Önce Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş buyurdu: “Türkiye Cumhuriyetinin yargı kurum ve kuruluşları da nihayetinde son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı!” Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Ben yargının da yasamanın da yürütmenin de Cumhurbaşkanıyım” açıklamasını yaptı. Şimdi bu sözleri eleştirmeye neresinden başlayalım? Her şeyi olduğu gibi hukuku da çok iyi bildiğini zanneden “üniversite mezunu” Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısına biraz Anayasa dersi vererek başlayalım isterseniz. En basit anlatımıyla yazalım ki anlayabilsinler. Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim biçimi; Anayasasında kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu, parlamenter demokrasidir. Yani Yasama, Yürütme ve Yargı erkleri birbirinden tamamen bağımsızdır. Anayasa bu ayrımı oldukça keskin çizgilerle yapmıştır. Peki Cumhurbaşkanı’nın Anayasadaki konumu nedir ? Anayasanın, Cumhuriyet’in temel organlarını düzenleyen Üçüncü Kısmı’nın İkinci Bölümü’nde YÜRÜTME ana başlığı altında, 101-108. Maddeler arasında Cumhurbaşkanlığı makamı ile ilgili hükümler yer almaktadır. Yani başka bir anlatımla Cumhurbaşkanı, birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmış olan yasama, yürütme ve yargı erkleri içinde yürütmenin bir parçası ve unsurudur. Bunun dışında elbette ki ayrıca devleti temsil makamıdır. Bu gerçek ortada dururken ‘Ben onun da başıyım, bunun da başıyım zaten her şeyin başıyım’ şeklindeki bir yaklaşım, hukuki gerçeklikten uzak sadece içlerindeki totalitarizm özlemini ortaya koyan bir yaklaşımdır. Oysa birkaç saat hukuk dersi alan herkesin de bileceği kadar temel bir bilgidir ki “Hiç kimse kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanamaz.” Kuvvetler ayrılığı ilkesinin de ötesinde, Anayasa’da düzenlenmiş önemli bir ilke daha vardır. O da yönetim biçimi ister parlamenter sistem isterse başkanlık sistemi olsun, bütün çağdaş demokrasilerde var olan YARGI BAĞIMSIZLIĞIDIR. Yani başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerde de yargı erkinin bağımsızlığı özenle korunmaktadır. Yukarıda yer alan talihsiz açıklamalara bu açıdan bakıldığında durum oldukça vahimdir. Çünkü bu açıklamalar, Anayasanın 138. Maddesinde düzenlenen yargı bağımsızlığının açıkça ihlali anlamına gelmektedir. İşin hukuki ve anayasal boyutu budur. Siyasi, demokrasi ve etik boyutuna gelince tüm bu sözler ve açıklamalar açıkça zihinsel bir itiraftır. Hem kafalarının içindeki yönetim modelinin hem de Türkiye’de yargıyı ve demokrasiyi getirdikleri vahim durumun itirafıdır. Ama bilmeleri gereken şudur ki adalet bir devletin temel direğidir! Yargının ve adaletin çöktüğü devlet, kendilerini de yerle yeksan eder!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.