Ekrem İmamoğlu: Önümüzdeki ilk seçimde de bu kez inşallah onları hıçkıra hıçkıra ağlatacağız

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 4 yıla kadar hapis ve siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın bugün yapılan duruşmasının ardından, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “İstanbul’daki seçimi kaybedince neredeyse hüngür hüngür ağladım” sözlerini anımsatarak, “Tek ağlamalarının sebebi; buranın kendi malı, mülkü olduğu duygusuna kapıldılar. Şu anda benzer duyguları ne yazık ki bu ülkenin her sathında düşünüyorlar. Kendi malı, kendi mülkü olduğunu düşünüyorlar. Böyle bir hülyadalar. Tabii bu rüyadan uyanacaklar. Neyse alıştılar ağlamaya. Önümüzdeki ilk seçimde de bu kez inşallah onları hıçkıra hıçkıra ağlatacağız” dedi.

01 Haziran 2022 Çarşamba 17:22
Ekrem İmamoğlu: Önümüzdeki ilk seçimde de bu kez inşallah onları hıçkıra hıçkıra ağlatacağız

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 4 yıla kadar hapis ve siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın bugün yapılan duruşmasının ardından, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “İstanbul’daki seçimi kaybedince neredeyse hüngür hüngür ağladım” sözlerini anımsatarak, “Tek ağlamalarının sebebi; buranın kendi malı, mülkü olduğu duygusuna kapıldılar. Şu anda benzer duyguları ne yazık ki bu ülkenin her sathında düşünüyorlar. Kendi malı, kendi mülkü olduğunu düşünüyorlar. Böyle bir hülyadalar. Tabii bu rüyadan uyanacaklar. Neyse alıştılar ağlamaya. Önümüzdeki ilk seçimde de bu kez inşallah onları hıçkıra hıçkıra ağlatacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu, 4 yıl hapis ve siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın bugün yapılan duruşmasının ardından, CHP genel başkan yardımcıları ve grup başkanvekilleriyle birlikte basın toplantısı düzenledi. İmamoğlu, şunları söyledi:

“Sanık olarak yargılandığım bir duruşma yapıldı bugün. Bu davada, 4 yıla kadar hapsim ve siyasi yasaklı olmam istendi. Öncelikle tekrar ifade edeyim; bu süreçte hukukun bu şekilde bir mahkemeyi açıyor olması bile aslında talihsizlik. Bu talihsizliğin yaşanması hepimizi üzmüştür. Az önce de saydığım ve sayamadığım ki meclis üyelerimiz, belediye başkanlarımız, çalışma arkadaşlarım, hepsini şükranlarımı sunuyorum. Ama az önce başkanlarımız da ifade ettiler; uzun zamandır, muhalefeti bastırmak için yargıyı silah gibi kullanma geleneği oluştu. Bu anlamda kullanıldığı tek kişi de elbette ben değilim. Sadece son bir ayda yaşadığımız olaylara bakalım. Gezi Davası’nda yıllarca hapis cezası verilmiş, değerli hemşerilerim var içinde, yol arkadaşlarım var içerisinde. Yine il başkanımız Sayın Canan Kaftancıoğlu davası ki hakkında bir başka da yarın görülecek. Yani ne ile kıyaslıyoruz? Şununla kıyaslıyoruz. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişiminde bulunan insanlara verilen cezalarla kıyaslıyoruz. Bütün bu yapılanların aslında yegâne sebebi var. Toplumu germek istiyorlar. Geçmişte gayet samimi duygularla bu siyasi o bir avuç insana oy veren vatandaşlarımız bile, -hatta buradan söylüyorum ki kulaklarımızla duyduk- bu yaptıklarını ve yapılanları, şu an mevcuttaki siyasi kadroları bile anlamakta güçlük çekiyorlar. Bugünkü iktidarın mevcuttaki siyasi kadroları bile yaptıklarını anlamakta güçlük çekiyorlar. Çünkü bunların hiçbirisi siyaset anlamında da bir mana teşkil etmiyor. Tabii dikkatleri dağıtmak istiyorlar. Toplumu suni gündemlerle yormak istiyorlar. Seçmen kayıplarını durdurmak istiyorlar. Bunu, bir intikam aygıtına çevirerek mahkemeler marifetiyle yapma çabası içerisindeler. Yargıyı, özellikle güveni sarsan bu kararlarla aynı zamanda aslında bir itibarsız alan da oluşuyor. Bu, sadece bir siyasi kazanımla tanımlanamaz. Aynı zamanda ülkemizin, milletimizin en önemli, bir arada oluşunu var eden duygu, yani adalet duygusu noktasında hepimizin başını öne eğen bir durum. Bu manada yargıyı tahakküm altına alıyorlar ve almaya devam edecekler gibi gözüküyor.

“TAM DA BENİM YARGILANDIĞIM BİR ANDA SAYIN CUMHURBAŞKANI’NIN BENİM BURADA İFADE EDEMEYECEĞİM BİR HAKARETİ HEP BİRLİKTE YAŞADIK”

Sanki her yol mubahmış gibi hareket ediyorlar. İktidar ne derse desin. Muhalefet herhangi bir şey söylese ucundan kıyısında bir mevzu gündeme gelse hemen suç kavramıyla karşı karşıya geliniyor. Tabii örnekleri onlarca sayabiliriz. Ama bugünün konusu ne? İçişleri Bakanı’nın bana ‘Ahmak’ demesine yanıt verdiğim halde -ki bunu, bir siyasi kavramla yanıtımı veriyorum, aslında sözünü kendisine iade ediyorum- buradan yola çıkarak sanki YSK’ya demişim gibi 4 yıl hapis ve siyasi yasak istenen davada yargılanıyorum. Peki sadece ona dair, bugünün gündemine, yani tam da benim yargılandığım bir anda TBMM çatısı altında Sayın Cumhurbaşkanı’nın milyonlarca insana dönük konuşmasında, benim burada ifade edemeyeceğim bir hakareti, ifadeyi hep birlikte yaşadık, gördük. Bunlar çok ağır hakaretler. İşte böyle olunca o bir avuç insanın içinde bulunan, ama ismi bakan, ama ismi başka bir, titri başka bire kişilik de aynı şekilde ifadeyi kullanmakta kendine hak buluyor. E biz de toplumu temsil eden insanlar olarak, bazen vatandaşı savunurken, bazen kendimizi savunurken elbette bu sözlerini iade etmek zorunda kalıyoruz. Yaptığımız iş, aslında bu.

“TOPLUMA KORKU SALMA ÇABASI İÇERİSİNDELER”

O güne baktığınızda, ne dedim? Sözünü iade ettim. Ne dedim? ‘Söze bakarım, söz mü diye; adama bakarım adam mı diye.’ Dediğim sözler bunlar. Allah’a havale ettim. Yani bizim söylediğimiz, bizim ahlakımız zaten ancak buna müsaade ediyor. Tabii görüyoruz ki Türkiye’de hukuk ne yazık ki şu an geldiği ortamda herkese eşit değil. Ama birilerine her türlü hakaret, küfür de serbest. Buna bir an önce son vermemiz gerekiyor. Dediğim gibi, neden böyle yaptıklarına bakmak lazım. Aslında kaos yaratmak çabası içerisindeler ve bu kaosu yaratmak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Ülkeyi bir korku sürecine sürüklemek çabası içerisindeler. Topluma korku salma çabası içerisindeler. Muhalif her sesi kısmak, hatta kendilerine karşı olan insanları bertaraf etme çabası içerisindeler. Ama buradaki heyet, sadece milyonlarca insanın bir sesi. Çok beklerler. Böyle bir şeyi asla ve asla başaramayacaklar. Halk da çok zeki. Kaos yaratma çabalarınıza, masum insanları sokağa dökerek gerginlik yaratma ortamı ve atmosferi yaratmalarınıza, bu heveslerinize asla geçit vermeyecek. Halkımız çok akıllı, çok zeki. Bu millet, yine güle oynaya, el ele bayram havasında, kardeşçe sandığa gidecekler. Bu ülkeden esirgediğiniz adaleti, kendi elleriyle, iradesiyle tekrar tesis edecekler. Az kaldı.

“BU KADAR HIRSLI, SİNİRLİ VE AYNI ZAMANDA DA SULUGÖZ BİRİSİYMİŞ”

O anlamda millet, o bir avuç insana, bugün iktidarda kendilerine her hususa hakim olduklarını inanan bir avuç insana, sadece vatandaşlar, bu ülkenin sade vatandaşları, vatandaş olduklarını kendilerine öğretecek. Onların da bir vatandaş olduğunu kendilerine öğretecekler. Bugün geldiğimiz noktada hala üzerinde tepindiğiniz, hala acısını hissettiğiniz, hala bu nasıl olur diye hırpaladığınız İstanbul seçimlerinin üzerinden 3 yıl geçmiş. Yani kendi içinizdeki insanlar bile bir seçimi iptal etmenin ne kadar yanlış olduğunu; milletvekillerinizden yöneticilerinize, ‘yanlış yaptık’ demelerine rağmen aynı akla, aynı uygulamalara devam ediyorsunuz. Bu çok şaşırtıcı. Bugün artık yani ‘İstanbul seçimlerini iptal ettik, yahu ne kadar doğru yaptık’, ne kadar akıllı, haysiyet dolu, demokrasi adına ne kadar güzel bir iş olduğunu söyleyecek bir tane AK Partili vatandaş çıksın konuşsun. Bir tane AK Partili yönetici, pardon. Bir tane Allah’ın kulu bulamazsınız. O gün baktığınızda yüzlerce terörist vardı, ama bir kişi bile yargılanmadı. Bir kişinin bile ifadesi alınmadı. Onun için, bu kadar itibarsız bir sürecin ülkeye yaşatılması üzerinden geçen yıllardan sonra tek bir Allah’ın kulu bu ülkede yok ki ‘Bu iş çok iyi bir iştir’ desinler. Bir kişi var. O da sayın İçişleri Bakanı. Seçim görevini unutup, seçim güvenliğinden en sorumlu birinci kişidir ama seçim akşamı bile görevini ihmal edip eski başbakanla toplantı yapacak kadar görevini ihmal eden bir kişiydi. Seçimi tersine çevirmek, halkın iradesini gasp etmek için de İstanbul’un bazı ilçelerinde eline geleni ardına koymamış birisiydi. İstanbul seçimlerini kaybedince, daha yakın zamanlarda, ‘neredeyse hüngür hüngür ağladım’ diye tariflerde bulundu. Yani bu kadar hırslı, sinirli ve aynı zamanda da sulu göz birisiymiş. Allah aşkına, gerçekten düşünelim. Bir İçişleri Bakanı, dünyanın en normal süreçlerinden biri gerçekleşince niçin ağlar? Bir şekilde yerel yönetim, demokrasiyle değişince niye ağlar? Neyi kaybettin?

“HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLATACAĞIZ”

Ben tabii ki tek tarif yapacağım. Az önce de söyledim; ‘İstanbullunun yuvasında, İstanbullunun makamında Genel Başkan Yardımcılarımız ve değerli Grup Başkanvekilimiz sizlere hitap edecek’ dedim. Tek ağlamalarının sebebi; buranın kendi malı, mülkü olduğu duygusuna kapıldılar. Şu anda benzer duyguları ne yazık ki bu ülkenin her sathında düşünüyorlar. Kendi malı, kendi mülkü olduğunu düşünüyorlar. Böyle bir hülyadalar. Tabii bu rüyadan uyanacaklar. Neyse alıştılar ağlamaya, önümüzdeki ilk seçimde de bu kez inşallah onları hıçkıra hıçkıra ağlatacağız.”

“İSTANBULLUNUN KALBİNDEN ONU NASIL ALABİLİR, ONUN ÇABASI İÇERİSİNDELER. AMA BAŞARAMAYACAKLAR”

Basın toplantısında İmamoğlu’ndan önce konuşan Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, şunları söyledi:

“Bugün bir yargı sopası kullanılarak, bir şekilde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na karşı bir hukuk mücadelesi başlatıldı. Aslında bu, İstanbul’da her geçen gün artan hizmetlerin, İstanbul’un bugüne kadar 25 yıldır çözülemeyen sorunlarının çözülmesinin; metrolarıyla, yeşil alanlarıyla yaşanılabilir bir İstanbul ortaya koyması başarısıyla maalesef cezalandırılmak istenen bir Belediye Başkanımız. Bunların hepsi boş işler. Şunu biliyoruz ki bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 100’ün üzerinde müfettiş var. Yaklaşık üç yıldır inceliyorlar. Biri gidiyor, biri geliyor. Bulamadıkça, ‘acaba Ekrem İmamoğlu’nu nasıl halkın gözünden düşürebiliriz, İstanbullunun kalbinden onu nasıl alabilir’, onun çabası içerisindeler. Ama başaramayacaklar. Sayın Başkanımız, her geçen gün daha da fazla hizmetlerini artırarak 16 milyon İstanbullunun hakkını 16 milyon İstanbullu ya veriyor. Belirli bir zümreye değil. Tabii bu başarı arttıkça da saraydakiler rahatsız oluyor ve sudan bahanelerle, çok komik gerekçelerle bir suç arama çabası içerisinde oluyor ve yargıyı kullanarak korkutmaya çalışıyor ama Ekrem İmamoğlu dimdik ayaktadır. Arkasında 84 milyon ve 16 milyon İstanbullunun kalbi vardır. Asla başaramayacaklar ve o görevine devam edecek, hizmetlerine devam edecek. Yaşanabilir bir İstanbul’u da ortaya koyacak. Biz de CHP ailesi olarak, Millet İttifakı ailesi olarak, 84 milyon olarak, 16 milyon İstanbullunun hizmetinde olan Ekrem İmamoğlu’nun yanındayız.”

“BU MEMLEKETTEKİ TÜM ADALETSİZLİKLERİ ADALETLE ORTADAN KALDIRACAĞIZ”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise şöyle konuştu:

“Bugün, Anadolu Adliyesi’nde ertelenen davada, İstanbul’un iki kez seçilmiş belediye başkanı Sayın İmamoğlu yargılanmıyor aslında. İstanbul seçmeninin iradesi yargılanıyor. İstanbul yargılanıyor. Son dönemde özellikle bu kadar hukuksuzluk, bu kadar adaletsizlik niye büyüdü? Çünkü -şunu paylaşmamız gerekiyor- otoriter popülist tek adam rejimleri çatışmadan beslenir, kaostan beslenir. Onun için bizler, bu tuzaklara asla düşmeyeceğiz. 85 milyon barış içerisinde, huzur içerisinde birlikte yaşayacağız. Biz, birleştirici olacağız. Bir rejim halkın artık adalete inanmadığı bir noktaya gelmişse o rejim mahkum olmuştur. Bu haksız, hukuksuz, temelsiz davalarla hiçbir sonuca varamayacaklarını artık görmeleri gerekiyor. Saray iktidarına iki önemli tavsiyemiz var: Birincisi; yargının üzerinden ellerinizi lütfen çekin. İkincisi; başta Sayın İmamoğlu olmak üzere belediye başkanlarımızla mücadeleyi bırakın. Asli görevinize dönün. Enflasyonla, hayat pahalılığıyla, işsizlikle mücadele edin. Adaleti çürüttüğünüz için halkın aşı, işi, ekmeği azalıyor. Çünkü halkın ekmeğidir adalet. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Bizler, çok kararlıyız ve söz verdik. Bu memleketteki tüm adaletsizlikleri adaletle ortadan kaldıracağız. Hep birlikte.

“YARGIYI SİYASETİN SOPASI YAPMA ANLAYIŞI TÜRKİYE’Yİ ÇOK KÖTÜ BİR NOKTAYA GÖTÜRÜYOR”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay da şunları söyledi:

“Hak arama yerleri hak yeme yerlerine döndüyse bu tablo kötü bir tablodur. Türkiye’de şu anda yapılan, terzi dükkanında yemek pişirmektir. Mahkemeleri hak yeme yerine çeviren bir yönetimle karşı karşıyayız. Peşinen şunu söyleyelim. Feda edilecek bir tek Ekrem İmamoğlu’muz, bir tek Canan Kaftancıoğlu’muz, bir tek sıradan, yalın CHP’li üyemiz yoktur. Bu bir kavgaysa sonuna kadar kavga. Üzüntümüz şununla ilgili: Türkiye, her şeye rağmen kırık dökük bir demokrasinin olduğunu iddia ettiğimiz bir ülke. Maalesef yargının siyasetin vesayeti altına girmesi ve yargı mensuplarının sarayla vicdanları arasında kalmaları bizi üzmektedir. Demokrasimiz açısından üzmektedir. İktidarın giyotinin gibi çalışan hakimler savcılar var. Benim bugün gördüğüm, yargının, saray basıncıyla vicdanı ve hukuk normları arasında sıkışmasıdır. Buradan saraya çağrımdır. Yargının üstünden elini çek. Bir hesabın varsa biz meydanlardayız. Gel bizle hesaplaş. Ama yargıyı siyasetin sopası yapma anlayışı, Türkiye’yi çok kötü bir noktaya götürüyor. Devlet, ahlak, adalet ve liyakatten yoksundur. Millet huzurdan ve mutluluktan uzaklaşır. Bu da toplum için olumsuz sonuçlara yol açar. Sayın İmamoğlu’nu bu tür hukuk baskılarıyla yıldırmak, korkutmak istemek tam bir hayaldir. Sayın İmamoğlu’na bu tür baskılar, sadece mücadele azmini ve İstanbul’a hizmet azminin artırır.”

Son Güncelleme: 01.06.2022 19:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.