Adalet ve Demokrasi Haftası

31 Ocak 1990 akşamı evinin önünde iki kahpe kurşunla katledilen Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy'un, 3 yıl sonra da 24 Ocak 1993 sabahı otomobiline konulan bomba ile alçakça paramparça edilen Kalpaksız Kuvvacımız Uğur Mumcu'nun yaşamdan koparılmaları, batı emperyalizminin ülkemizi güdümünde tutma amaçlı 90’lı yıllar seri aydın cinayetlerini başlatan kanlı eylemleridir.

23 Ocak 2026 Cuma 11:29
Adalet ve Demokrasi Haftası

ADALET VE DEMOKRASİ!
Amerikancı 12 Mart 1971 faşizminin demokrasiyi rafa kaldırıp özgürlükçü 1961
Anayasasını budamasıyla girilen Kemalist Cumhuriyet’ten kopma yolculuğu, ABD başkanı
Carter’in “Our boys”u Kenan Evren Cuntası’nın 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle sürmüş,
antidemokratik 1982 Anayasası ve darbe hukuku ile sosyal yaşam, toplumsal örgütlenme,
basın özgürlüğü, üniversite özerkliği ve kültür-sanat ortamı baskı altına alınarak
bugünlerin zemini oluşturulmuş, süreçte ülkemiz önce neoliberal soygun düzenine,
ardından da 2000'li yılların emperyal destekli Siyasal İslam çıkmazına mahkum edilmiştir.
Bu nedenle her yıl 24- 31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası'nda bir yandan aziz
şehitlerimizi anıyor, bir yandan bu emperyal tuzakların perde arkasını, nedenlerini ve
sonuçlarını irdeliyor, bir yandan da yeni tuzaklara düşmemek için ders çıkarmaya
çalışıyoruz.
Prof. Dr. Muammer Aksoy, kendisi gibi Cumhuriyetin kuruluş ayarlarından ve
Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan uzaklaştırılmasının yarattığı tehlikenin farkında olan 49
Cumhuriyet Aydını ile birlikte 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’ni
kurdu. Derneğimizin, kuruluş bildirgesiyle ortaya koyduğu yol haritası ve çalışmaları
emperyal güçleri öyle ürküttü ki, çareyi Muammer Aksoy’u susturmakta buldular. Bu
menfur cinayet toplumumuzu ne kadar derinden üzdüyse; 300 yıldır bölgemiz ülkelerini
sömüren çok uluslu petrol şirketlerini, özgür bireyden ve uluslaşma bilincinden korkan
Laik Cumhuriyet düşmanı Karşı Devrimcileri, emek, kadın ve öğretmen başta olmak üzere
toplumsal örgütlülüğü çıkarlarına aykırı gören neoliberal “serbest piyasa” baronlarını,
özerk üniversite karşıtlarını ve “Yeni Osmanlıcılık” hayali ile yemlenen kifayetsiz
muhterisleri de o kadar sevindirdi.

Kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter
cinayetlerinin ardından Mumcu’nun da öldürülmesi toplumda büyük infial yarattı, yüz
binler Ankara’ya aktı. Yetkililer bu suikastın mutlaka çözüleceği sözünü verdilerse de
duvardaki o tuğla bir türlü çekil(e)medi. Çekil(e)medi çünkü; Uğur Mumcu da hocası
Muammer Aksoy gibi Aramco’dan PKK’ya pek çok hain çarka çomak sokmuş,
emperyalistlerle dinci ve bölücü uşaklarını ziyadesiyle huzursuz etmişti. Sonuç olarak, o
hain tuğla o menhus duvarı ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ.
Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu yürekli Kemalist Devrimciler, kararlı Laik
Cumhuriyetçiler, sözlerine güvenilen saygın toplum önderleri ve gerçek aydınlar oldukları
için yok edildiler. Bu nedenle yapılması gereken, sadece katlediliş yıl dönümlerinde kırmızı
karanfiller ve nutuklarla anmak değil, uğruna can verdikleri düşüncelerini, değerlerini,
hedeflerini savunmak ve kitleselleşmelerini sağlamak, Uğur Mumcu’nun “Laiklik ilkesini
savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden
gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil." diyen sesine kulak
vermektir.
Emperyal tertipler bunlarla bitmedi bilindiği gibi. Jandarma Genel Komutanımız
Orgeneral Eşref Bitlis’i, Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı,
üyemiz Necip Hablemitoğlu’nu, Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Ali Gaffar Okkan’ı da
katleden aynı karanlık odaklar eş zamanlı olarak, CIA marifetiyle örgütledikleri F Tipi
Cemaat (artık FETÖ deniyor) yapılanmasını güçlendirip yaygınlaştırdılar. Hareketin başına
getirdikleri, milyarlarca dolar kaynağa ulaşmasını ve dünyanın dört bir yanında okullar
açmasını kolaylaştırdıkları İzmir Kestane Pazarı’nın sümüklü vaizini “Dinler arası diyalog”
palavrasıyla Papayla bile görüştürerek parlattılar, adeta siyasi kıble konumuna getirdiler.
İktidar tarafından da yıllarca desteklenip devlette kadrolaşmasına olanak sağlanan ve ne
istediyse verilen bu “Muhterem Hoca Efendi Hizmet Hareketi” nin nelere neden olduğu
ise herhalde herkesin malumudur. Hal bu iken, yine emperyalizm işbirlikçisi diğer tarikat
ve cemaatlerle iş tutulduğu da, Irak’tan Libya ve Suriye’ye bölgemizde yaşananlar
bağlamında ülkemizin içine düşürüldüğü durum da ortadadır.
Sözün özü; Batı emperyalizmi 100 yıllık Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni din devletine
dönüştürerek parçalama hedefine bu kez BOP ile yürüyor ve artık niyetini ABD Büyükelçisi
Tom Barrack’ın ağzından açık açık dillendirmekten de çekinmiyor.
Öyleyse her yurttaşımız, Atatürk’ün 20 Ekim 1927 tarihinde 6 gündür okumakta
olduğu Nutuk’un son sayfasındaki “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî
felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların

Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.” sözlerini ve devamında “Ey Türk
İstikbalinin Evladı, İşte bu ahval ve şerait için de dahi vazifen Türk İstiklâl ve
Cumhuriyetini kurtarmaktır!” diyerek verdiği görevi daima aklında tutmak zorundadır.
Türk Ulusu, değişmez önderinin bu kutsal emanetine mutlaka sahip çıkacak, verdiği
görevi her ahval ve şeraitte yapacak, katledilen evlatlarının hesabını da soracak, tüm
emperyal tuzakları da bozacak ve Cumhuriyetini ilelebet payidar kılacaktır.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi
yurdumuz semalarına asarak Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşma azim ve kararımızla
başta Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu olmak üzere bütün devrim şehitlerimizi minnet
ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde tazimle eğiliyoruz.

Son Güncelleme: 23.01.2026 16:25
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.