CHP'li Tanrıkulu: "Diyarbakır Cezaevi’nin restorasyonu, Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin yüzleşme, hafıza ve adalet sürecinin bir parçasıdır"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Cezaevi restorasyonuna ilişkin ihalelerde davet usulüne başvurulduğunu, iki ayrı ihaleyi alan şirketin yan yana faaliyet gösterdikleri ve şirket sahipleri arasında aile bağı bulunduğu iddialarının gündemde olduğuna dikkati çekerek, restorasyonda şeffaflıkta uzak davranıldığına işaret etti. Konuyu TBMM gündemine taşıyan Tanrıkulu, "Diyarbakır Cezaevi’nin restorasyonu, sadece fiziksel bir yapı onarımı değil, Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin yüzleşme, hafıza ve adalet sürecinin bir parçasıdır. Bu nedenle ihale süreçlerinin şeffaf olmaması, aynı aileye ait şirketlerin ardışık ihaleleri alması, denetim mekanizmalarının belirsizliği kabul edilemez" dedi.

02 Ocak 2026 Cuma 16:01
CHP'li Tanrıkulu: "Diyarbakır Cezaevi’nin restorasyonu, Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin yüzleşme, hafıza ve adalet sürecinin bir parçasıdır"

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Cezaevi restorasyonuna ilişkin ihalelerde davet usulüne başvurulduğunu, iki ayrı ihaleyi alan şirketin yan yana faaliyet gösterdikleri ve şirket sahipleri arasında aile bağı bulunduğu iddialarının gündemde olduğuna dikkati çekerek, restorasyonda şeffaflıkta uzak davranıldığına işaret etti. Konuyu TBMM gündemine taşıyan Tanrıkulu, "Diyarbakır Cezaevi’nin restorasyonu, sadece fiziksel bir yapı onarımı değil, Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin yüzleşme, hafıza ve adalet sürecinin bir parçasıdır. Bu nedenle ihale süreçlerinin şeffaf olmaması, aynı aileye ait şirketlerin ardışık ihaleleri alması, denetim mekanizmalarının belirsizliği kabul edilemez" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Cezaevi restorasyonu ile ilgili yazılı bir basın açıklaması yaparak, hazırladığı soru önergesi ile konuyu Meclis gündemine taşıdı. Tanrıkulu, şunları kaydetti:

"Şeffaflığın en üst düzeyde uygulanması zorunludur"

"12 Eylül askeri darbesinin Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerinin simgesel mekânı olan Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nin restorasyon sürecine ilişkin yeni bilgiler, kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olmaktadır. Cezaevinin birinci ve ikinci etap restorasyon ihalelerinin 'davet usulü' ile gerçekleştirildiği ve ihalelerin görünürde farklı olsa da aynı aileye mensup kişilerle bağlantılı şirketlere verildiği iddia edilmektedir. Birinci etap ihalesini alan PERGE Restorasyon şirketinin kurucusunun C. Z. olduğu, Aynı etapta şantiye şefi olarak görev yapan kişinin S. Z. olduğu, ikinci etap ihalesini alan FİMAŞ Yapı şirketinin sahibinin yine S. Z. olduğu, İki şirketin adreslerinin kapı numarası dışında aynı olduğu ve yan yana faaliyet gösterdiği ifade edilmektedir. Bu bilgiler, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığına, rekabetin sağlanıp sağlanmadığına, şeffaflığın korunup korunmadığına ve ihalelerin objektif kriterlere göre yürütülüp yürütülmediğine ilişkin önemli soru işaretleri doğurmuştur. Diyarbakır Cezaevi gibi toplumsal hafızada derin bir yara bırakan bir yapının restorasyonunda, şeffaflığın en üst düzeyde uygulanması zorunludur. Buna rağmen ihalelerde davet usulüne başvurulması, kamuoyunun haklı kaygılarını artırmaktadır."

"Diyarbakır Cezaevi müze olarak ne zaman açılak"

Tanrıkulu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç'un yanıtlaması istemiyle konuyla ilgili iki ayrı soru önergesi verdiğini belirterek, Ersoy'a, "Restorasyon ihalelerinin neden davet usulü ile yapıldığı, açık ihalenin neden tercih edilmediği, ihalelere kaç firmanın davet edildiği ve bu firmaların kimler olduğu, her iki ihaleyi alan şirketler arasında aile bağı bulunup bulunmadığı, Bakanlığın bu iddialar hakkında inceleme başlatıp başlatmadığı, restorasyonun toplam bütçesi, her etap için harcanan tutarlar, projenin denetiminin kimler tarafından yapıldığı, Diyarbakır Cezaevi’nin müze olarak ne zaman açılacağı" sorularını yönelttiğini kaydetti.

"İşkence izleri ve delil niteliği taşıyan bölümlere dair koruma envanteri var mı"

Tanrıkulu, Tunç'a ise, "Cezaevinin devrinden önce bakanlık tarafından yapılan çalışmalar ve fizibiliteler, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan protokolün içeriğinin neden kamuoyuyla paylaşılmadığı, restorasyon sürecinde işkence izleri ve delil niteliği taşıyan bölümlere dair koruma envanteri hazırlanıp hazırlanmadığı, ihale süreçlerinde Bakanlığın bilgisi, değerlendirmesi veya itirazı olup olmadığı, 12 Eylül mağdurlarının, insan hakları örgütlerinin veya uzmanların görüşlerinin sürece dahil edilip edilmediği, restorasyon sonrası oluşturulacak müzenin içeriğinde Adalet Bakanlığı’nın rolünün olup olmayacağı" sorularını yöneltti.

"Bakanlıkları bir kez daha açıklığa, hesap vermeye ve şeffaflığa çağırıyoruz"

Tanrıkulu, "Diyarbakır Cezaevi’nin restorasyonu, sadece fiziksel bir yapı onarımı değil, Türkiye’nin yakın tarihine ilişkin yüzleşme, hafıza ve adalet sürecinin bir parçasıdır. Bu nedenle ihale süreçlerinin şeffaf olmaması, aynı aileye ait şirketlerin ardışık ihaleleri alması, denetim mekanizmalarının belirsizliği kabul edilemez. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, ihale süreçlerinin kimlere ve hangi yöntemle verildiği, tarihi hafıza alanının nasıl dönüştürüldüğü tüm toplumun meselesidir. Bu nedenle Bakanlıkları bir kez daha açıklığa, hesap vermeye ve şeffaflığa çağırıyoruz" ifadesini kullandı.

Son Güncelleme: 02.01.2026 16:29
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.