Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama, ev hapsi uygulamaları ile medya kuruluşlarına kayyım atanması ve haber sitelerinin kapatılmasına karşı 24 Ekim Cumartesi günü saat 14.00'te birçok ilde eş zamanlı eylem ve kitlesel basın açıklaması yapacak.
10 Ekim Ankara Gar Katliamı, Çorlu tren faciası, Hendek havai fişek fabrikası patlaması, 6 Şubat depremleri, İliç maden faciası, Gayrettepe gece kulübü yangını, Kartalkaya otel yangını ve Dilovası parfüm fabrikası yangınında yakınlarını kaybeden ve adalet mücadelesi veren aileler, gazetecilere yönelik baskılara karşı dayanışma çağrısı yaptı. Aileler, sürece ilişkin değerlendirmelerini ANKA Haber Ajansı’na anlattı.
"SESİMİZİN KISILMASINA KARŞI YAN YANA OLACAĞIZ"
10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, T24’ün kapatılması, TELE1 ve Halk TV’ye kayyım atanması ile gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasının, halkın haber alma hakkına ve gerçekleri öğrenmesine yönelik antidemokratik uygulamalar olduğunu ifade etti.
Kocabıyık, "10 Ekim aileleri olarak 11 yıldır sürdürdüğümüz adalet mücadelesinde gerçeğin ortaya konmasında ve bizim taleplerimizi duyurmada büyük destekçimiz olan gazetecilere, TV kanallarına, internet gazetelerine yönelik bu antidemokratik uygulama ve saldırıda yanlarında olduğumuzu, bizim sesimize ses olanların şimdi sesi olacağımızı belirtiriz. Bu nedenle 24 Ekim'de yapılacak dayanışma etkinliklerine katılmayı bir görev olarak değerlendiriyoruz. Sesimizin kısılmasına, yok sayılmasına karşı yan yana olacağız" diye konuştu.
"24 EKİM'DE GAZETECİLER İÇİN DÜZENLENECEK EYLEME KATILACAĞIM"
Çorlu tren faciasında 9 yaşındaki oğlunu kaybeden Mısra Öz, "Basının susturulmasını yalnızca gazetecilere yönelik bir müdahale olarak değil, toplumun gerçekleri öğrenme ve sesini duyurma hakkına yönelik bir tehdit olarak görüyorum. Bizler, olayın yaşandığı gün de sonraki adalet arayışı süresince de sesimizin duyulmasının ne kadar önemli olduğunu çok iyi gördük. Gerçeğin üzerinin örtülmesine, farklı seslerin susturulmasına ve halkın haber alma hakkının engellenmesine karşı dayanışmanın bir parçası olmak için 24 Ekim'de gazeteciler için düzenlenecek eyleme katılmayı düşünüyorum. Çünkü bir ülkede basın susturulursa, adalet arayanların sesi de susturulmak istenir. Kör ve sağır kalırız" dedi.
"ÖZGÜR BASINA ZULÜM SON BULSUN"
Hendek havai fişek fabrikası patlamasında hayatını kaybeden Halis Yılmaz'ın babası Muammer Yılmaz ve kardeşi Mervenur Yılmaz, şöyle konuştu:
"Biz aileler olarak gazetecilere ve muhalif basına uygulanan ambargonun yıllardır hak arayan ailelere destek oldukları için, iktidar kaynaklı haksızlıkları halka duyurdukları için yapıldığını düşünüyoruz. Yıllardır bizlere mikrofon uzatan, televizyonlarında bizi misafir eden basın emekçilerine uygulanan bu zulmün sonuna kadar karşısındayız. Kalbimiz, güçlünün değil; alın teriyle haklının, halkın yanında olan basın emekçileriyle… İş cinayetleri son bulsun; sosyal cinayetler son bulsun, özgür basına zulüm son bulsun."
"GAZETECİLERE YÖNELİK BASKILAR, DEPREMZEDE AİLELERİN SESİNE VURULAN DARBELERDİR"
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybedenlerin oluşturduğu Adalet Peşinde Aileleri Platformu sözcülerinden Celal Gezer, gazeteciler üzerindeki baskı, sansür ve cezalandırma politikasına karşı olduklarını ifade etti. Gezer, medyanın demokratik toplumlarda yasama, yürütme ve yargının denetlenmesi, şeffaflığın sağlanması ve kamuoyu oluşturulmasındaki önemine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
"Gazetecilere dönük yapılan sansür, kısıtlama ve nihayetinde cezalandırmalar, esasen bu kişi ve kurumlara değil, toplumun bizatihi kendisine, geleceğine ve bir arada olma ihtiyacına yapılan çürütme ve niteliksizleştirme çabalarıdır. Güncel olarak T24 gazetesinin kapatılması Halk Tv'ye kayyım atanması, gazeteciler İsmail Arı, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'e dönük uygulanan cezalandırmalar, bu kurum ve kişilere verilen cezalardan öte depremin ilk saatlerinden bu yana sesimize, deprem davalarında oluşan hukuksuzlukların halka duyurulmasına vurulan darbelerdir. Bu cezalar, esasen biz depremzede ailelere, sesimizin, hukuksuzlukların duyurulmasına dönük cezalardır.
6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi hayatını kaybetti, binlerce vatandaşımız yaralandı. Tüm ülkeye sirayet eden bu olayda, bir memurun istifaya tenezzül etmediği, ettirilmediği bir durum söz konusuyken gündemdeki fon yolsuzluğunda SPK'dan BDDK'ye, bir bakana kadar giden silsile, aslında yönetim erkinin ülkeyi yönetirken sahip olduğu etik değerlerin ve toplumsal refleksin ne kadar çürümüş olduğunun başka bir göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. Elbette bu durum, bir tesadüf ya da olağan bir akıştan öte, yaşama ve canlıya dair tercihin ta kendisidir.
İnsana, hayvana, ağaca ve canlıya değer atfetmeyenlerin kurdukları rant, yolsuzluk ve hukuksuzluk çarklarına ışık tutan gazeteler ve gazeteciler, onların elbette bulundukları karanlıkta gözlerini alacak ve ahlaki körlük yaşamalarına neden olacaktır. Biz, doğadan, yaşamdan ve haktan yana olanlar, bu ışığa, aydınlığa sahip çıkıyor; her daim gazetelerin ve gazetecilerin yanında olduğumuzu belirtiyor, bu haksızlıkların tam da karşısında durduğumuzu ifade ediyoruz."
"KATİLLER DIŞARIDA, DEPREM HABERİ YAPAN GAZETECİLER TUTUKLU"
6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden ve birçok deprem davasında müşteki avukatlığı yapan Gülsüm Özdoğru, T24'ün kapatılmasına, TELE1 ve Halk TV'ye kayyım atanmasına ve gazeteci İsmail Arı'nın tutuklanmasına öfke duyduğunu ifade etti. Avukat Özdoğru, "İsmail Arı, onlarca deprem haberi yapmış bir gazetecidir. T24, Halk TV ve TELE1 defalarca deprem haberleri yayımlamıştır. Anayasa'mızın 28. maddesinde açıkça, 'Basın hürdür, sansür edilemez.' denmektedir. Ancak fiilen bakıldığında tam da basının sansür edildiğini görüyoruz" dedi.
Özdoğru, Arı'nın daha önce 75 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiğini ve yaşanan süreci hatırlatarak, "İsmail Arı'yı zerre tanıyan biri, kaçmayı aklından bile geçirmediğini bilir zaten. Basında boy boy yer alan haberlerini karartması da söz konusu olamaz. O zaman neden özgürlüğü kısıtlanıyor? Neden İsmail Arı tutuklu? Biz deprem davalarında mahkemelere adeta yalvarıyoruz, katil şüphelilerini tutuklayın diye. Ancak ne soruşturma evresinde ne de hükümle birlikte tutuklanan ya da hükümle birlikte tutuklama kararı çıkmasına rağmen tutuklanabilen bir katil yok denecek kadar az. Neden katiller dışarıda elini kolunu sallaya sallaya gezerken bunları haber yapan gazeteciler tutuklu?" diye sordu.
"ONLAR BİZİM YANIMIZDAYDI, BİZ DE ONLARIN YANINDA OLACAĞIZ"
İliç maden faciasında ağabeyi Uğur'u kaybeden Duygu Yıldız, özgür basının mağdur ailelerin adalet arayışının sesi olduğunu belirterek, şunları söyledi:
"Zaten kısıtlı olan gerçek yayın kuruluşları sesimizi duyuruyordu. Halkın ve mağdur ailelerin adalet çığlıklarına ses oluyordu. Tutuklanmaları, kapanmaları, adaletsizlikle yüz yüze kalan vatandaşların seslerinin duyulmaması, görmezden gelinmeleri demek. Medyayı susturmak, halkı susturmak demek. Biz özgür gazetecilerin ve ilkeli yayın yapan kanalların yanındayız. Onlar bizim yanımızdaydı, cumartesi günü biz de onların yanında olacağız. Bu ülkeden kopuk yaşayanlar, insanların ne kadar bunaldığını, mutsuz olduğunu ve adaletsizliğe maruz kaldığını görmüyor. Özgür medyayı desteklemeye devam edeceğiz. İliç ailesi olarak cumartesi günü özgür basına destek için Kadıköy'de olacağız."
"BİZİ GÖRMEYEN BASININ DA ÖZGÜR OLMASINI İSTİYORUZ"
Gayrettepe Gece Kulübü yangınında kardeşi Şivan'ı kaybeden Zülfiye Dolu, gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaları, T24'e getirilen erişim engelini ve TELE1 ile Halk TV'ye yönelik kayyım uygulamalarını büyük bir kaygı ve üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.
Dolu, "Adalet saraylarının koridorlarında adalet ararken sesimizi duyurabilmek için bir de basının kapısını çalıyoruz. Mahkeme salonlarında cevabını bulamadığımız soruları gazeteciler aracılığıyla kamuoyuna taşıyoruz. Bu süreçte sesimizi duyuran, sorularımızı kamuoyuna taşıyan gazetecilerin ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Bir ülkede gazeteciler özgürce haber yapamazsa ve soru soramazsa bizim gibi adalet arayan aileler seslerini kime duyuracak? Kamu kurumlarının sorumluluğunu kim sorgulayacak? Cevapsız kalan sorularımızı kim gündeme taşıyacak" ifadelerini kullandı.
"Basın özgürlüğü yalnızca gazetecilerin meselesi değildir. Bizim gerçeği öğrenme ve toplumun gerçeklerden haberdar olma hakkımızdır" diyen Dolu, şunları kaydetti:
"Bugüne kadar sesimize ses olan gazetecilerin bugün karşılaştıkları sorunlar karşısında sessiz kalamayız. Çünkü biz çok iyi biliyoruz ki birbirimizin sesini duymazsak acılarımız da adalet arayışımız da görünmez hale gelir. Bu süreçte sesimizi duyuran gazeteciler de oldu, sesimizi yeterince duymayan, yaşadıklarımızı gündemine taşımayan basın kuruluşları da oldu. Bunun yarattığı kırgınlığı da yaşadık. Ancak biz basın özgürlüğünü yalnızca bize yer veren gazeteciler için savunmuyoruz. Bizi görmeyen basının da özgür olmasını istiyoruz. Çünkü özgür basın, yalnızca bizim değil, bütün toplumun gerçeği öğrenme hakkının güvencesidir. Basının görevi yalnızca yaşanan felaketleri haberleştirmek değil, sonrasında süren adalet mücadelelerini de takip etmek, kamu sorumluluğunu sorgulamak ve unutulmaya yüz tutan dosyaları görünür kılmaktır. Biz gazetecilerden tarafımızı tutmalarını değil, gerçeğin peşinden gitmelerini istiyoruz. 24 Ekim'deki dayanışmayı da bu anlayışla destekliyoruz."
"GERÇEKLERİ SUSTURULARAK ADALET SAĞLANAMAZ"
Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel yangınında yakınlarını kaybedenler de şu ifadeleri kullandı:
"Facialarda birinci derecede sorumluluğu bulunduğu belirtilen kişiler dışarıda dolaşırken, bu faciaları ve benzer faciaların haberlerini yapan gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması kabul edilemez. Bizler, Kartalkaya'da sevdiklerini kaybetmiş ve adalet mücadelesi veren aileler olarak, basın özgürlüğünün ve halkın haber alma hakkının yanındayız. Gerçeklerin ortaya çıkarılması için mücadele eden gazetecilerin susturulması, adalet arayışımıza da zarar vermektedir.
T24'e yönelik kapatma kararı ile Tele1 ve Halk TV'ye yönelik kayyım süreçleri konusundaki endişelerimizi dile getiriyor, gazetecilere yönelik baskılara karşı dayanışmamızı ifade ediyoruz. 24 Ekim'de gazeteciler için düzenlenecek dayanışma eylemini destekliyoruz. Çünkü gerçeklerin konuşulabildiği, sorumluların hesap verdiği ve kimsenin gerçeği dile getirdiği için cezalandırılmadığı bir ülke istiyoruz. Adalet yalnızca bizim için değil, herkes için gereklidir. Gerçeği susturarak adalet sağlanamaz."
"GAZETECİLERİ BIRAKIN, CANLARIMIZI ÖLDÜREN KATİLLERİ YARGILAYIN"
Dilovası'ndaki parfüm fabrikası yangınında yakınlarını kaybedenler, "İşçi cinayetleri ya da iş yerinde olan yaralanmalar, sakat kalmalar... Sesimizi duyurmakta çok zorlandığımız, insanların başlarına geleceğinin ya da sevdiklerini kaybedebileceğinin bilincinde olmadığı bir şey. Bu yüzden özellikle işçi ailelerinin sesini duyurma, acısını gösterme çabasında olan gazeteciler bizler için çok değerli. Bizim kadar inat ederek bu davaların peşinden koşuyorlar, üstelik gördüğümüz gibi pek çok risk alarak. Gazeteci dostlarımızın sesinin kesilmeye çalışılması, bizim sesimizin kesilmek istenmesidir. Tüm gazeteci arkadaşlara özgürlük, gazetecilik suç değildir. Gazetecileri bırakın, 7 canımızı öldüren katilleri yargılayın" diye konuştu.