Emekli sayısı değişiyor, oran değişmiyor
CHP milletvekili Ümit Özlale, Emekli aylığının açlık sınırı üzerinden tartışılmasının utanç verici
olduğunu belirterek iktidarı eleştirdi. Özlale,
Emekli aylığı ödemelerinin milli gelire oranının 15 yıldır değişmediğini dile getiren CHP İzmir
milletvekili Prof. Dr. Ümit Özlale, “Emekli aylığı ödemelerinin millî gelire oranı devamlı yüzde 6
seviyesinde. Yani öyle bir şey yapmışız ki biz "Biz millî gelirin yüzde 6'sını emeklilere ayıralım, 15
milyon emekli de olsa, 20 milyon emekli de olsa onlar bunu bölüşsünler." Ortaya da o zaman bir
bölüşüm krizi çıkıyor” dedi.
EMEKLİ AYLIĞININ KİŞİ BAŞI MİLLÎ GELİRE ORANI YÜZDE 60'KEN ŞİMDİ BU ORAN
YÜZDE 33'E DÜŞTÜ
Özlale, iktidara yönelik eleştirilerde bulunarak, “Demografik fırsat penceresini, hiçbir şekilde doğru
istihdam politikaları izlemediğiniz için kaçırdık ve ondan sonra baktığınız zaman, millî gelirden
emeklilere ayrılan pay aynı ama emeklilerin sayısı artıyor. O zaman da ne oluyor? Bundan çok
değil on beş sene önce ortalama emekli aylığının kişi başı millî gelire oranı yüzde 60'ken şimdi bu
oran yüzde 33'e düşüyor. Çok ciddi bir bölüşüm krizi var, ilk önce bunu adreslememiz lazım”
İfadelerini kullandı.
“NEDEN EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞIYLA İLGİLİ BİR DÜZENLEMEYE İHTİYAÇ
DUYUYORUZ?”
CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale konuşmasında, 2019’dan beri her sene en düşük emekli
maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıldığını belirtti. “Biz neden en düşük emekli maaşıyla ilgili bir
düzenlemeye ihtiyaç duyuyoruz?” diye soran Özlale konuşamasına “Çünkü bir, enflasyonu yanlış
hesaplıyoruz; enflasyon yanlış hesapladığınız için, özellikle gıda endeksine, açlık sınırına,
yoksulluk sınırına göre baktığınız zaman emekli maaşları bir süre sonra hakça, insanca
yaşanabilir bir seviyenin altına düşüyor” diye devam etti.
ULUSLARARASI EMEKLİLİK ENDEKSİNDE TÜRKİYE 44 ÜLKE ARASINDA 42’NCİ SIRADA
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın kişi başına milli gelirin 18 bin dolara yaklaşacağını
belirterek, “Son 23 yılda Türkiye alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna çıktı. Bu yılki
gelişmeler bu şekilde devam ederse ilk defa yüksek gelirli ülkeler ligine adım atmış olacağız”
ifadelerine atıfta bulunan Özlale, “Türkiye bu sene yüksek gelirli ülke statüsüne geliyor, Sayın
Cevdet Yılmaz burada söyledi; hiçbir yüksek gelirli ülke duydunuz mu ki emekli maaşı ile asgari
ücreti açlık sınırı üzerinden tartışsın? İlk önce burada sistemsel bir hata var ve bu, AK Parti'nin
yanlış politikalarının ürünü. Altın ya da simit hesabını bırakalım, onlarda inanmıyorsunuz,
dünyaya bakalım yani Türkiye'deki emeklilik sistemi dünyanın neresinde? Bu işle ilgili olan herkes
bilir ki iki tane endeks vardır, Mercer ile Natixis. Arkadaşlar, biz burada bir tanesinde Hindistan'ın
bir üstündeyiz; Çin'den, Brezilya'dan daha kötü durumdayız, bir tanesinde de Kolombiya ile
Hindistan'ın ötesindeyiz. 44 ülke arasında emeklilerin mali durumunda 42'nci sıradayız. Yani altın,
simit hesabını bırak Kolombiya'yla aynı seviyedesin, Çin'den, Brezilya'dan daha kötü durumdasın;
sen bu hâlinle nasıl yüksek gelirli bir ülke olursun?” dedi.
İŞVERENE ASGARİ ÜCRET DESTEĞİ OLARAK ÖNERİLEN GÜNLÜK 42 LİRA İLE Mİ
İSTİHDAMI ARTIRACAKSINIZ?
Türkiye’nin istihdam oranın dünya ortalamasının çok altında olduğunun altını çizen Özlale,
İstihdam yaratmak için işverene verilen asgari ücret desteği olarak günlük 42 liraya çıkarılmasının
önerildiğini dile getirdi. Tek çözümün istihdamı artırmak ifade eden Özlale, iktidarı “İşverene
asgari ücret desteği olarak günlük 42 lira önermişsiniz. Ya, böyle mi istihdamı artırmayı
düşünüyorsunuz? 33 liradan 42 liraya çıkmış. Ya, 2 tane simit parası değil” sözleriyle eleştirdi.
Özlale, konuşmasında çözüm önerilerini şöyle dile getirdi:
“Buradan çıkış yolu ne? Biraz önce Sayın Usta, EPDK yolsuzluğundan örnek verdi, Trendyol
örneği olsun hepsine katılıyorum ama orta, uzun dönemde başka yapmamız gereken bir şey var
arkadaşlar, çalışan sayısını artırmamız lazım. Bakın, bugün pasif dosya sayısındaki artış aktif
sigorta sayısındaki artışın tam 10 katı. Hiçbir şey yapmazsak bu sorun devam edecek ve biz
seneye yine, emeklilerden gelen daha artan bir şikâyetle tekrardan en düşük emekli maaşını
konuşmak zorunda kalacağız. "Bunun kaynağı ne? diye soruyorsanız kaynak burada, Türkiye'nin
en büyük kaynağı insan kaynağı. Arkadaşlar, bizim ülkemizin üçte 1'i çalışıyor. Tekrar
söyleyeyim: Bizim ülkemizin üçte 1'i çalışıyor, bu çalışanların da yarıya yakını açlık sınırının
altında kalan asgari ücret alıyor. Bizim bu yapısal problemden, bu sistemsel problemden
çıkmamızın tek yolu istihdam yaratmak. İstihdam oranımız dünya ortalamasının altında değil, çok
altında. Peki, nasıl yaratacağız? Burada sizin oylarınızla kabul edilen bütçeye baktığımız zaman,
işsizlikle mücadeleye bütçenin üstünde bir pay ayırdınız mı? Hayır. Yaşam boyu öğrenmeye
ayırdınız mı? Ona da hayır. İşsizlikle mücadele için bütçeden pay ayırmadan, işsizlikle doğru bir
şekilde mücadele etmeden, yeni bir beceri politikası geliştirmeden siz istihdam sayısını
artıramazsınız. Burada yine maddelerde tartışacağız. İşverene asgari ücret desteği olarak günlük
42 lira önermişsiniz. Ya, böyle mi istihdamı artırmayı düşünüyorsunuz? 33 liradan 42 liraya
çıkmış. Ya, 2 tane simit parası değil, simit hesabı yapmayalım diyoruz ama eğer siz ekstradan bir
istihdam yaratmak istiyorsanız sizin devlet olarak işverene verdiğiniz günlük destek 42 lira
arkadaşlar ve onu da yanlış bir şekilde İşsizlik Sigortası Fonu'ndan alıyorsunuz. İşsizlik Sigortası
Fonu işsiz duruma düşmüş ve yeniden iş hayatına kazandırılmak için işsiz dururken o kişiye
verilmesi gereken paradır. Siz çalışan birisinin -ne derler- asgari ücret desteğini İşsizlik Sigortası
Fonu'ndan veremezsiniz, Fonu amacı dışında kullanamazsınız. Bakın, bizim bu istihdam
problemini çözmemiz için 1,1 milyon erkeğe ve 4,9 milyon kadına istihdam yaratmamız lazım.
Bunu yaratmadığınız sürece biz her sene burada emeklilerimizin durumunu konuşuruz. Hem
sadece en düşük emekli maaşını değil bütün emeklilerin, bütün emekçilerin problemini
konuşuruz.”
Özlale’nin konuşmasının tamamı şöyle:
“İlk önce şunu sormak gerekiyor herhâlde: 2019 yılından beri biz her sene en düşük emekli
maaşıyla ilgili bir düzenleme yapıyorsak çok büyük bir yapısal sistem problemimiz var demektir
yani altı sene boyunca her sene biz neden en düşük emekli maaşıyla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç
duyuyoruz? Biraz önce Sayın Usta da bunu çok net bir şekilde söyledi. Çünkü bir, enflasyonu
yanlış hesaplıyoruz; enflasyon yanlış hesapladığınız için, özellikle gıda endeksine, açlık sınırına,
yoksulluk sınırına göre baktığınız zaman emekli maaşları bir süre sonra hakça, insanca
yaşanabilir bir seviyenin altına düşüyor. Bir başka nokta da şu: Asgari ücreti ya da emekli
maaşlarını bizim açlık sınırı üzerinden değerlendirmemiz de hem emeğe hem de emekliye utanç
verici bir şey. Ben neden asgari ücreti, neden bir emeği ya da emeklinin hak ettiği maaşı açlık
sınırı üzerinden tartışayım? Türkiye bu sene yüksek gelirli ülke statüsüne geliyor, Sayın Cevdet
Yılmaz burada söyledi; hiçbir yüksek gelirli ülke duydunuz mu ki emekli maaşı ile asgari ücreti
açlık sınırı üzerinden tartışsın? İlk önce burada sistemsel bir hata var ve bu, AK Parti'nin yanlış
politikalarının ürünü.
Şimdi, altın ya da simit hesabını bırakalım, onlarda inanmıyorsunuz, dünyaya bakalım yani
Türkiye'deki emeklilik sistemi dünyanın neresinde? Bu işle ilgili olan herkes bilir ki iki tane endeks
vardır, Mercer ile Natixis. Arkadaşlar, biz burada bir tanesinde Hindistan'ın bir üstündeyiz;
Çin'den, Brezilya'dan daha kötü durumdayız, bir tanesinde de Kolombiya ile Hindistan'ın
ötesindeyiz. 44 ülke arasında emeklilerin mali durumunda 42'nci sıradayız. Yani altın, simit
hesabını bırak Kolombiya'yla aynı seviyedesin, Çin'den, Brezilya'dan daha kötü durumdasın; sen
bu hâlinle nasıl yüksek gelirli bir ülke olursun?
Bir başka nokta şu: Çok ciddi bir bölüşüm krizi var. Bakın, burada benden önce sayın vekiller de
söyledi, ben de burada grafikleştirdim, ilk önce alta bakın, emekli aylığı ödemelerinin millî gelire
oranı devamlı yüzde 6 seviyesinde. Yani öyle bir şey yapmışız ki biz "Biz millî gelirin yüzde 6'sını
emeklilere ayıralım, 15 milyon emekli de olsa, 20 milyon emekli de olsa onlar bunu bölüşsünler."
Ortaya da o zaman bir bölüşüm krizi çıkıyor. Neden? Çünkü emekli sayımız artıyor. Demografik
fırsat penceresini, hiçbir şekilde doğru istihdam politikaları izlemediğiniz için kaçırdık ve ondan
sonra baktığınız zaman, millî gelirden emeklilere ayrılan pay aynı ama emeklilerin sayısı artıyor.
O zaman da ne oluyor? Bundan çok değil on beş sene önce ortalama emekli aylığının kişi başı
millî gelire oranı yüzde 60'ken şimdi bu oran yüzde 33'e düşüyor. Çok ciddi bir bölüşüm krizi var,
ilk önce bunu adreslememiz lazım.
Emeklilerin durumuna TÜİK anketleriyle bakalım. Bakın, emekli aylığı TÜİK'in Yaşam
Memnuniyeti Anketi'dir, oradan bakabilirsiniz. Emekli aylığı giren hanelerde ay sonunu getirmekte
zorlandığını beyan edenlerin oranı devamlı artıyor son beş senedir, bu sisteme geçtiğimizden
beri. O yüzden de zaten bu sistem artık sürdürülemez olduğu için devamlı en düşük emekli
aylığına bir kurumsal düzenleme getiriyorsunuz fakat o zaman da toplumdaki sosyal adaleti
bozuyorsunuz. Otuz sene, otuz beş sene boyunca çalışan kişi 25-26 bin lira maaş alırken, çok
daha az prim ödeyen, daha az çalışan birisi 20 bin lira alınca, bu sefer, en düşük emekli maaşı
artırdığınız zaman sosyal adalet bozuluyor. Bize emekli maaşının yetmediğinden haklı şekilde
şikâyet edenler kadar başka şikâyet edenler de şunlar: "Neden ben otuz sene en yüksekten prim
ödediğim hâlde benim emekli aylığım en düşük emekli aylığına giderek yakınsıyor?" diyor.
Partinizin adında "Adalet ve Kalkınma" var, bunun neresinde adalet var?
Bakın, bu, üzerinde çok düşünmemiz gereken şey, Metropoll "Türkiye'nin Nabzı" anketi,
emeklilerin tam yüzde 70'i kendini tükenmiş hissediyor. Sadece en düşük emekli maaşı alanlar
değil, hepsi tükenmiş hissediyor ve kendisini tükenmiş hisseden gruplara baktığımız zaman en
yüksek oranda emeklilerde, daha sonra çalışanlarda, ev hanımlarında; Türkiye'de ev hanımlarının
üçte 2'si kendini tükenmiş hissediyor. Yine, İstanbul özelinde yapılan bir ankette, ev hanımlarına
"Neyi hayal ediyorsun?" diye soruyorlar, "Kuş olup uçmak." diyor. Mahalleye, eve sıkıştırdığınız,
her an geçim derdini düşünen ev hanımları var. Herkes kendini artık tükenmiş hissediyor bu
politikalar sonucunda. Ben demiyorum, anketler söylüyor, hem de herkesin rahatlıkla verilerine
ulaşabileceği anketler söylüyor.
Peki, buradan çıkış yolu ne? Biraz önce Sayın Usta, EPDK yolsuzluğundan örnek verdi, Trendyol
örneği olsun hepsine katılıyorum ama orta, uzun dönemde başka yapmamız gereken bir şey var
arkadaşlar, çalışan sayısını artırmamız lazım. Bakın, bugün pasif dosya sayısındaki artış aktif
sigorta sayısındaki artışın tam 10 katı. Hiçbir şey yapmazsak bu sorun devam edecek ve biz
seneye yine, emeklilerden gelen daha artan bir şikâyetle tekrardan en düşük emekli maaşını
konuşmak zorunda kalacağız. "Bunun kaynağı ne? diye soruyorsanız -İsmail Bey burada yok
ama devamlı kaynak soruyor- kaynak burada, Türkiye'nin en büyük kaynağı insan kaynağı.
Arkadaşlar, bizim ülkemizin üçte 1'i çalışıyor. Tekrar söyleyeyim: Bizim ülkemizin üçte 1'i
çalışıyor, bu çalışanların da yarıya yakını açlık sınırının altında kalan asgari ücret alıyor. Bizim bu
yapısal problemden, bu sistemsel problemden çıkmamızın tek yolu istihdam yaratmak. İstihdam
oranımız dünya ortalamasının altında değil, çok altında. Peki, nasıl yaratacağız? Burada sizin
oylarınızla kabul edilen bütçeye baktığımız zaman, işsizlikle mücadeleye bütçenin üstünde bir pay
ayırdınız mı? Hayır. Yaşam boyu öğrenmeye ayırdınız mı? Ona da hayır. İşsizlikle mücadele için
bütçeden pay ayırmadan, işsizlikle doğru bir şekilde mücadele etmeden, yeni bir beceri politikası
geliştirmeden siz istihdam sayısını artıramazsınız. Burada yine maddelerde tartışacağız. İşverene
asgari ücret desteği olarak günlük 42 lira önermişsiniz. Ya, böyle mi istihdamı artırmayı
düşünüyorsunuz? 33 liradan 42 liraya çıkmış. Ya, 2 tane simit parası değil, simit hesabı
yapmayalım diyoruz ama eğer siz ekstradan bir istihdam yaratmak istiyorsanız sizin devlet olarak
işverene verdiğiniz günlük destek 42 lira arkadaşlar ve onu da yanlış bir şekilde İşsizlik Sigortası
Fonu'ndan alıyorsunuz. İşsizlik Sigortası Fonu işsiz duruma düşmüş ve yeniden iş hayatına
kazandırılmak için işsiz dururken o kişiye verilmesi gereken paradır. Siz çalışan birisinin -ne
derler- asgari ücret desteğini İşsizlik Sigortası Fonu'ndan veremezsiniz, Fonu amacı dışında
kullanamazsınız. Bakın, bizim bu istihdam problemini çözmemiz için 1,1 milyon erkeğe ve 4,9
milyon kadına istihdam yaratmamız lazım. Bunu yaratmadığınız sürece biz her sene burada
emeklilerimizin durumunu konuşuruz. Hem sadece en düşük emekli maaşını değil bütün
emeklilerin, bütün emekçilerin problemini konuşuruz.
Şimdi bunu en sona sakladım, bu çok can acıtıcı bir slayt ve aslında toplum olarak nereye
geldiğimizi gösteriyor. Ülkeyi bir arada tutan şey insanların birbirine ve kurumlarına güvenidir.
Eğer insanlar birbirlerine güvenirlerse, devletin kurumlarına güvenirlerse orada bir politika daha
etkileyici olur, o ülke bölünmez, o ülke birbirine düşmez, o ülkede fikrî çatışmalar daha az olur.
Şimdi, bakınız, tekrardan Türkiye'nin Nabzı anketi; çok değil, Aralık 2025'te. Emeklilere baktığınız
zaman, emeklilerin tam yüzde 70'i ne artık başkasına güveniyor ne de bu devletin kurumlarına
güveniyor. Bizim üzerimizde bütün partilerin düşünmesi gereken şeylerden bir tanesi bu.
Çalışanlar, ücretliler... Bu ücretlilerin tam dörtte 3'ü ne kurumlara güveniyor ne insanlara
güveniyor. Öğrencilere bakınız, öğrencilerin yüzde 59,1'i, yüzde 60'ı hâlâ insanlara güveniyor
ama devletin kurumlarına güvenmiyor. Bizim en çok üzerinde durmamız gereken şeylerden bir
tanesi bu. Burada devletin çok saygın bürokratları var. Sizler bu güveni nasıl inşa edeceksiniz?
TÜİK tamamıyla taraflı enflasyon açıkladığı için emeklileri insanca yaşamaktan çıkaran bir
kuruma insanların nasıl yeniden güven duymasını sağlayacaksınız?
İnsanın insana yani benim bir AK Partili arkadaşıma, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşıma, DEM
Partili arkadaşıma güvenmem için ne yapacaksınız? Bizim en önemli problemimiz bu”
