Yıldırım Kara: "6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü"

“6 Şubat Depremleri, sadece jeolojik boyutuyla ve depremde kaybettiğimiz insanlarımızın sayısıyla değerlendiriliyor. Elbette bu ölçekte bir afet hakkında konuşurken bu ölçüleri bir kenara bırakamayız. Ancak 6 Şubat depremleri sadece o gün gerçekleşmiş bir afet olarak hatırlanırsa, buradan gerekli dersleri çıkaramayız. 6 Şubat üzerine konuşurken, bu felaketin nasıl algılanması gerektiğini de tartışmak zorundayız.

04 Şubat 2026 Çarşamba 13:12
Yıldırım Kara: "6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü"

Cumhuriyet Halk Partisi Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, 6 Şubat
depremlerinin üçüncü yıl dönümü vesilesiyle, Hatay’daki güncel koşullar hakkında
yazılı bir basın açıklamasında bulundu.

TÜRKİYE YÜZYILI REKLAMIDIR
17 Ağustos 1999 depremi nasıl ki o dönemin Türkiye’sinin idari, siyasi, toplumsal,
iktisadi ve kültürel sorunlarını ortaya çıkarmışsa, 6 Şubat da AKP Türkiye’sinin
sorunlarını, yetersizliklerini ve çürümüşlüğünü ifşa etmiştir. O gün sadece 11
şehrimiz değil, AKP’nin propagandaları, algı çalışmaları, ‘Türkiye Yüzyılı’ reklamı da
yıkılmıştır.

YILDIRIM KARA: 6 ŞUBAT GECESİ DEVLET YOKTU

Depremi hatırlamaya, deprem günü gelmeyen yardımları, insanların günlerce enkaz
altında bekletilmesini de hatırlamakla başlamalıyız. 6 Şubat günü, devlet yoktu.
AKP’nin içini boşalttığı kurumlar, başta AFAD olmak üzere, afete müdahale
etmekte yetersiz kalmışlar; bu yetersizlik sonucunda belki de kurtarılabilecek
binlerce canımız kaybedilmiştir. Afetlere müdahale konusundaki yetersizlik, sırf
TSK’dan yardım istemiş görünmemek için birliklerin kışlalarda tutulmasında
tezahür etmiştir. Bu konuda benzer bir sorunun yaşanmaması için bir Afet Bakanlığı
kurulması, AFAD’ın kurumsal bağımsızlığının güçlendirilmesi gibi önerilerde
bulunduk ancak sırf biz söylüyoruz diye hiçbir adım atılmadı. Oysa AFAD’ın
statüsündeki sorun, bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından itiraf
ve kabul edilmiştir.

YILDIRIM KARA: ÜÇ YILDIR HAYATTA KALMA MÜCADELESİ
VERİYORUZ

Hatay, depremden bu yana, üç yıldır bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu
mücadelenin gerçekleştiği yerlerin en önemlisi elbette konteyner kentler. Her yıl ‘Bu
yıl bitti’ denilerek ötelenen konut teslim tarihini beklerken bu konteyner kentlerin
içinde başka sorunlar ortaya çıktı. Uyuşturucu kullanımı, kadına yönelik şiddet,
güvenlik yetersizliği gibi meseleleri pek çok kez gündeme getirdik. Bir yandan
konteyner kentlerdeki durumun düzeltilmesi için uğraşırken bir yandan da
konutların teslim edilme süreçlerini takip ettik.
Ancak bir sorun çözülürken başka bir sorun peşinden geldi: ‘İnşaatların ihtiyacı var’
denilerek, ÇED raporu aranmaksızın açılan taş ve maden ocakları, beton santralleri
büyük bir çevre kirliliğine yol açtı. Rezerv alanlar ve kamulaştırma süreçleri, özellikle
meyve bahçeleri ve tarlalar üzerine yapılacak konutlar söz konusu olduğunda,
yurttaşlar, kolluk güçleri ve bürokrasi arasında anlaşmazlıklara, kimi zaman
çatışmalara sebep oldu. Bazı konutlarda işçilik ve malzeme kalitesinin istenilen
düzeyde olmadığını; bazı konutların ise yol, elektrik, doğal gaz gibi altyapı
hizmetlerinden yoksun olduğunu gördük.
Bu eksiklerin giderilmesi için hem mülki idare düzeyinde girişimlerde bulunduk hem
de mecliste pek çok kez söz aldık. Şehrimiz yeniden inşa edilirken yeşil alanların ve
tarihi eserlerin korunması, demografik yapının bozulmaması gerektiğini vurguladık;
yurttaşların bu doğrultudaki tespit ve taleplerini her zaman dile getirmeye çalıştık.
Hatay yeniden inşa edilecekse bunun kentimizin kimliğine sadık kalarak yapılması
gerekiyordu. Ancak bugün özellikle yeşil alanlarımızın ve kültür varlıklarımızın
yitirildiğini, mahallelerimizin dağıldığını görüyoruz. Bu esnada ne yazık ki eşya
yardımı sözü de sessiz sedasız biçimde unutuldu.

YILDIRIM KARA: HATAY YENİ YILA UMUTLA DEĞİL,
KARANLIKTA GİRDİ

Konut sorununun yanı sıra altyapı sorunları da zaman içinde giderek yoğunlaştı,
çözüleceği yerde ağırlaştı. Elektrik ve internet kesintileri yüzünden yaşanan
mağduriyetler katlanılmaz bir noktaya ulaştı; şehrimiz yeni yıla umutla değil, elektrik
kesintisiyle başladı. Bu da yetmiyormuş gibi elektrik dağıtım şirketi yurttaşların
kaçak elektrik kullandığını söyleyerek mağdur suçlamanın çirkin bir örneğine imza
attı. Hatay’da elektrik ve internetin yanı sıra sağlık alanında da büyük eksikler var.
ASM’lerin konteynerlerden çıkması ve yenilerinin inşa edilmesi gerekirken süreç
ağırdan alındı. Var olan hastanelerin kapasitesi yetersiz çünkü ya doktor ya ekipman
ya da ikisi birden yok; yurttaş, tedavi olabilmek için ya başka illere gidiyor ya da bizi
arayıp yardım talebinde bulunuyor. Okullar şantiyelerin arasında kalmış vaziyette; bu
da yetmiyormuş gibi bazı kamu kurumları halen okul binalarını kullanmaya devam
ediyor, pek çok okulda ise altyapı sorunları eğitimi aksatıyor.

YILDIRIM KARA: VAN’A 5 YIL VERİLDİ, HATAY’A 'BAŞINIZIN
ÇARESİNE BAKIN' DENİLDİ

Ülkedeki ekonomik sorunlar, Hatay’da, depremin nedeniyle adeta çarpan etkisiyle
daha da ağır biçimde yaşanmakta. Bu konuda iktidarın mücbir sebep halini sona
erdirmesi, bizler için bir turnusol görevi gördü: İktidar, Hatay’a ve genel olarak
deprem bölgesine bütçe açığının sorumlusu gözüyle baktığını itiraf etmiştir. Van
depreminde 5 yıl süreyle uygulanan mücbir sebep, çok daha yıkıcı bir depremin
gerçekleştiği 11 ilden esirgenmiştir. Özellikle KOBİ’lerin krediye erişiminin
zorlaştırılmasıyla birleşince, yerel ekonomi adeta kaderine terk edilmiş, ‘Başınızın
çaresine bakın’ denilmiştir.
İktidar, mücbir sebep halini uzatmayarak esnafa da; zirai don ve artan girdi
maliyetleri nedeniyle zor durumdaki çiftçilere de sırt döndü. Özellikle narenciyede
çok ciddi kayıplar yaşayan üreticilerimiz ne bu dönemde ne de 2025 yılı boyunca
süren kuraklık boyunca bekledikleri ve hak ettikleri desteği görebildi.

YILDIRIM KARA: ŞEHRİMİZİ HAFIZASIYLA, EKONOMİSİYLE,
KÜLTÜRÜYLE AYAĞA KALDIRACAĞIZ
Sonuç olarak karşımızdaki tablo; yalnızca yıkılan binaların yerine yenisini dikme
meselesi değil, bir kentin hafızasının, ekonomisinin ve sosyal dokusunun bütüncül
bir anlayışla ayağa kaldırılması meselesidir. 6 Şubat’ın üçüncü yılında Hatay; elektrik
kesintileriyle karanlığa mahkûm edilmiş, internet erişimi olmadığı için dünyadan
koparılmış ve sağlık hizmetlerine ulaşamadığı için çevre illere muhtaç bırakılmış bir
kent görünümündedir. 
İktidarın, deprem bölgesini bütçe açığının bir sorumlusu gibi görmesi ve Hatay’ı
adeta bir yük olarak algılaması kabul edilemez. Van depreminde yurttaşlardan
esirgenmeyen kolaylıkların Hataylıdan esirgenmesi, esnafın ve çiftçinin bu
ekonomik buhranda kaderine terk edilmesi, sadece bir ihmal değil, bilinçli bir
tercihtir. Hatay’ın binalarını, kimliğini, demografik yapısını ve kültürel mirasını hep
birlikte ayağa kaldırmak zorundayız.

Son Güncelleme: 05.02.2026 09:52
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.