Günlerdir Türkiye kendine gelemiyor… İzlediklerimiz, okuduklarımız karşısında şaşkınlık yaşıyoruz, nutkumuz tutuluyor. “Biz bu ülkede mi yaşıyoruz? Biz bu ülkenin mi vatandaşıyız” diyoruz… Cuma akşamı 15.07.2016 günü evde otururken bir meslektaşımın “İstanbul’da köprülerde askerler var geri çevriliyoruz herhalde IŞİD /PKK yine saldırı yapacak” diye yazması ile bugüne gelinen süreç ile tanıştık… Daha Nice saldırısı yeni olmuştu, hepimizin aklında oyuncak bebeğinin yanında olan çocuk cesedi görüntüsü var idi... Haliyle Türkiye’de de yine bir terör saldırısı bekliyorduk. Askeri sokağa çıkaracak kadar, Ankara semalarında askeri uçakların vızır vızır geçeceği kadar ne olabilirdi? Muhtemelen bir terör saldırısı ya da terör saldırısı ihbarı gelmişti…Muhtemelen IŞİD ya da PKK idi… Yine kaygı, yine korkulu bekleyiş başlamıştı… Asker boğaz köprüsüne geldiğine göre Ankara semalarında uçaklar uçtuğuna göre olay vahimdi, korkunçtu…Yine kimler ölmüştü ya da ölecekti… Hangi arkadaşımızın, tanıdığımızın ölüm haberini alacağız diye beklemeye başlamıştık. Ölüme o denli alışmışız ki çaresiz bekleyiş içinde idik. Birden haberler çok farklı gelmeye başladı, anlayamadık, anlam veremedik… Darbe olmuş, ordu yönetime el koymuş… Hatta Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar rehinmiş… Bununla da kalmayıp daha ileriki saatlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalanacaktı… Neler oluyordu? Nefesimizi tutmuş şaşkınlık ve anlam verememezlik ile sosyal medya eşliğinde akşam saatlerindeki darbeyi izliyorduk. Evet izliyorduk… TRT’de darbe bildirisini dahi dinlemiştik. İnternet kesilmeden, alakasız bir şekilde İstanbul’daki köprülerin kapatılmasını, Özel Harekat polislerinin bulunduğu binanın bombalandığını duyuyorduk… Biz rüyada mı idik? Bütün bunlar gerçek mi idi? Sanrı mı görüyorduk? Gerçeklikten kopmuş mu idik? Hayır sanrıda değildik, gerçeklikten kopmamıştık rüya yoktu… Her şey gerçekti… Hem de yalın ve net… Yıllar önce bir manşet var idi… “Fatih Camii Bombalanacaktı” ve yanında da bir subayın, muhtemelen bir paşanın resmi var idi… Hepimizin hatırladığı o meşhur manşet! Bir de bir başka meşhur manşet var idi; “Bir subayın acı kaderi “ diye… Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a suikast ile suçlanan üç ay hapis yatan, ordudan atılan, karısı tarafından boşanılan, iş bulamayan, annesinin kanser olduğu, pazarcılık ve simitçilik yapan, halen daha eşi ve çocukları tarafından beklenilen Murat Eren haberi idi… Murat Eren halen cezaevinde ve halen özgürlüğü için beklemektedir… “Fatih Camii Bombalanacaktı” haberi asparagas olduğu gibi o dava sanıkları beraat etti… Ne cami bombalandı ne de bomba planı gerçekti… Ne başbakana suikast oldu ne de planı gerçekti… Ne darbe oldu ne de darbe planı gerçekti… Ama yıllarca hapiste yatan insanlar gerçekti… Yıllarca linç edilen insanlar ve ailelerinin çaresizliği, acıları alınlarına sürülen kara leke gerçekti… Yıllarca hapishanede tutulu kalan insanların dramı, hastalıkları ve bazılarının ölümü gerçekti… Yalan olan ne idi? Cami bombalanması, başbakana suikast, rapor alan paşalar için uydurulanlar, darbe planları idi… Cuma günü sayesinde yeni gerçeklerimiz var artık; İstiklal Savaşında bile açık kalan demokrasi tarihimizin en önemli yapılarından biri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı… Özel Harekat Polislerinin bulunduğu bina bombalandı ve 47 özel harekat polisi şehit edildi… MİT binası civarı bombalandı… Bunlar da yeni gerçeklerimizdir… Cuma gününden beridir yeni gerçeklerimiz vardır . Ve yıllarca hayatı kararan, ülkenin adalet, yargı anlayışını yaralayan eski gerçeklerimiz geride durmaktadır. Daha yeni yeni idrak edebildiğimiz, basından öğrenebildiğimiz, olayın vahametini fark edebildiğimiz bu darbe gerçeği umarım bir daha yaşanmaz… Ancak adaletin yara almaması, bir daha o karanlık günlere dönmemiz için gerek gözaltı gerek tutukluk halleri ve yargılama süreçleri için ülkemizin taraf olduğu uluslararası hukuk ve anayasal ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Bu ülkenin hukuk güvenliği için de şarttır. Basının, yargının ve bizlerin linç sürecine katılmamamız, yargısız infaz yapmamamız gerekir. Elbette işlenen suçlar için yargısal süreç sonucunda gereken ceza verilmelidir. Ancak bir kişinin işlediği iddia edilen suç kanıtlanmadıkça, yargılama süreci bitmedikçe ve verilen cezalar kesinleşmedikçe hassas olmak gerekmektedir. Adalet ve vicdan en çok ihtiyaç duyduklarımızdır. Bizlere düşen adalet ve vicdanın yükselmesidir.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.