YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Emir, şunları kaydetti:
“Bugün bir okul saldırısıyla sarsıldık. Daha nisan ayında önce Şanlıurfa’da yaralamaların olduğu bir okulda şiddet yaşamıştık. Bir gün sonrasında Kahramanmaraş’ta 11 canımızı yitirmiştik. Bugün Turgutlu’da yine bir okul saldırısı, 11 yavrumuz yaralı, ikisinin durumu ağır ve yine sorumluluktan kaçan, yine üstünkörü cümleler kuran bakanlar ve siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Oysa okullarda şiddet artık gözardı edilemez, görmezden gelinemez bir gerçeklik. Bunun üzerine ciddiyetle eğilmemiz lazım. Milyonlarca velimiz her sabah çocuğunu okula eli yüreğinde gönderiyor. Yaşanan ağır ekonomik krizde çocuklarının beslenme çantasına bir tost bile koyamayan aileler, bir tost alacak harçlığı cebine koyamayan aileler aynı zamanda, ‘Acaba yavrum bu akşam eve dönebilecek mi’ diye kaygı duyuyorlar.
İÇİŞLERİ BAKANI’NA İSTİFA ÇAĞRISI
Bütün bu uyarılara, feryatlara, yaşananlara rağmen kulak asmayan, vurdumduymaz bir Milli Eğitim Bakanı görevini yapmış gibi görünen, ‘Görevimi yaptım’ diyen ama bugünkü saldırıyla görevini eksik yaptığını anladığımız bir İçişleri Bakanı ve onları atayan siyasi iktidarın başındaki tek kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu okul şiddetinin ve okul şiddetinin hala bunca kaybımıza rağmen önüne geçilemeyişinin bir numaralı sorumlularıdır. Buradan Sayın Bakan'a bir kez daha söylüyoruz ki hiçbir bakanlık koltuğu yavrularımızın canından daha değerli değildir. Görevinizi yapamıyorsunuz. Görevinizi ihmal ediyorsunuz. Uyarılara kulak tıkıyorsunuz. En azından bunun gereği olarak istifa etmenizi bekliyoruz.
"KANUN TEKLİFİMİZ DURUYOR: 65 BİN GÜVENLİK GÖREVLİSİ OKULLARDA GÖREVLENDİRİLSİN”
Kahramanmaraş'ta 11 canımızı yitirdikten sonra, 63 soru önergesi, 10 kanun teklifi ve 26 araştırma önergesi vermişiz. Meclis’te konuşmuşuz. Meclis görevini yapmış, muhalefet görevini yapmış ama kulak asmamışlar. Parmaklar kalkmış, inmiş. Kanun teklifleri, araştırma önergeleri bir kenara itilmiş ve bir sonraki okul saldırısı bekleniyor ve okul saldırısından sonra gözyaşı döküyor beyefendiler. Gözyaşı dökmek tabii erdemdir. Hepimizin yüreği kan ağlıyor. Ama asıl yapılması gereken önlem almaktır. Kanun teklifimiz duruyor. Dilimizde tüy bitti. ‘65 bin güvenlik görevlisini bir an evvel alın’ dedik. Neredesiniz? Yoksunuz. 65 bin güvenlik görevlisi, 75 bin hemşire, 100 bin temizlik personeli alınsaydı bunun bütçeye toplam maliyeti 224 milyar lira olacaktı. Fon krizinin Türkiye'ye maliyeti 900 milyar lira hesaplıyorlar şimdilik. Yani neredeyse dörtte birine okullarımızda güvenlik görevlisi, hemşire, temizlik personeli olacaktı. 250 bin kişiye de istihdam yaratılacaktı. 250 bin haneye maaş girecekti. Böylesine akıl dışı, böylesine vurdumduymaz, böylesine umursamaz ve böylesine çocuklarımızı şiddete kurban veren bir anlayışı şiddetle protesto ediyoruz.
"KAMUNUN PARASINI ÇOCUKLARIN GÜVENLİĞİNE HARCAYIN”
Beyler daha bir gün önce, Okul Güvenliği Protokolü’nü imzaladılar. Mürekkebi kurumamış daha. Ama onun da sonuç vermediğini maalesef görüyoruz. Hiç olmazsa bundan sonra sorumluluk makamındakilerin sorumlu davranmasını bekliyoruz. Yeter artık. Bu son olsun. Önlem alın. Elinizi taşın altına koyun. Kamunun parasını buralara harcayın. Fondaki tosuncukları zengin edeceğinize buralara para harcayın.
FON KRİZİ
Bir fon skandalıyla sarsılıyoruz. Öyle bir skandal ki herkesin gözü önünde gerçekleşti. Bakan 10 ay öncesinden biliyor. SPK'nın açıklamasından anlıyoruz ki daha öncesinden biliyor. Biz konuşuyoruz. İzmir Milletvekilimiz Sayın Ümit Özlale’nin komisyonda konuşmaları var. Soru önergelerimiz var. Bunu söylemeye cesaret eden gazetecilerin, finansçıların gözaltına alındığı, susturulduğu, paylaşımlarına engel getirildiği bir süreçte 28 Ağustos'a kadar bekliyorlar, seyrediyorlar. Niye biliyor musunuz? Siyasi iktidar ve uzantıları boğazlarına kadar bu pisliğin içerisindeler. Göz yuman pozisyonunda değiller. Tam ortasındalar. 4 Kasım'da Bakan diyor ki ‘Biz kimi manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. Tedbir alacağız. SPK'ya bir rehber yayınlatacağız’ diyor. Sonra çalışmalar başlıyor, devam ediyor. 28 Ocak'ta taslak yayınlanıyor SPK tarafından. Ama 28 Ağustos'ta gerçekten rehber yayınlanıyor. Bu arada bu taslak rehber herkesin önüne gidiyor, herkes görüyor bunu. O tosuncuklar o SPK'nın rehberini gördüler ve görüş beyan ettiler. O resmi kurullarda çalışan kişiler, görevli kişiler bunlar. 28 Ağustos'a niye geldi? Bakan dedikten on bir ay sonra. SPK ilk taslağı yazdıktan altı ay sonra gelen bu rehberin gelmesinin sebebi de yine dışarısı. Goldman Sachs ve Morgan Stanley’nin raporları var. ‘Eğer gerekli önlemler alınmazsa sizi gelişmekte olan piyasalar endeksinden çıakracağız’ raporu var. Bu rapordan çekindikleri için de 28 Ağustos’ta bu rehberi yayınlıyorlar. O rehberin içinde de ‘Bu fonlara bir hisseyi ancak yüzde beş ve toplamda yüzde 20 oranında hisse alabilirsiniz’ sınırlaması var. Çünkü oradaki anormal balonu söndürmek lazım. Dışarısı uyarıyor ve mecburen yayınlıyorlar. Ama o güne kadar neler oluyor neler?
“FIRTINANIN GELECEĞİ BELLİYDİ”
28 Ağustos'ta fon satışı yapan, fondan para kazanan, o kazandığı paraları başka yere yatıran, yurt dışına gönderen, çoluğunun çocuğunun serveti olarak biriktiren kimler var? O 500 bin vatandaşımız bekliyorlar, bilmiyorlar bir şey. 28 Ağustos'a kadar bu fırtınanın geleceği belli ve sonrasında çöküş başlıyor, balon patlıyor. AKP cenahından şöyle açıklamalar görüyoruz: ‘Çok büyük bir skandaldır bu. Allah'a şükür ki Cumhurbaşkanımız bu işe el koydu.’ Burada ilk yapılması gereken 28 Ağustos'tan önce kimlerin satış yaptığı ve kimlerin o paraları ne yaptığıdır. Balon patlarken 28 Ağustos'taki rehberden sonra piyasa sıkışıyor, satışlar başlıyor, borsada çöküş başlıyor. SPK 17 Eylül'de 131 fonun işlemini durduruyor. Ve böylece herkes anlıyor ki büyük bir balon var, o balonu almışlar, yemişler, içmişler, zenginleşmişler, kaçırmışlar; ondan sonra devletin kurumları harekete geçmiş.
“DÖRT GÜN BOYUNCA NEYİ BEKLEDİNİZ”
Alkışlayalım Cumhurbaşkanı'nı, Adalet Bakanı’nı, SPK Başkanı’nı harekete geçtiler diye. Hayır. Göz yumdular, seyrettiler. Maliye Bakanı seyretti. Dört gün boyunca gözaltına alınan birkaç kişinin yurt dışı transferi dışında hiçbir tedbir alınmadı. Nihayet daha dün sabah, yani dört gün sonra ancak ve ancak mallarına ve paralarını dondurduklarını ve yurt dışına göndermelerini veya satışlarının önlendiğini söylediler. Dört gün neyi beklediniz? Bu konuyla ilgili açıklama yapan, paylaşım yapan gazetecilerin, finansçıların hesaplarına dakikasında önlem koyuyorsunuz. Ama dört gün boyunca bu kişilerin yakınlarının, etrafının yurt dışına para göndermesini, mal satmasını durdurmuyorsunuz. Bu beklemenin sebebi nedir? Neyi beklediniz?
“BU İŞ SİYASİ AYAK OLMADAN YAPILAMAZ”
Eğer bir parça samimiyet varsa, 86 milyona karşı bir gramlık vicdani yükünüz varsa yapılması gereken açıktır. Bu işin siyasi ayak olmadan yapılamayacağını herkes görüyor. O halde siyasetin; bakanların, bakan yardımcılarının, saray danışmanlarının, milletvekillerinin, her birimizin ve danışmanlarımızın MASAK raporları çıkartılmalı. Adalet Bakanlığı 2024’ten sonraki hesap hareketlerini istiyor bu şüpheli işlemlerin. Neden? Bu fonlar 2020’de kuruldu. Bunlar çıkartılmadan temizlik operasyonu olmaz. Bunlar çıkartılmadan tüyü bitmemiş yetimin hakkını birilerinden almış olmazsınız. Şu ana kadarki tablo şu: İzin vermişler. İçlerindeler. Yönetim kurulu başkanları sarayda görev yapan kişiler. İç içeler. Bir liralık malı 564 lira yapmışlar. Böylesine zenginleşmişler. Yurt dışı bastırınca, artık sürdürülemez hale gelince rehberi yayınlamışlar. 28 Ağustos'a kadar neyi kaçırıyorlarsa kaçırmışlar. Yetmemiş, olay patladıktan sonra da dört gün boyunca bu tosuncukların çok büyük bir kısmının istedikleri para transferlerini, istedikleri mal transferlerini, istedikleri gibi yapmaları sağlanmıştır.
“ASIL SORUMLU RECEP TAYYİP ERDOĞAN’DIR”
28 Ağustos'tan önce hisse satışı yapan kimlerdir? O imtiyazlı 12 kişi kimdir? Ve bu dört gün aralığında yurt dışına, yurt içine para gönderen kimlerdir? Kime kadar gidiyorsa gideceksiniz. Kime uzanıyorsa uzanacaksınız. Burada sorumlu SPK'dır, BDDK'dır, Maliye Bakanlığı'dır, Adalet Bakanlığı'dır ama asıl sorumlu Recep Tayyip Erdoğan'dır. Çünkü bu kişilerin her birinin atanmasının altında Cumhurbaşkanı'nın imzası vardır. AKP bir bildiri yayınlıyor, ‘SPK nihayet el koydu. SPK düzeltecek bunları.’ SPK siyasi iktidarın bir parçası değil mi? Siyasi iktidardan farklı bir şekilde mi çalışıyor? Her defasında suçu bir yerlere yıkıyorsunuz. Yükü 86 milyonun sırtına sarıyorsunuz. Oradan da çekiliyorsunuz, sıvışıyorsunuz. Bu kez sıvışamayacaksınız. Bu kez tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyeceğiz.
“MASAK SORUŞTURMASININ SİYASİLERE DE UZANMASI LAZIM”
Varlık Fonu buradan alım yapıyor, borsa çökmesin diye. Varlık Fonu'nun gireceği zararı kim karşılayacak? Böylesine bir güven eksilmesi ve böylesine artık tıkanma noktasına gelmiş olan dış yatırımın tamamen durması, aynı zamanda büyük bir daralma, büyük bir çöküş ve ekonomik küçülmeye tekabül edecek mi? Maalesef edecek ve bunun da bedelini yine 86 milyon ödeyecek. MASAK soruşturmasının mutlaka genişletilmesi, herkese uzanması lazım. Siyasi iktidar üç-beş kişiyi günah keçisi ilan edip gerçek sorumluları bulmadan seyredenleri, içinde olanları, seyredenleri atayan kişileri, görevini eksik yapanları, görevini yapmayanları ve arada zenginleşenleri mutlaka açığa çıkarmak zorundadır. Bizim de boynumuzun borcu olsun.”
“AKP İÇERİSİNDEKİ ÇEKİŞMEYİ İZLİYORUZ”
Emir, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emir, “Fon krizinin siyasi faturasının Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e kesileceğini düşünüyor musunuz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“AK Parti içerisinde bu konuda daha sorumlu davranmaya çalışanlarla kendisini bu işten sıyırmak için özen gösteren ve özellikle sessiz kalan, görevini yapmayanlar olduğunu biliyoruz. AKP'nin bildirisi, siyasi iktidarın sorumluluğunu ıskalayan, yükü SPK'nın üstüne bırakan bir pozisyonda. Oysa o kurulun başındaki eski bakan da bilir ki bütün bunların sorumlusu Maliye Bakanı ve onu atayan Cumhurbaşkanı'dır. 1982 yılında Bülend Ulusu Hükümeti'nin Maliye Bakanı Kaya Erdem, banker krizi çıktığında istifa etmişti. Darbenin getirdiği hükümetin maliye bakanı bile bu krizin yüzde biri büyüklüğünde bir kriz olduğunda istifa etmişti. Tabii ki bugün ilk sorumlu olması gereken Maliye Bakanı'dır. Görevini yapmamıştır. Ağır sorumluluğu vardır. Ağır kusuru vardır. Mutlaka istifa etmelidir. Ama AKP içerisindeki çekişmeyi de tekmeleşmeyi de dikkatle izliyoruz.”
ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI
Emir, AK Parti’nin erken seçim çağrılarının sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığından korkmadığımızı, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olma hevesi varsa dönemin ortasında, yani iki buçuk yıl dolduğunda, yani geçen yıl kasım ayında seçim olması gerektiğini, millete gidilmesi gerektiğini, bu darbe sürecinin ancak milletin müdahalesiyle çözülebileceğini, içinde bulunduğumuz ağır ekonomik koşulların ancak millete gidilerek çözülebileceğini söylemiştik. Biz ısrarla erken seçim isteyen tarafız. Biz tabii ki Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığından korkmuyoruz. Ama Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha, Anayasa’nın aleyhine aday yapabilmek için, Anayasa’nın ruhunun ve ilgili Anayasa maddesinin etrafından dolaşacak, Anayasa’ya takla attıracak yöntemlere elbette karşıyız. Meclis hangi kararı alır bilemeyiz. Ama biz her zaman erken seçim isteyen taraf olduk. Ve bir an evvel Türkiye'nin bu siyasi iktidardan, bu kabustan kurtulması gerektiğini söylüyoruz. Ama bekle bekle bir hafta kala Meclis karar alacak da Erdoğan'ın adaylığının önünü açacak. Bunun olamayacağını, bunun Anayasa’nın arkasından dolanmak olacağını, bunun siyasi ahlaka sığmayacağını söyleyegeldik. Cesaretiniz varsa getirirsiniz sandığı. Herkes boynunun ölçüsünü alır.”