Şehir’ sözcüğünün anlamına bakınca, ‘kent’, ‘il’, ‘vilâyet’ gibi karşılıklarına da bakmak gerekiyor. Sosyal Bilgiler derslerinden hatırlarsınız; nüfus üzerinden tanımlanırdı daha çok. Yani İl-İlçe-Kasaba-Köy tanımları yapılırdı. Elbette nüfus bir ölçme değeri ama sözlük tanımlarına bakılınca farklı değerlendirme ölçekleri var.

Örneğin ‘Şehir’ kavramı Farsça kökenli ‘Şehr’ sözcüğünden Türkçeye geçmiş. “Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent”  diyor sözlükler. ‘Kent’ tanımına bakarsak; “Başta tecim, işleyim, yönetim ve eğitim olmak üzere çeşitli görevleri bir araya toplayan ve bu görevlerden daha egemen olanına göre yaşam biçimi ve çevresine etkileri bakımından ayrımlı büyük yerleşim özeği” Biraz da kasaba kavramını içeriyor, zaten ‘kent’ tanımında “Şehir, kasaba” açıklaması da var sözlüklerde. (Genel bir ortalama alıyorum tanımlardan) Biraz daha merak edelim; ‘Kent’ sözcüğünün kaynağı Soğdca dili* 

Afganistan ve Tacikistan'ın yüksek yaylalarında Soğd diline yakın bazı diller halen yaşıyor.  Yani bir anlamda ‘Kent’ Türkçe. 

Bir de ‘İl’ var.  Merkezi yönetimin, coğrafya durumuna, ekonomik koşullara, kamu hizmetlerinin gereklerine göre bölümlenmiş, ülke üzerinde yayılmış ve bir vali yönetimindeki en önemli bölümü. Eş anlamlısı ‘Vilâyet’  (Arapça kökenli) Artık pek kullanılmayan anlamı da; “El, ülke, yurt” 

Eski çağlardaki ‘Şehir Devletler’ kavramını da hatırlayalım; Belirli bir bölgede hâkimiyet kurmuş ve başka şehir devletlerle ekonomik, siyasi ilişki kurmuş, dini ve kültürel birliktelik içeren küçük devletler bunlar. Ama zaman içinde daha büyük devletlerin, daha büyük askeri ve siyasi güçleri altında ezilip yok olmuşlar ya da kültürel yakınlıkla imparatorluklara dönüşmüşler. Bunlara örnek olarak  Atina, Sparta (Antik Yunan), Sur ve Sayda (Fenike),  Orta Asya'da İpek Yolu üzerindeki şehirler (Semerkand ve Buhara) ve İtalyan şehir devletleri (Floransa ve Venedik) gösterilebilir. Bugün de var olan;  Vatikan ve Monako da bu şehir devletlere örnek.

Gelelim bizim şehirlerimize; ya da kentlerimize. Bugün Türkiye’de şehirlerde (ilçeleriyle birlikte) nüfusun %92’si yaşıyor. Yani kırsal alanda %8 var; yani köyler boşalıyor. Ekonomik ve siyasi nedenlerle iç göç yaşanıyor. Diyeceksiniz ki, ekonomisi büyük ülkelerde de bu ve buna yakın oranlar var; Japonya ve bazı Avrupa ülkeleri buna örnek. Ama üretimlerine bakılınca aramızda ciddi fark olduğu ortaya çıkıyor. İngiltere’de kentli nüfus toplam nüfusun yüzde 90’ı. Bakın bakalım İngiltere ile ekonomideki farkımız nasıl? Yani nüfusun çoğu kentlerde yaşıyor diye tarımda kötümser mi olmalıyız? Bırakalım bunun hesabını üretim politikalarını belirleyenler yapsın.  Biz de ‘Kent yönetimi’ kavramına bakalım.

Türkiye’de kentler (Nüfusu 750.000’i aşıyorsa) ‘Büyükşehir’ örgütlenmesi ile yönetiliyor. Sokaklar ilçe belediyelerinin, ana yollarla meydanlar büyükşehirin sorumluluğunda; kaldırımından çöpüne kadar. Yani ortalama 72 milyon kişinin yönetimi. Çoğumuz her gün birden fazla yönetimin sorumlu olduğu sokaklardan ve caddelerden geçeriz; kiminde kaldırımdır, kiminde parklardır gözümüze çarpan. Bir ilçe belediyesinin sorumlu olduğu taş desenli ve boyanmış asfalt kaldırımdan, ana belediyenin farklı döşenmiş kaldırımına atlar, iki ayrı kaldırımın farklı desenlerinin nasıl da uyuşmadığını izleriz. Arada afişler görürsünüz; “Biz yaptık” diye. Sanki görevleri değilmiş ama iyilik olsun diye yapmışlar gibi. Eski Roma’dan kalma sokaklar var antik harabelerde; doğal taşlarla binlerce yıldır varlığını koruyan bu yolların ortalarında su akıntısı için şekillendirilmiş kanallar görürsünüz.  Hatta daha da ileri gidelim; eski çağlarda yollarda akan sular öyle bir hesaplamayla yönetilmiş ki, kent için su biriktirilen sarnıçlar beslenmiş.

Bugün her yağmurda (“Biz yaptık” afişlerinin yanı başında) kentlerimizdeki su birikintileri ışıltılı madalyonlar gibi görünür. Bu büyük kentlerde çalışıyoruz ve yaşıyoruz. Tehlike yaratan çukurlara ve sürpriz çıkıntılara dikkat ederseniz sağ salim evinize varabilirsiniz; biraz çamur bulaşmış paçanızı çitiler, ayakkabınızı siler ve ertesi günün macerasına hazırlanırsınız. Çöpleriniz akşam saatlerinde toplanıyor genellikle; (Doğada binlerce yılda yok olmayan) alışveriş torbalarına doldurduğunuz domates, kabak, konserve, şişe ve karton atıklarınızı bırakırsınız sokağın köşesine. Önce mahallenin aç hayvanları elden geçirirler, sonra kâğıt toplayanlar el atarlar. Belediyenin çalışanları da arda kalan oraya buraya dağılmış çöpü toparlayıp giderler.  Bazı köşelere bırakılmış ve içinde her türlü çöpün olduğu ‘Cam şişe’ kutuları, kapakları açık veya yanmış olarak süsler sokak başlarını.

Açın internetinizi, Şehir Yönetimi vb. başlıklarda yüzlerce makale bulursunuz. Bilimsel yazılar çoğu; ama şehir yönetenler açıp bakmazlar çoğunlukla. Avrupa’ya Asya’ya yapılan bilgi-görgü artırma gezilerinde oradaki şehirlerin aydınlatma aparatlarını, ağaçlarını, taş desenlerini satın alma veya kopyalama yoluyla şehrinize taşırlar; görüntü aynı işte, daha ne istiyorsunuz? Sonra su idaresi gelip taşları kırar, gaz dağıtıcısı gelip yeni delikler açar; toprakla doldurulup gidilen bu çamur desenleri için etrafınıza bakınırsınız kim tamir edecek diye. Ayakkabılar ve paçalar yine çamurlu. Sonra ilgili belediye gelip oraya fiyakalı bir tümsek yapar asfaltla ve gururla asar afişini; “Biz yaptık” Sorumsuz vatandaş yapmıyor diye mecburen belediye tamir ediyor.

“Belediyelerle ilgili şikâyetler için ise bu yazdıkların, ne diye kavramların anlamları, eski çağlar diye başladın söze? Diyeceksiniz.  ‘Şehircilik’ kavramına hiç girmeyelim diye yazdım.

*Soğdca, Soğutça veya Soğdakça;

Orta Asya'da Soğdların kullandıkları Hint-Avrupa dil ailesine bağlı, İran kökenli antik bir dil. 9'uncu yüzyıla kadar İpek Yolu üzerinde konuşulan en önemli dil olmuş olan Soğdca, Soğdların gitgide daha çok Türklerin arasında kalmaları ve Türkçe konuşmaya başlamaları ile önemini kaybetmiş ve hatta sonunda tamamen kaybolmuş. Türkçe konuşan Soğdlar Türklere karışıp bunların arasında eriyip gitmişler. Günümüzde bu dilin en son kalıntıları oldukları düşünülen, Afganistan'ın bazı dağ köylerinde, çok az insan tarafından konuşulan Soğdcaya benzer bir dil var.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.