Mustafa Yeneroğlu: "İktidar, Anayasa Mahkemesi'ni güdümlü yüksek iktidar mahkemesi yapmak istiyor"

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, “Tablo ne yazık ki karanlık. Türkiye’nin durumu artık gizlenebilir gibi değil hayat pahalılığı, adaletsizlikler, yolsuzluklar, yasaklar herkesin malumu. Hükümet televizyon ve radyoları RTÜK ile kontrol altına aldığı gibi internet ve sosyal medyayı da kontrol altına almak istiyor. Anayasa Mahkemesi’ni güdümlü yüksek iktidar mahkemesi yapmak istiyor. Hiç şüphem yok ki ilk seçimlerde bu koyu karanlıktan ülkemizi kurtaracağız” dedi.

29 Eylül 2022 Perşembe 16:16
Mustafa Yeneroğlu: "İktidar, Anayasa Mahkemesi'ni güdümlü yüksek iktidar mahkemesi yapmak istiyor"

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, “Tablo ne yazık ki karanlık. Türkiye’nin durumu artık gizlenebilir gibi değil hayat pahalılığı, adaletsizlikler, yolsuzluklar, yasaklar herkesin malumu. Hükümet televizyon ve radyoları RTÜK ile kontrol altına aldığı gibi internet ve sosyal medyayı da kontrol altına almak istiyor. Anayasa Mahkemesi’ni güdümlü yüksek iktidar mahkemesi yapmak istiyor. Hiç şüphem yok ki ilk seçimlerde bu koyu karanlıktan ülkemizi kurtaracağız” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında yeni yasama yılı ve siyasetin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeneroğlu, özetle şunları söyledi:

“BUGÜN TBMM TOPLUMSAL SORUNLARIN TARTIŞILDIĞI, EN DOĞRU OLANIN ARANDIĞI, UZLAŞMA KÜLTÜRÜNÜN EGEMEN OLDUĞU BİR İŞLEV GÖRMEKTEN ÇOK UZAKTIR”

“1 Ekim’de 27. yasama döneminin son yasama yılının açılışını yapacağız. Yeni yasama yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını tüm kalbimle dilemek isterdim fakat bugün tamamen işlevsizleştirilmiş Meclis’in hayırlara vesile olmasını beklememiz en hafif tabirle hayalperestliktir. Bugün bırakın anayasal bir devlet olmayı anayasalı bir devlet olma iddiasının dahi can çekiştiği bir ülkenin meclisinden sesleniyorum size. Bu nedenle kimse kendini boşuna kandırmasın. Bugün TBMM toplumsal sorunların tartışıldığı, en doğru olanın arandığı, uzlaşma kültürünün egemen olduğu bir işlev görmekten çok uzaktır. Cumhurbaşkanı, anayasaya aykırı olan tüm gücü elinde toplamış, devlet benim anlayışı ile hem yürütme hem yasama hem de yargı konumundadır. Bu şartlar altında varlığını devam ettirmeye çalışan bir Meclis’ten ne vatandaşlarımıza ne de ülkemize bir hayır gelmeyeceği ortadadır.

“GEÇEN YIL TBMM’YE 798 KANUN TEKLİFİ VERİLDİ, MUHALEFETİN VERDİĞİ TEKLİFLER MECLİS GÜNDEMİNE GETİRİLMEDİ”

Denge Denetleme Ağı’nın raporu, TBMM’nin geçtiğimiz yılki içler acısı karnesini maalesef çok güzel biçimde özetliyor. Geçtiğimiz yıl iktidar ve muhalefet partileri toplamda 798 kanun teklifi vermiş. Ancak AKP’nin dışındaki partiler tarafından verilen kanun tekliflerinin hiçbiri Meclis gündemine gelmemiş, Genel Kurul’da görüşülmemiştir. İktidar birbiri ile alakasız farklı konuları düzenleyen torba kanun uygulamasından geçtiğimiz yıl da vazgeçmemiştir. Kabul edilen 83 kanundan 52’si zaten uluslararası anlaşmanın uygun bulunmasına ilişkin kanunlardır. Geriye kalan 31 kanunda 18’i ise torba kanundur. Bu torba kanunlarla toplam 199 birbiri ile hiç alası olmayan farklı farklı konularda düzenlemeler yapılmıştır. Torba kanun çıkarmanın bu şekilde çuval kanun anlayışı ile sıradanlaşması iktidarın Meclis’i Külliye’de kimin hazırladığı belli olmayan ve Meclis’te kabul edenlerin de neredeyse tamamının muhtevasından haberi olmadan kanun tekliflerini onaylayan adeta bir noter olarak gördüğünü de ortaya koymaktadır. TBMM’deki çoğunluk mensubu gruplar öyle bir noktaya gelmiştir ki altına imza attıkları ve el kaldırdıkları kanun teklifinin muhtevasından bile haberleri yoktur.

“TÜRKİYE’DE BİR KANUNUN MECLİS’E GELMESİ İLE MECLİS’TE KABUL EDİLMESİ ARASINDA ORTALAMA 20 GÜN GEÇERKEN FRANSA’DA BU SAYI 305’TİR VE BİRLEŞİK KRALLIKTA BU SAYI 294’TÜR”

Geçtiğimiz yasama yılında, kanunların ortalama süresi 20 gündür. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama göremezsiniz. Yüzlerce kanun birbiriyle alakası yok, tamamen teknik konular. Bunları anlamak için uzmanlarla çalışmak gerekiyor. Fakat TBMM’nin böyle bir ortamı yoktur. Türkiye’de bir kanunun Meclis’e gelmesi ile Meclis’te kabul edilmesi arasında ortalama 20 gün geçerken Fransa’da bu sayı 305’tir ve Birleşik Krallıkta bu sayı 294’tür. Milletvekilleri geçtiğimiz yasama yılında 15 bin 969 soru önergesi verirken soru önergelerinin yalnızca bin 422’si yani yüzde 10’undan çok daha azı zamanında cevaplandırılmıştır. 4 bin 715’i ise süresi geçtikten sonra cevaplandırılmıştır. Tamamen anayasaya aykırı biçimde, 15 gün içinde cevaplandırılması gerektiğinin altını çiziyor Anayasa. Cevaplandırılmayan sorulara baktığımızda şu tabloyu görüyoruz; Meclis’e sunulan soru önergelerinin neredeyse yarısı yani 7 bin 304 soru önergesi cevaplandırılmamıştır. Meclis’in tablosu budur. Soru önergelerini en fazla yanıtsız bırakan anayasa konusunda en fazla hassas olması gereken Adalet Bakanı’dır. Soruları en fazla yanıtsız bırakan Adalet Bakanı’nın olduğu bir ortamda anayasadan, anayasalı devlet anlayışından bahsedilmesi mümkün mü? Cevaplandırılan soru önergelerine baktığımız zaman da bunların yüzde 90’ının cevaplandırılmadığını göreceksiniz. Çok soyut, işlevsiz, yakışıksız bir biçimde sorulara yanıt verilmektedir. Bu açıdan baktığımızda Meclis’in iktidarı denetleme yetkisi neredeyse elinden alınmıştır.

“BU ÜLKEDE SUÇ ÖRGÜTLERİ CİRİT ATMAKTADIR. İKTİDARIN DESTEĞİNDE, KOLLAMASINDA CİRİT ATMAKTADIR”

Ülkemiz aylardır bir suç örgütü liderinin ortaya döktüğü korkunç iddialarla çalkalanmaktadır. Sadece buz dağının görünen yüzü olan bu vahim olaylar bile ülkenin geldiği korkunç durumunu gözler önüne sermektedir. Bu ülkede suç örgütleri cirit atmaktadır. İktidarın desteğinde, kollamasında cirit atmaktadır. İktidarın ayrımı kanuna aykırı tutum içerisinde olan suç örgütleri ile mücadele şeklinde değildir. İktidar ayrımını şu şekilde yapmaktadır; benim tarafımda olan suç örgütleri benim karşımda olan suç örgütleri. İktidarın suç örgütleri ile derdi yoktur sadece o suç örgütlerinin kendi istediği doğrultuda suç işlememesinden şikâyetçidir. Burada ceza kanunlarını yok sayan, suç örgütleri liderleri ile her ortamda poz veren, onlara destek veren iktidar ortakları vardır. Türkiye dünyada kara para aklama üslerinden biri olmuştur. Bakan seviyesinde uyuşturucu ticaretine göz yumulduğu dahi iddia edilmektedir ve bu iddialara ikna edici cevap verilememektedir.  

“2015 YILINDAN SONRA CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇUNDAN AÇILAN SORUŞTURMA SAYISI 200 BİNE VARMIŞTIR”

‘Nasıl olsa millet bunu 3-5 gün içinde unutur, nasıl olsa bir iki propaganda meselesi ortaya atarım milleti ideolojik boyutlara çekerim bunları tartışadururlar, yolsuzluktan talandan soygundan uzak bir anlayış içinde milleti yine kendime mahkum kılarım’ şeklinde anlayış bugün de maalesef iktidarın ortaya koyduğu iletişim anlayışıdır. Yargının bağımsızlığı hukukun üstünlüğü sadece kağıt üzerindedir. 2015 yılından sonra Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan açılan soruşturma sayısı 200 bine varmıştır. İktidarın propaganda aracı olarak kullandığı bazı kanun maddeleri de vardır; 299’un dışında 301, 216 bunlara da baktığımız zaman son 5 yıl içerisinde bu hususlarla ilgili soruşturmalar 5 misli artmıştır. Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerine göre son 6 yılda terör örgütü üyeliği suçundan 1 milyon 768 bin 530 adet soruşturma başlatılmıştır. Bugün cezaevinde yatan birçok insanın suçu yoktur. Binlerce insanla ilgili hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin hem de Anayasa Mahkemesi’nin kararları vardır ama maalesef iktidar bunları uygulamamaktadır.

“CUMHURBAŞKANI’NIN ANAYASAYI TAKMA GİBİ BİR DERDİ ZATEN YOKTUR ŞU ANDA ÜLKE ANAYASAL DÜZEN DIŞINDAN YÖNETİLMEKTEDİR”

Geçen yasama yılında iktidar ortakları seçimlerde kaybedeceklerini anladıkları için seçim yasalarında köklü değişiklikler yaptılar. Bu yasam döneminin hemen başında da Meclis gündeminde basın kanunlarında değişlik yapan ve kamuoyunda dezenformasyon veya sosyal medya yasası olarak bilinen bir kanun teklifi var. Bu kanun teklifi milletin desteğini kaybetmiş iktidarın seçime hazırlığının bir parçasıdır. Tüm basın iktidarın pençesine alınmak isteniyor. Polisin gazetecilere ağır fiziki müdahalelerde bulunduğu, gözaltına daha çok gazeteci alacağı bugünden belli. Daha fazla gazeteci tutuklanacak, mahkum edilecek çünkü diğerlerine gözdağı vermek istiyorlar. Bu kanun teklifi ile iktidar internet haber sitelerini kontrol altına almak için bu girişimleri kurumsallaştırmaya çalışıyor. İnternet haber sitelerine haberleri silme baskıları yapacaklar. Alakalı alakasız soruşturmalarla haber sitelerini yıldıracaklar. İktidar yanlısı haber sitelerine ise Basın İlan Kurumu’ndan gelen resmi ilanlar ile ayakta tutacak onları kamusal kaynaklarda daha da güçlendirecek. Bu kanun teklifi ile sosyal medyada görüşlerini paylaşan vatandaşlarımızı da daha fazla susturacaklar.  Sosyal medyada ifade özgürlüğünü kullanan kişiler yalan haber yayma gerekçesi ile tutuklanma gerekçesi ile daha fazla karşı karşıya kalacaklardır. Bu düzenlemenin anayasaya aykırı olduğu açıktır ama Cumhurbaşkanı’nın anayasayı takma gibi bir derdi zaten yoktur şu anda ülke anayasal düzen dışından yönetilmektedir.

“İKTİDAR, ANAYASA MAHKEMESİ’NİN GÜDÜMLÜ YÜKSEK İKTİDAR MAHKEMESİ YAPMAK İSTİYOR”

TBMM gündeminde olan başka bir husus Sayıştay tarafından önerilen adaylar arasında Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimi yapmak. Hatırlayacaksınız, hukuka aykırılığı açık birçok davanın savcısı İrfan Fidan önce Yargıtay üyesi yapılmıştı. Sonra Yargıtay üyeleri de İrfan Fidan’la hiç ortak mesai bile yapmadıkları halde onu seçmişlerdi. Cumhurbaşkanı da aslında kendisinin yazıp yönettiği bu sürecin sonunda Fidan’ı AYM üyesi olarak atamıştı. Mayıs ayında da medyaya bir haber düştü. Adalet anlayışı ve Anayasa’ya sadakati bakanlığın son yıllardaki ‘hukuk sonradan gelir’ anlayışı ile malum olan İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce, önce Sayıştay üyesi yapılacak sonra Anayasa Mahkemesi üyesi yapılacak diye… Gerçekten de İçişleri Bakan Yardımcısı Sayıştay üyeliğine aday oldu ve TBMM tarafından haziran ayı sonunda seçildi. 19 Eylül’de Sayıştay’ın kendi içinde yaptığı seçim sonucunda Anayasa Mahkemesi üyeliğine 3 kişi önerildi, bunlardan birisi de elbette eski İçişleri Bakan Yardımcısı oldu… İşte şimdi bu ikinci tiyatronun da son perdesindeyiz. Nasıl ki İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi’ne planlanarak atandı, eski İçişleri Bakan yardımcısı da TBMM tarafından seçilerek aynı şekilde atanacak. İktidara bağlılığı ve sadakati sebebiyle AYM üyesi olarak atanan ve atanacak kişilerden bağımsızlık, tarafsızlık ve adalet beklemek abesle iştigaldir. Tablo ne yazık ki karanlık. Türkiye’nin durumu artık gizlenebilir gibi değil hayat pahalılığı, adaletsizlikler, yolsuzluklar, yasaklar herkesin malumu. Hükümet televizyon ve radyoları RTÜK ile kontrol altına aldığı gibi internet ve sosyal medyayı da kontrol altına almak istiyor. Anayasa Mahkemesi’ni güdümlü yüksek iktidar mahkemesi yapmak istiyor. Hiç şüphem yok ki ilk seçimlerde bu koyu karanlıktan ülkemizi kurtaracağız, tek gündemimiz derdimiz milletimiz için mutlu yarınları inşa etmektir.”

Son Güncelleme: 29.09.2022 17:18
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.