Bu yazıya başlamakta iken patlama haberini öğrendim. Yazıyı çocuk hakları, ülkemizde yaşanan çocuğa yönelik istismar ve  biz hukukçuların çocuğa yönelik istismarlarda rolü üzerine hukuki bir hava ile yazmayı düşünüyordum. Ancak patlama olunca haliyle  yazıp yazmamakta kararsız kaldım. Oysa ne çok sevinmiştik, nasıl da mutlu olmuştuk… Saadet Özkan’a, İzmir Barosu gönüllü avukatlarına, kadın derneklerine, İzmir halkına, mahkeme heyetine ne çok minnettar kalmıştık… Sanığın tutuklanması bile bizleri mutlu etmeye yetmişti… Mahkeme heyetinin istismara uğrayan çocuğu dinlerken cübbesini çıkarması ise kötülüğe karşı insanlığın halen mağlup olmadığını hissettiren ne güzel bir ayrıntı idi… Patlama haberi birden bütün sevincimizi yarım bıraktı hatta unutturmaya yetti… Bu yazıyı hukukiliği ağır basan bir şekilde kaleme alarak yazacaktım.  Atatürk Havalimanı’nda alçakça, insanlık dışı saldırılar ile yine aklımızdan, gönlümüzden, hayallerimizden, bedenimizden yaşamı çekip almaya kalktılar. Katliama dair haberlere bakarken, kahrolurken; gündüz İzmir davasının yarattığı sevinçten eser yoktu. Bizleri yaşayan ölülere çevirmek istedikleri  ,katliamları “kanıksamak zorundayız”’ı yaratmak istediklerine inat ;“hayır” demek için katlıamın karşısında önemi daha az duran İzmir davasını yazdım… Yazmak istedim çünkü; Atatürk Havalimanı katliamı sonrası durakladığım ancak tam da bize dayatılan örgütlü kötülüğe inat bir konu idi. İzmir çocuk istismarı davası, İzmir’in bir köyündeki toplu çocuk istismarı ve akabinde gelişen olaylar ve bir sonucun öğrettiği idi. Daha da önemlisi örgütlü bir karanlığa, kötülüğe karşı aydınlık insanları, tek başına “ben ne yapabilirim” diye sormayan ve tabi ki yılgınlığa düşmeyen, yol arayan insanların olduğunu göstermesi idi… Umudun bitmemesi idi… Bir köyde toplu çocuk istismarını  ortaya çıkaran Saadet Özkan’ı, İzmir Barosu’nun gönüllü avukatlarını, kadın derneklerini, verilen hukuk mücadelesini, mahkeme heyetinin istismara uğrayan çocuğun rahatsız olmaması için cübbelerini çıkararak dinlemelerini, adliyeye destek için giden İzmir halkını, kötülüğe ,karanlığa karşı örgütlülüğü ,adalet mücadelesini şu an daha çok yazmak gerekir. “Bizi öldürmek isteyenlerin ülkesinde yaşıyoruz” diye hayıflanmak yerine yaşatmak için mücadele eden, yaşamdan yana olan insanları  daha çok yazmak gerekir. Saadet Öğretmen’i sadece örnek bir yurttaş ,eğitimci olarak görmedik. Aynı zamanda   bize sosyal medya çağında ,sanal tvitter, feysbuk, instagram ortamında senkronize yalnızlar dünyasının  sosyal medya “hero”larına, kanaat önderlerine inat; ne kadar dimdik, güçlü, cesur ve bir o kadar naif, sade, vakur bir şekilde mücadele etmeyi hatırlattı ve ispat etti. Saadet Özkan,  bir yurttaşın, bir öğretmenin aslında en temel görevini yapmasının dahi ne kadar önemli daha doğrusu büyük bir olay olarak görülmeye başlandığı , haksızlığa karşı çıkmanın dahi mümkün görülmediği bir iklimde yaşamaya zorlandığımız zamanda ilk taşı attı… Bize dayatılmak istenen cehennem içinde milyonların hapsolduğu  sosyal medya mahallesine inat ; eylemek ile örgütlü mücadele ile başarılacağını görmüş olduk. Elbette sosyal medya da İzmir çocuk istismarı davasında önemli bir rolü ve gücü  oldu. Ancak bu güç  istismar ile  mücadele, farkındalık yaratılması için kullanılmasıyla güç haline geldi. İzmir’in bir köyünde yaşanan toplu istismar vakası ve bir öğretmenin farketmesi ile başlayan süreç ve alınan sonuç; Saadet Öğretmen gibiler ile  bizleri yaşayan ölülere çevirmek için her tür alçak saldırıyı yapanlar arasında  ters bir orantı var idi. Ters orantı yaşamdan yana olmaktı. Bizler; yaşamı savunanlardık.  Onlar; ölümü savunanlar,öldürenler ve ölenlerdi… Çünkü bir köyde yaşanan çocuklara yönelik toplu cinsel istismar vakası ve bir öğretmenin farketmesi ile başlayan süreç ve şimdilik alınan sonuç bize şunu göstermektedir. Bizleri yaşayan ölülere çevirmek isteyen kötücüllüğe ,yaşam pınarı kurumuş insanlara dönüşmemizi isteyen örgütlü kötülüğe inat; yaşamı  savunanların biraradalığı ve örgütlülüğünün sonucudur. Halk olarak çok kötü günler yaşadık ve yaşamamız isteniyor ancak İstanbul Atatürk Havalimanı katliamına inat ; çocuklarımızın intihar bombacısı, terör örgütü üyesi olmaması, kul olmaması için,aydınlanma ve bilimin izinde gitmeleri için  ilk taşı atan Saadet Özkan başta olmak üzere,İzmir Barosu ve gönüllü avukatlarınI,kadın örgütlerinI,İzmir halkını bize karanlığa inat aydınlık için mücadele etmenin mümkün olabildiğini gösterdikleri için selamlıyorum. Av. İlve YÜCESOY

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.