Buket Uzuner… Türk Edebiyatının halen daha üreten az sayıda yazarlarından biri… Bu özelliğine bir de kadın olmayı eklediğimizde tek kişi belki de… Yıllar önce lise birinci sınıfta, Analitik Geometri dersinden oflaya poflaya çıkarken arkadaşım Çağrı’nın elinde bir kitap görmüştüm.Kitabın adı ise “Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları “ idi.  Bir kadına dairdi, gezen seyyah bir kadına aitti muhtemelen…  15 yaşında genç bir insan için son derece gizemli ve merak uyandırıcı idi. Kitabı aldım. Okumaya başladığımda “ bitmesin  ” diyerek okudum ve  o gün bitti… O gün bugündür Buket Uzuner okuyucusuyum… Buket Uzuner’ı belli yaş dönemlerimde okudum . Her okuduğumda birkaç yaş daha almanın verdiği farklılığın etkisi  ve tabi ki Uzuner’in yazımına yepyeni boyutlar eklenmesinden daha fazla sevdim… 15 yaşında keşfettiğim  halen hayatta ve üreten en sevdiğim yazardır diyebilirim… Derken bir sabah, sosyal medyamız bir haber ile meşgul oldu… İstanbul’un bir ilçesinde bir edebiyat öğretmeni, öğrencilerine Buket Uzuner’in Kumral Ada Mavi Tuna isimli romanını tavsiye etmesi üzerine  soruşturma başlatılmış. Soruşturma gerekçesinde ise şu gerekçeler var imiş; cinsel sapkınlık, kızlı erkekli sınıfı olumsuz etkilemesi… Bir edebiyat öğretmeni ders ile bağlı kalmayıp tavsiye kitap listesi hazırlıyor ve tavsiye ettiği roman değerlerimize aykırı  bulunduğundan bir soruşturma başlaması ile roman tekrar gündeme girmiş bulunuyor. Daha geçenlerde yaşamdan yana olanlar ve ölümden yana olanlardan bahsetmiştik. İzmir ilinde bir okulda toplu cinsel istismar vakasını ortaya çıkaran  bir öğretmen, üstüne giden kadın dernekleri ve istismarın hukuki mücadelesini veren İzmir Barosu’nun gücünü görmüştük. Şimdi ise bir edebiyat öğretmeni mesleğine uygun bir şekilde öğrencilerine kitap tavsiyesinde bulunmuş; bunun karşılığında  bir soruşturma açılmıştır. Tıpkı İzmir Barosu gibi İstanbul Barosu ve soruşturma geçiren öğretmenin bağlı olduğu sendika  eminim hukuki desteği ve mücadeleyi verecektir. Bir sabah uyanıyoruz, Cumhuriyetin 93. yılını kutlayacağımız 2016’da İstanbul’da bir lisede Buket Uzuner’in bir romanını tavsiye eden bir edebiyat öğretmeninin maruz kaldığı disiplin soruşturması sürecini sosyal medya ve basından öğreniyoruz. Cumhuriyet Devrimi ve kazanımlarını yaşamış bir ülkede eğitim   laik ,Aydınlanmacı,cinsiyetler arası eşitliğe dayalı, bilimsel olması gerekirken, bakanlık bunun için mücadele etmesi gerekirken , Milli Eğitim Bakanlığının tek derdinin Türk Edebiyatının yüz akı eserlerinden biri  olduğunu öğreniyoruz. Bir sabah uyandığımızda Kumral Ada mavi Tuna isimli roman cinsel sapkınlık içermesinden ötürü kızlı erkekli sınıfı olumsuz etkilemesi söz konusu olduğundan tavsiye den edebiyat öğretmeninin soruşturmaya tabi tutulduğunu öğreniyoruz. Traji komik kısmı ise bir sabah uyanıp seferberlik ilan edildiği için silah altın alınan ,zor ile  birliğe götürülen romandaki Tuna (Mavi Tuna)’nın da bir edebiyat öğrenmeni olmasıdır. Romanda Tuna sürekli sanrılar gördüğünü zihninin bir oyun oynadığını düşünmekte bir an önce uyanıp, gerçek hayata dönüp Kumral Ada’ya yardım etmek istemektedir. Diğer traji komik kısım ise laik, bilimsel, aydınlanmacı bir eğitimi amaç edinmesi gereken Milli Eğitim Bakanlığı; uhdesinde taciz, istismar, Cumhuriyet Devrimi düşmanlığı, kadın erkek eşitliğine aykırı, insan haklarına aykırı faaliyetlerde bulunan ya da ders kitaplarındaki yanlışlık, eksiklikler ile mücadele etmek  yerine romanın kahramanı Tuna gibi edebiyat öğretmeni olan öğretmene soruşturma açmasıdır. Bütün bu olanlar zihnimizin bize bir oyunu olduğunu, sanrılar içerisinde olduğumuzu  düşündürtmekte hatta inandırtmaktadır. Ama hayır, sanrıda değiliz, rüyada değiliz; olanlar gün gibi gerçektir. Buket Uzuner bu romanı yazarken yıllar sonra romandaki edebiyat öğretmeni Tuna gibi bir edebiyat öğretmeni romanı tavsiye ettiği için bir gün suçlanacağı ve bütün olanların bir sanrı olduğunu düşündürtecek gerçek dışılıkların olacağını belki de  düşünmemiştir. Romanın yazılmasından yıllar sonra “Kumral Ada Mavi Tuna “ romanı bir başka şekilde gerçekleşmiş bulundu. Açılan soruşturma sanrılı bir dünyaya ait olduğu , romanda tıpkı Tuna’nın dediği gibi zihnimiz bize oyun oynuyor,bir an önce kurtulmalıyızı , böyle bir disiplin soruşturması olabilir mi dedirtmektedir. Karma  eğitimin yok edilmeye çalışıldığı, Çocuk Müzesinin müftülüğe devredilmek istendiği, halk oyunlarının günah sayıldığı, öz babanın kızına şehvet duyması normal bir mevzu imiş gibi  fetvaların verildiği, bir eğitim vakfında çocukların cinsel istismarı söz konusu olduğunda bir kerelikten bir şey olmazın denildiği, çocuk evliliklerin kutsandığı, kız çocuğu ve kadınların tecavüzcüsü ile evliliğinin yasalaştırılmaya çalışıldığı bir cehennem dayatılmaktadır. Bu cehennemde yaşananlar Kumral Ada Mavi Tuna II ‘nin distopik bir roman olarak yerinin hazır olduğu göstermektedir. Bir sabah uyanıp öğrendiğimiz haber üzerine 97 basımı Kumral Ada Mavi Tuna kitabını tekrar  okudum. İyi ki de tekrar  okumuşum. Türk Edebiyatının gezgin bir kadın yazarı olduğu için mutlu olmalıyız. Romanı  sürekli film ,kitap, öykü, şarkı çağrışımlarının  zihnimizde şimşek gibi çakarken okuyoruz. Zihinlerimizde yer etmiş  ölümsüz Türk Edebiyatı seçkilerine yapılan göndermeler ile romanı okumak ne büyük bir edebiyat şölenidir… Romanda birkaç yerde geçen “ben Kuzguncuk’ta doğdum” cümlesi bir anda Ömer Seyfettin’in  “Ben Gönen’de doğdum” diye başlayan öyküsünü getirir akla… Tuna’nın sanrı halinde olduğunu düşündüğüne dair askerlik ile ilgili kısımlarda  Ateşten Gömlek romanı, Ah Belinda Filmini hatırlamamak işten bile değildir… Tuna ve Ada ‘nın tanışmasında kendinizi  bir an  Büyük Umutlar filminde buluvermek, romanın yarıdan fazlasını okurken Bang Bang şarkısını  duymak mümkündür. Şair Doğan’ın, insanda  Attila İlhan olduğunu düşündürtmesi ya da   O karanlıkta Biz romanının karakteri Ahmet Ziya’yı hatırlatması mümkündür. Pervin Gokyay ve Süreya Mercan ise şimdi hayatta olmayan Türk sinemasının iki efsane karı kocasını hatırlatmaktadır. Romandan dolayı açılan soruşturma sonrası yaşananlar ise Gül’ün Adı’nı hatırlatmaktadır. Romanların, şiirlerin, müziğin, halk oyunlarının, gülmenin, dansetmenin, çocukların oyun oynamalarının, kadınların sokağa çıkmasının yasaklanması gereken şeyler olarak gören bir zihniyetin yaşattığı cehennemde yaşamamız istenmektedir. Ülkenin dört bir yanının iç savaş  görüntülerine tanık olduğu, havaya uçurulan otobüslerin, mayınlı hendeklerin, havaalanı, gar katliamları içinde yaşamamız istenmektedir. Ancak geçen hafta İzmir ilinde bir öğretmen, kadın örgütleri ve İzmir Barosu ile bu cehenneme karşın yaşamdan yana insanların mücadelesine hepimiz şahit olduk, umutlandık. Şimdi sıra İstanbul’dadır. Aydınlanmadan ,bilimden, insan haklarından yana olan bizler ; tavsiye ettiği roman kahramanı gibi edebiyat öğretmeni olan öğretmen ile ,Buket Uzuner ile ,bize hayatı güzelleştiren insanlar ile dayanışma içinde olmamız gerekmektedir. Kumral Ada Mavi Tuna romanı Attila İlhan’a ithaf edilmişti.Yazıyı Attila İlhan’dan şu dizeler ile bitirmek gerekmektedir. “bir yerde vahim bir yanlış yapılmıştır ne yadsımaya dilim varır ne düzeltmeye gücüm yeter” “serviler boşalır boşluklardan bir mehtap karanlığına gazelhanlar susmuş çalgıcılar perişan bir ben ki sabahlara kadar böyle münzevi bir kanunla söyleşirim. ne şair kalmış ülkede ne şiir divanlar unutulmuş mesneviler parça parça ”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.