CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Bugün yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun diploması değil, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradedir. Bugün hedef alınan bir belge değil, milyonlarca yurttaşın seçme ve seçilme hakkıdır. Bu dava hukuk tarihimize bir utanç sayfası olarak geçecektir. Bu süreci yürütenler, hukuku araçsallaştıranlar ve siyasi hesaplarla karar alanlar er ya da geç hukuk önünde hesap verecektir. Ekrem İmamoğlu yalnız değildir. Hukuk, demokrasi ve adalet mücadelesi yalnız değildir” dedi.
CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’de devam diploma iptal davasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Tanrıkulu, şunları söyledi:
“İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanımız ve cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun 35 yıl önce yaptığı yatay geçiş bahane edilerek diplomasının iptal edilmesine neden olan davanın duruşması için Silivri’deyiz. Bir idare mahkemesi duruşmasının Silivri’de yapılması, nasıl bir darbe dönemi yaşadığımızın göstergesidir. İdare mahkemesinin burada yaptığı ilk duruşmadır. İdare hukukunun tüm prensiplerini ihlal eden, idari işlemlerde istikrarı ortadan kaldıran, kazanılmış müktesep hakları, idarenin yaptığı tüm işlemleri tartışmalı hale getiren, hukuk devleti ilkelerini yerle bir eden, yetkisiz ve usulsüz yapılan bu işlem bir cumhurbaşkanı adayının rakibi tarafından hukuk dışı yollarla siyasetten atılma girişimidir.
"Bu dava, Türkiye’de hukukun nasıl askıya alındığının göstergesidir”
Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası, bir üniversite işlemi ya da idari bir ihtilaf değildir. Bu dava Türkiye’de hukukun nasıl askıya alındığının, devlet kurumlarının nasıl siyasal talimatlarla hareket eder hale getirildiğinin açık bir göstergesidir. Ekrem İmamoğlu’nun 35 yıl önce yaptığı yatay geçiş yürürlükteki mevzuata uygun, ilan edilen şartları eksiksiz karşılayan, fakülte yönetim kurulu kararıyla kabul edilmiş ve sonuçları yıllar önce kesinleşmiş bir idari işlemdir. Bu işlemden sonra mezuniyet gerçekleşmiş, diploma verilmiş, yüksek lisans yapılmış ve tüm bu süreçler devletin kendi kayıtlarıyla tescillenmiştir. Bugün ise ne olmuştur? Cumhurbaşkanlığı adaylığı ihtimali güçlenen bir siyasetçiye karşı, yıllardır kapalı olan bir dosya siyasi saiklerle yeniden açılmıştır. Önce CİMER başvuruları organize edilmiş, ardından savcılık devreye sokulmuş, YÖK’ten alelacele bir rapor istenmiş ve nihayetinde İstanbul Üniversitesi yetkisi olmadığı halde diploma iptaline kalkışmıştır. Burada açık bir yetki gasbı vardır.
"Bu bir idari hata düzeltmesi değil, siyasi bir tasfiye girişimidir”
Diploma iptali, hukuken yalnızca fakülte yönetim kurulunun yetkisindedir. Üniversite yönetim kurulunun böyle bir karar alma yetkisi yoktur. Bu yönüyle yapılan işlem hukuken yok hükmündedir.
Üstelik bu karar ilgili kişiye tebliğ edilmeden, tutuklu olduğu biline biline savunma hakkı fiilen engellenerek, dekanlığın boş olduğu bahanesiyle, oy çokluğuyla alınmasına rağmen oy birliği varmış gibi gösterilerek, yetkisiz kişilerce hazırlanmış, varsayımlarla dolu bir rapora dayanılarak alınmıştır. Bu tablo hukuk devletiyle bağdaşmaz. Bu tablo üniversite özerkliğiyle bağdaşmaz. Bu tablo yargının tarafsızlığıyla bağdaşmaz. Daha da vahimi şudur: İstanbul Üniversitesi’nin kendi raporlarında dahi Ekrem İmamoğlu’nun yatay geçiş şartlarını sağladığı, gerçeğe aykırı hiçbir beyanda bulunmadığı açıkça yazılıdır. Buna rağmen benzeri durumda olan hiç kimsenin diploması iptal edilmemişken yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun diploması hedef alınmıştır. Bu bir idari hata düzeltmesi değil, siyasi bir tasfiye girişimidir.
"Bu dava hukuk tarihimize bir utanç sayfası olarak geçecektir”
Danıştay içtihatları son derece açıktır: Hile veya açık bir yalan beyan dahi olsa, üzerinden uzun yıllar geçmiş, sonuçları kesinleşmiş idari işlemler keyfi biçimde geri alınamaz. Kaldı ki burada ne hile vardır ne yalan beyan ne de mevzuata aykırılık. Bugün yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun diploması değil, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradedir. Bugün hedef alınan bir belge değil, milyonlarca yurttaşın seçme ve seçilme hakkıdır. Buradan açıkça söylüyorum: Bu dava hukuk tarihimize bir utanç sayfası olarak geçecektir. Bu süreci yürütenler, hukuku araçsallaştıranlar ve siyasi hesaplarla karar alanlar er ya da geç hukuk önünde hesap verecektir. Ekrem İmamoğlu yalnız değildir. Hukuk, demokrasi ve adalet mücadelesi yalnız değildir.”