CHP’li Nalbantoğlu “1 MAYIS ONURLU BİR YAŞAM ÇAĞRISIDIR”
İnsan haklarının olmadığı yerde işçi haklarından söz edilemez.
Ülkemizde emek değersizleştirilmekte, emekçiler ücretli kölelere
dönüştürülmektedir.
İşçiler sadece açlık ve sefaletle değil, ölümle de mücadele etmektedir.
İnsan haklarının olmadığı yerde işçi haklarından söz edilemez.
İşçilerin insan onuruna yakışır koşullarda yaşama ve çalışma hakkının, insan haklarının
evrensel ölçüde kabulü ve uygulanmasıyla doğrudan ilgili olduğuna vurgu yapan Nalbantoğlu,
ifade özgürlüğünün, adil yargılanma hakkının, örgütlenme ve sendikalaşmanın olmadığı bir
yerde çalışanların haklarına sahip çıkabilmesinin de mümkün olmadığını belirtti.
Ülkemizde emek değersizleştirilmekte, emekçiler ücretli kölelere
dönüştürülmektedir.
İnsan haklarının güvence altına alınmadığı toplumlarda işçilerin çoğu zaman güvencesiz
çalışma koşullarına mahkûm edilip, hak arama yollarının kapatılarak sömürüye açık hale
getirildiğine dikkat çeken Nalbantoğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Ülkemizde emeğin değeri her geçen gün daha fazla aşınmakta; işçiler, alın terlerinin
karşılığını almakta zorlanmaktadır. Yüksek enflasyon karşısında eriyen ücretler, ağır vergi
yükü ve güvencesiz çalışma koşulları, emekçileri adeta “ücretli kölelik” düzenine mahkûm
etmektedir. Bu tablo, sosyal devlet ilkesinin ciddi biçimde zedelendiğini açıkça
göstermektedir. Çalışanların karşı karşıya olduğu sorunlar sadece ekonomik değildir. Uzun
çalışma saatleri, iş güvenliğinin yetersizliği ve sendikal örgütlenmenin önündeki engeller,
emeğin hak ettiği değeri bulmasının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Bu durum,
işçilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik olarak da baskı altında
kalmasına yol açar. Emekçinin sesinin kısıldığı bir düzende ise adaletten söz etmek mümkün
değildir.”
İşçiler sadece açlık ve sefaletle değil, ölümle de mücadele etmektedir.
Çalışanların sadece açlık ve sefaletle değil, güvencesiz ve sağlıksız koşullarda çalışmayla
karşı karşıya kaldığını ve bunun bedelinin de ölüm olduğunu belirten Nalbantoğlu,
Uluslararası Çalışma Örgütü “ILO” verilerine göre ülkemizin ölümlü iş kazalarında
Avrupa’da birinci dünyada üçüncü sırada olmasının tesadüfi olmadığını belirterek şunlara
değindi:
“Ülkemizde yaklaşık 17 milyonu aşan işçi nüfusuna rağmen sendikalı işçi oranı yüzde 14
seviyelerinde kalmaktadır. Daha da çarpıcısı, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin oranı
yüzde 10’un dahi altındadır. Özel sektörde ise bu oranlar çok daha düşük seviyelere
inmektedir. Bu durum, milyonlarca emekçinin örgütsüz ve güvencesiz bırakıldığını açıkça
ortaya koymaktadır. Çalışma yaşamında güvencesizlik yaygınlaştıkça, kayıt dışı istihdam,
taşeronlaşma ve esnek çalışma modelleri kalıcı hale getirildikçe iş kazaları da artmakta, en
ağır bedeli yine en korumasız kesimler yani genç- yaşlı, kadın – erkek, çoluk- çocuk demeden
emekçiler ödemektedir. Nitekim geçen yılın verilerine göre en az 2 bini aşkın emekçi
çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu demektir ki günde en az 6 işçi yaşamını yitirmektedir. Bu,
kader değil; denetimsizliğin, ihmallerin ve emeği değersizleştiren anlayışın bir sonucudur.”
1 Mayıs sadece emek ve dayanışma günü değil, insanca onurlu bir yaşam
çağrısıdır.
Demokrasinin, adaletin ve hukukun yok sayıldığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı
bir dönemde ne insan haklarından ne de işçi haklarından söz edilemeyeceğini ifade eden Rıfat
Nalbantoğlu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Yıllardır ülkeyi yönetenler, uyguladıkları politikalarla hem emeğe hem de emekçiye sırtını
dönmüş ve ekonomide yaşanan bütün olumsuzlukların, ülkeyi yönetememe krizinin bedelini
çalışanlara ödettirmiştir. Bugün ülkemizde milyonlarca çalışan için 1 Mayıs, artan geçim
sıkıntısı, güvencesizlik ve derinleşen eşitsizliklerin gölgesinde karşılanmaktadır. Emeğin
değeri her geçen gün daha fazla aşınmakta, işçiler alın terlerinin karşılığını almakta
zorlanmaktadır. Daha dün sonuçlanan maden işçilerinin onurlu direnişi bunun en somut
örneğidir. Onun için “1 Mayıs” bir anma ve kutlama günü olmasının dışında bir mücadele ve
dayanışma günüdür. Haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı çıkma günüdür. Örgütlü
mücadelenin taçlandırıldığı gündür. Onurlu bir yaşam çağrısıdır. Bu nedenle “1 Mayıs” ancak
ve ancak bu bozuk ve çarpık düzen değiştiğinde gerçek anlamına kavuşacaktır.”
