Türkiye referanduma gidiyor…

Siyasi cepheler çoktan belirlenmiş durumda:

Bir yanda tüm paketi “BİR KİŞİNİN” bekasına kilitlemiş, adeta varlık-yokluk mecrasına sürüklenen durumdaki AKP.

Ve kendi varlık-yokluk sorununu bile görmekten aciz durumdaki Devlet Bahçeli’nin “YAN DESTEKÇİ” konumundaki MHP’si… (Bu yan destekçi konumunun MHP’nin tabanında ne kadar “erozyon” yaratacağına ilişkin her gün bir tahmin veya düşünce açıklanıyor. Bu tabandan yüzde 75’e kadar HAYIR verileceğine yönelik spekülatif söylemler havada uçuşuyor… Olur mu, olmaz mı yaşayıp göreceğiz…)

Siyasi cephede diğer yanda ise TAM KARŞIT konumundaki CHP ile zorunlu sebeplerle burada yer aldığı izlenimi veren ve bu desteklerinin tabanlarında ne kadar etkin olacağı bilinmeyen HDP ve diğer küçük partiler bulunuyor. (Bunların içinde ise Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi’nin duruşu oldukça manidar…)

Ancak benim üzerinde durmak istediğim asıl cepheler siyasi değil.

Ben TABLOYA sosyolojik cephelerden bakmak istiyorum biraz…

Türkiye zannımca uzunca süredir birkaç sosyolojik cepheye bölünmüş durumda.

Nüfusun yüzde onluk bir kısmının gelirin, refahın ve dolayısıyla insanca bir hayatın yüzde doksanını kapsadığı bir cephe ile; katı, kaderci, kör bir yoksulluk ve yoksunlukla ömür tüketen milyonların yer aldığı diğer cephe…

Bana göre bu cephelerin bazıları da başka etkenlerle iç içe geçmiş durumda…

Olması gerekenin dışında yoksul, emekçi kesimlerin örgütsüzlüğü gibi…

Ortalama 4.5 yıllık okuma yazma oranıyla bezenen bir kesimin sosyal kültürün tümünün belirleyicisi konumunda olması gibi…

En belirgin geçişgenlik ise dinsel alan ile geniş yoksulluk alanı arasında yaşanıyor.

Dinin sorgulamayan doğmatik anlayışı ile kör yoksulluk birleştiği için geniş yığınlar “MAKARNA-KÖMÜR YARDIMI” ekseninde BİLİNÇSİZ VE SORGULAMASIZ tercihlere yönelebiliyor…

Üstelik… bu tercihleri BİLİNÇLİCE yönlendiren ve hatta YÖNETEN siyasi ve bürokratik mekanizmalar günümüz reel politikasında önemli bir yer edinmiş durumdalar.

Hepsine topyekun kuşbakışı bir perspektifle yaklaşıldığında SİYASET, DİN VE YOKSULLUK sarmalıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Söz konusu böyle bir sarmal olunca da siz istediğiniz kadar REJİM, CUMHURİYET, DİKTATÖRLÜK, DEMOKRASİ diyerek siyasi cephelere yönelin, sosyolojik cephe KENDİ BİLDİĞİNİ OKUMAYA devam ediyor.

Peki umutsuz bir FİNAL tespiti mi yapıyorum?

Hayır…

Bilakis siyasi cehpede alınacak bir sonucun ilk kez GENİŞ SOSYOLOJİK DOKUYU da etkileme fırsatını içinde barındırdığını düşünüyorum…

Dip dalgadan yükselen “BU KADAR DA OLMAZ” seslerinin verdiği cesaretle; referandumun belki asıl GİZLİ ŞİFRESİ de burada saklı diyorum…

Siz ne dersiniz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.