MHP'nin bugünkü tavrını anlayabilmek için, 7 haziran seçimleri öncesine göz atmak gerekir. Bilindiği gibi Bahçeli 12 Eylül Referandumuna hayır diyeceklerini açıklamıştı. Ancak, yeterince sahaya inmemiş, bir-iki mitingle geçiştirmişti bu önemli seçimi. Sonra CHP'yle birlikte Cumhurbaşkanı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu'nu göstermelerine rağmen, yine aynı pasif propaganda yaklaşımını sürdürmüştü. Bu kampanya o kadar etkisizdi ki, MHP'nin kale olarak gördüğü birçok ilde, oylar Erdoğan'a gitmişti. İhsanoğlu, Bahçeli'nin önerdiği bir aday olmasına rağmen, yeterince arkasında durmamış ve seçimleri Erdoğan kazanmıştı. Kaldı ki, sonrasında İhsanoğlu MHP'nin milletvekili olmuştu. Ancak 7 haziran seçimlerinde, başka bir Devlet Bahçeli çıktı sahneye. Erdoğan'a demediğini bırakmadı. Can Dündar'a verdiği röportajda, duvardaki saatin  17-25'de durduğunu, hatta durdurulduğunu gösterip yolsuzluğun, hırsızlığın üzerine şiddetle gideceğini açıklamıştı. Recep Tayyip Erdoğan'ın adını "17-25 Erdoğan" koyarak, bu muhalif tavrını yükselterek devam ettirmişti. Nitekim zirveye ulaşan cümlesi "ver Bilal'i al iktidarı" olmuştu. Bu iki ayrı yaklaşım size çelişki gibi gelmesin. Bahçeli, içerde homurdanmaya başlayan muhalefeti susturmak ve barajın altında kalmamak için yüksek volümlü siyaset yapmayı bir strateji olarak belirlemişti. Bu stratejinin; parti içi muhalefeti durduramayacağını anlayan Bahçeli, koltuğu sağlama almanın en iyi ve etkili yolunun AKP'yle flört yapmak olduğunu anladı ve 7 haziran öncesine döndü. Meclis başkanlığı seçimlerinde, Deniz Baykal'ı gerekçe göstererek seçilemeyeceğini bile bile  kendi adayını göstermesi  ve AKP'nin adayı İsmet Yılmaz'ın seçilmesine göz göre göre yol vermesi bu flörtün en somut göstergesi oldu. 7 haziran sonrası hükümet kurma  çalışmalarında da aynı tavrı sürdüren Bahçeli, HDP'yi "flu" gördüğünü açıklayarak hiçbir formüle evet dememiş, adeta AKP'nin dolayısıyla Erdoğan'ın ekmeğine yağ sürmüştü. Millet, hükümet formüllünün içine MHP'yi katmıştı ancak, Bahçeli Israrla milletin iradesini önemsemeden, bu formülün dışında kalmayı  sürdürdü. Nihayet hükümette kurulamadı ve seçime gidildi. Koltuğundaki sarsıntının şiddeti artmaya başladıkça, o da hükümetin yani Erdoğan'ın can simidi olmayı arttırarak sürdürdü. Hatta kamuoyunda, "AKP; MHP'li muhaliflerin ve seçmenlerinin gözünün içine baka baka, kongre sürecine müdahale ediyor" iddiaları güçlü bir şekilde seslendirilmeye başlandı. Ayrıca; "AKP istediklerini yapabilme ve planlarını hayata geçirebilmek için Bahçeli'nin, partinin başında kalması gerektiğini biliyor ve MHP'nin içine müdahale ederek Bahçeli'nin koltukta kalması için elinden gelen-gelmeyen her şeyi yapıyor" iddiaları kamuoyunda çokça tartışılan konular arasında. Bütün bu iddiaların oturduğu düzlem şu: Bahçeli'de, koltuğu kaptırmamanın yolunun, hükümetle iyi ilişkileri devam ettirmekten ve muhalifleri Paralele bağlamaktan geçtiğini biliyor ve siyasetini de bu çizgide yapıyor. Nitekim , AKP'liler bu durumdan çok memnun ve tepeden-tırnağa her kademedeki yetkilinin ağzından çıkan teşekkürler havada uçuşuyor. Peki ; ülke yangın yerine dönmüşken, dizimizin dibindeki topraklarda, dünyanın nerdeyse bütün güçleri savaş planlarıyla yatıp kalkarken Bahçeli, Erdoğan'ın bile çok istediği halde belki de unuttuğu başkanlık tartışmalarını, neden ülkenin ana gündemi yaptı? Bir kısmını Meral Akşener'den alıntı yaparak şu soruları da sormanın zamanı gelmedi mi sizce? "duvardaki asılı duran, 17-25 saatinin pilini değiştirdiniz mi"? "17-25 Erdoğan" tamlamasıyla siyasete kazandırdığınız bu kavramın hala arkasında duruyor musunuz? Bugünkü siyasi duruşunuza bakarak, "ver Bilal'i, al iktidarı" cümlesini, "Ver muhalifleri, al başkanlığı" şeklinde değiştirenler ne kadar haksız olur. Sözün özü: benim bildiğim, Bilal yerinde ve işleri tıkırında, ancak Bahçeli'nin başında olduğu Hilal'in durumunu en iyi MHP seçmeni ve kamuoyu biliyordur herhalde.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.