasını ödeyemediği için evinden
çıkartılan ve sokakta yaşamaya başlayan 66 yaşındaki emekçimiz Cemal Ertürk'ün

soğuktan korunmak için girdiği otomobilde yangın çıkması sonrası hayatını kaybettiği
gibi çok dramatik sahnelerle karşı karşıya kalıyoruz. O nedenle madem bu konuda
Adalet ve Kalkınma Partisi hariç, Milliyetçi Hareket Partisi dahil, meclise gurubu
bulunan tüm siyasi partiler bu konuda büyük duyarlılık gösteriyorsa o zaman mecliste
emekliler için ortaklaşalım. Bu hafta biz tam kadro ilgili oylamada bulunacağız.
Buyurun gelin emekliyi hiç olmazsa yoksulluk sınırı açlık sınırının altında… Yoksulluk
sınırı çok uzağında elbette ama açlık sınırının altında bir rakamda burada yaşamaya
mahkûm etmeyelim. Gerekli düzenlemeyi yapalım. Hep birlikte bunu yapalım değerli
arkadaşlar. Bu da bu konuda dile getiren, konuşan başta Cumhur İttifakı bileşenleri,
Milliyetçi Hareket Partisi olmak üzere bu haftaki göreceğimiz şey en büyük samimiyet
testi olacak.

Değerli arkadaşlar, burada tabii bir sosyal mühendislik uygulandığını da görüyoruz.
Çünkü bu ülkedeki 2019 yılında sadece 1 milyon yurttaşımız en düşük emekli aylığı
alırken bugün itibariyle yaklaşık 5 milyona geldi. Tam rakam 4 milyon 917 bin kişi.
Şimdi bu ne demek? Emeklilerimiz yoksullukla eşitleniyor. Yani zamanla herkes en
dipteki maaşa mahkûm olacak bir politika güdülüyor. Bunu kimse EYT ile açıklamaya
kalkmasın. Çünkü burada esnek çalışma sömürüsünün, kayıt dışılığın,
sendikalaşmanın önüne geçilmesinin bir sonucunu yaşıyoruz hep birlikte. Aslında
2019'da en düşük emekli aylığı artış oranında bir artış olsaydı o gün 2 bin lira alan
emekli bugün 40 bin, 5 bin lira alan ise 100 bin lira alacaktı. Halbuki bugün o
rakamların çok ötesinde bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, biz kimseden lütuf falan beklemiyoruz. Yıllarca çalışmış,
didinmiş, alın teri dökmüş bu ülkenin kıymetli yurttaşlarının insanca bir ortamda
yaşaması için çaba sarf ediyoruz. Bu bir haktır. Emeklilerimizin bu haklı talebinin
yanındayız ve bu konuda düzenleme oluncaya kadar ne kadar sürerse sürsün
çabamız devam edecek Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ve kaynak problemine
gelince, kaynak söylemine gelince. Bakın bizde bir vergi politikası uygulanıyor. Yani
az kazanandan çok, çok kazanandan az alındığı bir vergi düzeni var. Maliye
Bakanının uyguladığı bu düzen baktığınız zaman yeri geliyor motokuryenin bahşişine
göz dikiyor ama milyarderlerin borcunun sürekli meclis eliyle çeşitli uzlaşma
komisyonları adı altında silindiğini görüyoruz. Burada asgari ücretli kaybediyor,
öğrenci kaybediyor. Ekonominin direği orta sınıf kaybediyor, eriyor ama Türkiye'deki
fark, makas açılıyor. Yani en zengin yüzde 5'lik kesimin zenginleşmesi artıyor ve
aradaki makasın sürekli açıldığına şahit oluyoruz. Gelirin ve servetin adaletsiz
paylaşımı gitgide derinleşiyor.
KAYNAK SORUNUMUZ YOK, KAYNAKLARIN YÖNETİMİ PROBLEMİ VAR
Şimdi değerli arkadaşlar, bizim milletvekili arkadaşlarımız alanında uzman olanlar bu
konuda ciddi çalışmalar içerisinde. Mesela buradan söyleyelim. Karabük

Milletvekilimiz Sayın Cevret Akay, Gelir İdaresi Başkanlığı verileri ve şirket
bilançolarını tek inceleyerek bir sonuca vardı ve bir tablo oluşturdu. O tabloya
baktığınız zaman aslında 2013-2024 yani son 10 yıllık dönem içerisinde bir defa
vergi uzlaşma komisyonu adı altında milyarlarca TL'lik verginin affedildiğini
görüyoruz. İkincisi; buradan daha büyük bir şey şunu gösteriyor. Vergi harcaması
denilen o kara delikte saklı aslında. Yani bütçeye baktığımız zaman 2026 yılında bu
yolla vazgeçilmesi öngörülen tutar 3 trilyon 597 milyar TL. Buna ilave özellikle kamu
özel iş birliği ve o meşhur yap-işlet-devlet modeliyle hazineyi sömüren yaklaşık
sayıları 44'ü bulan o şanslı şirketlerin ödedikleri vergilere baktığımız zaman mesela
2025'te 701 milyar, 2026'da 768 milyar olarak açıklanıyor. Ama bu iktidar döneminde
13 ayrı vergi affı çıkartarak o şirketlerden çoğunlukla bu parayı tahsil etmedi. Gece
yarısı kararnameleriyle bu paralar tahsil edilmedi.
Değerli arkadaşlar, onun için diyoruz bizim ülke olarak kaynak sorunumuz yok.
Kaynakların yönetimi problemi var. Ve burada yine Maliye Bakanı geçen gün bir
açıklama yapıyor evlere şenlik. Diyor ki Türkiye'nin toplam borcunun milli gelire oranı
yüzde 94. Bize benzer ülkelerde bu oran yüzde 36 da yüzde bilmem kaç. Yani şimdi
eğer bir karşılaştırma yapacaksak arkadaşlar biz dünyada enflasyonun en önde
olduğu 10 ülke içerisindeyiz ve bizimle altlı üstü olan ülkeler Burundi, Zimbabwe,
Venezuela gibi ülkeler. Yine genç işsizlikte baktığımız zaman OECD ülkelerinin en
dibinde yer alıyoruz. Asgari ücretteki alım gücüne baktığımızda Avrupa Birliği ülkeleri
içerisinde en dipte yer alıyoruz. Bu iktidarın birincilikleri baktığımız zaman hep
olumsuz rakamlarda çıkıyor. Vatandaşın kredi kartı borcu patlamış durumda. Bakın
sadece 2025 yılının ilk 11 ayında 1 milyon 946 bin kişi kredi kartı borcunu
ödeyemediği için takibe düşmüş durumda. Burada da yüzde 20'lik bir artış var. Ve
toplam rakama baktığımız zaman icra dosya sayısı 24,5 milyon oldu. Türkiye
tarihinin rekoru. Peki bankalar? Bankalarda risk altında. Çünkü 2025'te bireysel kredi
ve kredi kartlarında tasfiye olacak alacaklar yüzde 137 artmış durumda. 247 milyara
çıkmış durumda. Tabii insanlar keyfinden harcamıyor. Eczaneye gidiyor, kredi kartı.
Vatandaş pazara gidiyor, kredi kartı harcıyor. Çocuğuna süt alıyor, kartla çekiyor.
Tabii bakkala gidiyor, kartla çekiyor. Ay sonu geldiğinde onu ödeyemiyor. İşte hani
Türkiye yüzyılı diyorlardı ya onlar masal arkadaşlar. Türkiye'nin gerçeği bu. Bu
rakamlar.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET, KÖTÜ MUAMELE, İSTİSMAR…

Burada bir konunun daha altını çizmek istiyorum değerli arkadaşlar. Şimdi biz
ülkemizdeki ekonomi kaynaklı birçok problemi hep dile getiriyoruz. Bunun yaşadığı
içeride ayrımcılık, işte karşılaştığımız ikili hukuk sistemi, bunun sonuçları, ülkeye
verdiği zararlar. Geçtiğimiz günlerde de hakikaten çok tabii üzücü bir tabloyla bir kez
daha karşı karşıya kaldık. Biz dedik ki bu iktidar dönemindeki ülkede kadına yönelik
şiddetin, kötü muamelenin, istismarın hani rekor rakamlar kırması, geçmişle

kıyasladığımızda çok çok yüksek rakamlar çıkması, buna ilişkin çok yönlü politikanın
benimsenmesi gerektiği, kendi önerilerimiz de var bu konuda. Dedik ki burada
yapılması gereken çok boyutlu politikalar var kadına yönelik şiddeti önleme
konusunda. Ama her geçen gün bu rakamlarda kötüye gidildiği gibi çok çarpıcı
olayları da hakikaten biz yaşayaduruyoruz. Mesela geçtiğimiz günlerde hakikaten
ibretlik ve üzücü bir tablo olduğunun altını çizelim. Bir adliye içerisinde saldırıya
uğrayan bir hâkim var. Saldırıyı gerçekleştiren kim dediğimizde saldırıyı
gerçekleştiren bir cumhuriyet savcısı. Ve o Cumhuriyet savcısı gidip hâkimi vuruyor.
Saldırıyı önleyen kim dediğimizde de bir mahkûm. Hakikaten o kadar ibretlik ki yani
bir ülkede kadın tehdit ediliyorsa gideceği, başvuracağı kim dediğimizde savcıdır.
Ama savcı bizatihi gidip bir kadını adliye içerisinde vurabiliyor. Ve o savcı da
açıkçası şunun da tabii altını çizmek lazım. Bu ülkedeki pırıl pırıl çocuklar giriyor
yazılı sınavlara çok yüksek puanlar alıyor. Mesela bir tanesinde ismini verelim. 9
Ocak'ta İstanbul Barosu avukatlarından Mert Akdoğan hakimlik sınavında 115.
olmasına rağmen sözlü mülakatta elendiği için canına kıyabiliyor. Ama kimin
referansıyla alındığını bilmediğimiz ki buradan çağrı yapalım iktidar temsilcilerine
buyurun söylesinler. Bu kimin yeğeni? Bunun arkasında kim var? Bunun halası,
dayısı kim? Sizin döneminizde alındı bu savcı. Alınma tarihi 2017 görünüyor.
Dolayısıyla bu hangi testlerden geçti? Hangi mülakat kurulu bunu savcılık yapmaya,
yargı mensubu olmaya ehil buldu ve diğer çocukları pırıl pırıl çocukları bulmadı ve bu
adliye içerisinde bir suç işleyecek duruma gelebiliyor. Şimdi bu bir çürümenin işareti
değerli arkadaşlar. Bakın bununla birlikte iki olay var. Birlikte değerlendirmek lazım.
Adana'da 3. Ağır Ceza Mahkemesi eski narkotik polisi ve eski terör savcısı
yargılandığı uyuşturucu davasından geçen hafta karar çıkıyor. Birisi 26 yıl, biri 31 yıl
6 ay alıyor savcı ve savcının cezası 8 yıla düşürülüyor yardım ettiği gerekçesiyle.
Oradan da iyi halden 6 yıla düşürülüyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani bizatihi
bulunduğu meslekler itibariyle adı geçen suçları önlemekle sorumlu kimseler bizatihi
o suçların faili olabiliyor. Peki değerli arkadaşlar, çeyrek yüzyıllık bu iktidarın hiç mi
günahı yok? Hiç mi kusuru yok? Hiç mi bu sistemin eksiği gediği yok? Bu insanları,
bu kriminal kişileri bu görevlere getiren bizatihi bu iktidar. Ve biz dedik ki kadına
yönelik şiddet politik, buna yönelik çok yönlü politika geliştirmemiz lazım. Kendi
yenilediğimiz parti programımızda da dile getirdik. Dedik ki birincisi İstanbul
sözleşmesi buradan tek taraflı çıkarken biz kadın hakları konusunda daha dikkatli
olacağız, daha iyi düzenlemeler yapacağız dediniz ama suç oranları ve işlenen
rakamlara baktığımız zaman artıyor. Bir defa İstanbul sözleşmesine ve benzeri
sözleşmelere muhakkak geri dönmek lazım. İkincisi, burada bilinçli bir mücadele için
veri önemli, strateji önemli. Dolayısıyla düzgün verilerle uygun stratejiler hazırlayarak
kadın sivil toplum örgütleri ile iş birlikleri gerçekleştirmek lazım. Dil ve eğitim
üçüncüsü. Yani söz konusu kadın olunca kullanılan dil ve gerek eğitimde gerekse
medyada dijital platformda buralara ilişkin kadına yönelik ayrımcı dille mücadele
edilmesi, kadının her alanda bulunması. Mor ekonomik dönüşüm dedik. Yani iş
yaşam dengesini sağlayacak, dengeleyecek bir politika gütmemiz lazım. Yoksullukla
mücadele, kadın yoksulluğunu yok saymayacak bir mücadele. Dolayısıyla birçok

alanda bu işin önüne geçmek mümkün. Yeter ki buna uygun bir irade ortaya
konulsun.
SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ, SURİYE'DEKİ BARIŞ VE HUZUR ORTAMI
BİZİM İÇİN ÖNEMLİ
Şimdi değerli arkadaşlar, bir başka önemli konu daha bugün Merkez Yönetim Kurulu
toplantımızda da etraflıca tartıştık, konuştuk. Biliyorsunuz biz 14 yıldır Suriye'nin sınır
komşusu olarak Suriye'de gerçekleşen iç savaş ve iç savaş kaynaklı ölümler,
yaralanmalar, sakat kalma, göçler ve bunlardan kaynaklı en fazla zarar gören
ülkelerin başındayız maddi manevi olarak. Bir defa milyonlarca mülteciyi ülkemizde
misafir ettik. Bunun sosyoekonomik sonuçları var. İlerisi için problemleri var. Ancak
bizim Suriye ile güçlü akrabalıklarımız var. Çünkü Suriye'deki yaşayan farklı kimlik ve
inançtaki insanların akrabaları burada yaşıyor. Oradaki Kürtler de, Türkmenler de,
oradaki Aleviler de, Sünniler de, Araplar da burada aile bağları var. Dolayısıyla hep
şunu ifade ettik. Suriye'nin toprak bütünlüğü, Suriye'deki barış ve huzur ortamı,
oradaki yeni dönem sonrasında kurulacak anayasa yapım süreci, anayasal süreç ve
gerçekleşecek seçimler çok kapsayıcı bir yönetim modeli olması, demokratik bir
Suriye'nin varlığı bizim için çok önemli. Bizim güvenliğimiz açısından çok önemli.
Yurttaşlık bilincinin öne çıkartıldığı bir ülke yapısı. Herkesin kendini bir ve eşit
hissettiği, kimsenin dışlanmış hissetmediği. Tabii haliyle farklı kimliklerin bulunduğu
bir coğrafya ve burada akrabalık ilişkilerinde bulunması nedeniyle farklı
hassasiyetlerin ortaya çıktığını, gerek söylem bazlı, gerek eylem bazlı buradaki
yurttaşlarımızı ciddi şekilde etkileyen süreçler olduğunu görüyoruz. Genel
Başkanımız bir yıldan beridir Suriye'de sürekli sabrı tavsiye etmektedir. Sürekli
diplomasiyi tavsiye etmektedir. Sürekli oradaki çatışmaların şiddetlenmemesi, bir
şekilde anlaşmaların olması, kimsenin burnunun kanamaması için özel çaba sarf
edilmesi ve defalarca diyalog, diyalog, diyalog diye altını çizmiştir. Ve biz bunu
önemsiyoruz gerçekten. Orada kimsenin bundan sonra artık acı yaşamamasını
önemsiyoruz. Çünkü çok büyük acılar yaşandı o coğrafyada. Artık huzur bulmasını
istiyoruz. Ülkemizde yürüyen, gerçekleşen bir ideal, bir her türlü çelişkiden, her türlü
farklı görüşten, her türlü uğradığımız haksızlığa karşın Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nde bizim de bulunduğumuz Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu ve nihai
olarak Türkiye'de terörün topyekûn sonlanmasına yönelik çalışmada ülkemizde de
birçok demokratik adımın atılmasını önemsiyoruz. Bütün bunları biz Ankara'nın yol
gösterişinde olması da önemli. Bölge ülkeleri açısından dediğim gibi en çok etkilenen
ülkelerin başı olmamız bakımından. Dolayısıyla bir daha oralarda hiçbir şekilde
şiddetin yaşanmamasını diliyoruz.
Tabii burada şunu ifade edelim değerli arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü
olarak partimizin görüşlerini ben burada dile getiriyorum. Yarın da Sayın Genel
Başkanımız grup toplantısında halkımıza seslenecek. Yine bu konuda görüşlerimizi
dile getirecek. Bu konular hassas işler. Hep söyledik bunu. Hamasetten uzak,
içerideki iç birliği pekiştirecek kutuplaştırmadan uzak bir dil kullanmak lazım, özellikle
Suriye gibi böyle dışarıyı etkileyen meseleler olduğu zaman. Biz o çizgide o

hassasiyetle değerlendirmelerimize devam ediyoruz. Ve şunu söyleyelim yani iktidar
çevrelerinin de bu hassasiyette olması lazım. Bakıyorsunuz, burada daha yetkili
ağızlar konuşmadan işte sosyal medyada önce troller konuşmaya başlıyor. Oradan
başka tartışmalar oluyor. Bunun toplumda yarattığı reaksiyonlar oluyor ve peşine
yetkililerin konuşmasını görüyoruz. Dolayısıyla şu dili de teşvik etmek lazım. Çünkü
bazen kullanacağınız bir dil söz konusu insanların inancı olduğunda, kimliği
olduğunda, yaşamı olduğunda bazen öyle olur ki, bir silahtan, bir tanktan, bir toptan
daha yaralayıcı olabilir. Daha uzun süreli yaralar bırakabilir. O nedenle hep altını
çizerek ifade ettik. Geçmişten bugüne Suriye'de çok büyük acılar yaşandı. Biran
evvel artık bu acıların son bulmasını, orada kapsayıcı bir hükümet ve demokratik bir
yapının oluşmasını, burada yaşayan Suriyeli yurttaşlarımızın da onurlu bir şekilde
ülkelerine dönmesini arzu ediyoruz. Bu topraklarda öğretici çok dersler vardır. Nedir
o dediğimizde herkes gider biz kalırız. Biz bize kalırız. Biz bu ülkenin yurttaşları,
Anadolu insanları olarak oradaki akrabalarımızla, sorunlarımızla da biz başa kalırız.
O nedenle gerek Suriye olsun, gerek Irak olsun, gerek bölgemizdeki son günlerde
oldukça tartışmalı ve zor süreç geçiren İran olsun, toprak bütünlüğü, huzur içinde
yaşaması, Türkiye'nin milli güvenliği açısından da gerçekten önemlidir. Biz meseleye
bu açıdan bakıyoruz. Bu hassas dili ve yaklaşımı da özenle herkesin benimsemesi
gerektiği düşüncesindeyiz.
EYLEMLERDE, SAHADA, SOKAKTA VE MECLİS’TE ÇALIŞMALARA DEVAM
EDECEĞİZ
Değerli arkadaşlar, tabii ülkemizde çok büyük problemler var. Ekonomik problemler
var, tarımın problemi var. Su yolları ile ilgili problemler var. Biz burada sürekli bunları
sizlerle paylaşacağız ve her bir toplantıda da Cumhuriyet Halk Partisi'nin son
dönemde hazırlamış olduğu parti programını referans alarak ülkemize çözüm
önerimizi de sunacağız. Çünkü biz şuna canı gönülden inanıyoruz. Bu ülkenin 85
milyon yurttaşı, ülkenin gerek jeopolitik önemi, kıymeti, gerek yetişmiş insan gücü,
gerekse sahip olduğu güç ve kudretle çok daha yönetilebilir. Demokratik bir hukuk
devleti eşitlikçi bir yaklaşımla, adil bölüşümle, huzur içinde, özgürlüğün yüksek
standartlarda olduğu bir Türkiye'de çok daha iyi, çok daha refah seviyesi yüksek bir
şekilde yaşayabiliriz. Cumhuriyet Halk Partisi ailesi olarak biz bu ideali
gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Eylemlerde
olacağız, sahada olacağız, sokakta olacağız, Meclis’te olacağız. Bu çalışmalara
devam edeceğiz.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.