Konutlarda birtakım sorunlar olduğunu söylemek, bu konutların tümüyle
sorunlu olduğu anlamına gelmez. Fakat barınma ihtiyacının büyüklüğü ve biraz
da bakanlığın kurumsal imajını koruma kaygısı nedeniyle, bu sorunlar gerektiği
gibi konuşulamıyor. Son zamanlarda bize ulaşan yurttaşların sıkça dile getirdiği
problemlerden birisi, metrekare cinsinden hak kaybına uğramış oldukları.
Depremden önce dubleks evi, mesela 180 metrekarelik bir dairesi bulunan
yurttaşlara, 95-100 metrekarelik daireler veriliyor. Burada rezerv alan
uygulamasının olumsuz bir sonucu görülmektedir: Yerleşim alanları adeta bir
yığın olarak düşünülmüş, dubleks gibi farklı konut tipleri gözetilmeksizin,
birörnek evler inşa edilmiştir.
Özellikle rezerv alanlarda tapulu, bölünmemiş dubleks evi olan yurttaşlar hak
mağduriyeti yaşıyor çünkü tek bir daire alabiliyorlar. Oysa İmar Affı’ndan
faydalanarak dublekslerini bölen hane sahipleri, iki daire sahibi olabiliyor.
Dolayısıyla yurttaşlar arasında ‘Kanuna uyan cezalandırılır’ gibi bir kanaat
oluşmasına sebebiyet veriliyor.
Nisan ayında bu konuyu mecliste gündeme getirmiş, bir çözüm önerisi
sunmuştuk: Buna göre dubleks evi olanlara verilen konutlar ile daha önce sahip
oldukları konutlar arasındaki metrekare farkı üzerinden ödeme yapılabilir ya da
1 artı 1 türünde bir konut daha verilebilirdi. Ne yazık ki bu sorun çözümsüz
kaldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili birimleri,
özellikle de Kentsel Dönüşüm Başkanlığı bu konuda inisiyatif almalı, hak
kayıplarını telafi etmeli, yurttaşların talebine bigane kalmamalıdır.
YILDIRIM KARA: KONTEYNER KENTLERDEKİ KİRACILAR GÖZ
ARDI EDİLMEMELİ
Konteyner kentlerin kademeli olarak kapatıldığına değinen Kara, “Konteyner
kentlerin kapatılacağıyla ilgili bilgiler, kamuoyunu meşgul ediyor. Süreç, kimi
zaman bir keşmekeş haline geliyor. Yurttaşlarımıza ne zaman, nereye ve nasıl
taşınacaklarına dair net bir takvim sunulmalı, duyurular zamanında yapılmalıdır.
İnsanlar sabah uyanıp kapılarında tahliye tebligatı görmemeli. Özellikle yaşlı,
engelli ve dezavantajlı gruplar başta olmak üzere, yurttaşlarımıza tolerans
gösterilmesi gerekiyor. Bu süreçler ‘ben yaptım oldu’ mantığıyla değil; insani
bir planlamayla yürütülmelidir. Süreç boyunca yurttaşlarımıza gerekli lojistik ve
maddi destek eksiksiz sağlanmalıdır.
Özellikle konteyner kentlerde kalan kiracıların arasında maddi durumu yetersiz
olanların, yerinde dönüşüme başvurmuş olmalarına rağmen konutları
tamamlanmayan, inşaat süreçleri devam edenlerin; yaşlı, dul, yetim, engelli,
asgari ücretli, emekli kiracıların piyasa koşulları göz önüne alındığında,
konteyner kentlerde bir süre boyunca, düzenli biçimde kalmalarına müsaade
edilmelidir.
YILDIRIM KARA: ‘KONUT’ DİYE KABA İNŞAAT TESLİM EDİLMESİ
KABUL EDİLEMEZ
Yurttaşlar, aynı zamanda, taşındıkları zaman elektrik, su, doğal gaz bağlantıları
tamamlanmış konutlara sahip olmalı. Konut diye kaba inşaat veya şantiye teslim
edilmesi kabul edilemez. Bir konut sadece dört duvardan ibaret değildir;
altyapısıyla, çevre düzenlemesiyle, mahallesiyle, yollarıyla şehrin dokusuna
katılmalı, insan yaşamına uygun olmalıdır. Anayasanın herkese sağlıklı ve
dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanıdığını, bu hakkın da devlete sorumluluklar
yüklediğini tekrarlıyoruz. Konutlarımız ‘Yaptık, kurtulduk’ mantığıyla değil;
bütüncül bir şehir planlama anlayışı ve sorumluluğuyla inşa edilmeli” ifadelerini
kullandı.