DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmeleri değerlendirdi.
Türkoğlu, "Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde kaybettirildi. Aradan geçen 6 yıl boyunca hem Gülistan'ın ailesi hem arkadaşları hem de kadın örgütleri bıkmadan usanmadan Gülistan'ın akıbetini sordu. Muzur Nehri'nden kampüse, Dersim sokaklarından ülkenin dört bir yanına binlerce kadın alanlarda, sokaklarda 'Gülistan Doku nerede' diye haykırdı. Gülistan'ın akıbetini soranlar işkence ile gözaltına alındı. 'Gülistan Doku nerede sorusu' dava dosyalarına suç olarak girdi. Bugün gelinen aşamada Gülistan Doku'nun akıbetine ilişkin yeni bir aşamaya geçilmiştir. Öncelikle şunu özellikle belirtmeliyim ki açığa çıkan bu gelişmeler bizler açısından kadınların ısrarlı mücadelesi mücadelesinin bir sonucudur" ifadelerini kullandı.
Türkoğlu, Gülistan Doku'nun akıbetine yönelik gelişmeleri sanki yeni açığa çıkmış gibi değerlendirmenin eksik kalacağını belirterek "O yüzden açığa çıkan değil de şimdiye kadar saklanan, açıklanmayan ancak bugün biz kadınların ısrarlı mücadelesi sonucunda ortaya çıkan gelişmeler olarak değerlendiriyoruz çünkü bizler ilk günden beri bu olayda birileri korunuyor dedik. Dersim gibi yoğun güvenlik önlemlerinin olduğu bir yerde MOBESE kayıtlarına, HTS kayıtlarına ulaşılamamasının imkansız olduğunu söyledik. Nitekim aile ve avukatları defalarca kez soruşturma kapsamında açılan dosyada soruşturmanın yönlendirilmiş olabileceğine, birilerinin korunmasına dönük olayın örtbas edileceğine ilişkin ciddi iddialar çelişkili bilgiler olduğunu belirtti" dedi.
"Yeraltı görüntüleme cihazı arama sonuç raporunda açığa çıkan bilgiler kamuoyuyla ayrıntılı paylaşılmalı"
Gülistan Doku için altı yıldır sürdürülen adalet mücadelesi sonucunda olayla bağlantısı olduğu gerekçesiyle 13 kişi gözaltına alındığına işaret eden Türkoğlu, şöyle devam etti:
"Adı geçen isimler altı yıldır adalet arayışında olan kadınların haykırdığı isimlerdir. Gülistan'ın ailesinin, arkadaşlarının 'Soruşturulsun, gözaltına alınsın' dedikleri isimlerdir. Bakın ailenin avukatı açıklama yapıyor. Gülistan'ın kullandığı telefonun SIM kartı bir polisin telefonuna takılıyor. Gülistan'ın mesajlaşmaları, sosyal medya paylaşımları siliniyor. Gülistan'ın SIM kartının 13 gün sonra bir polisin telefonuna takıldığı bilgisi ulaşılamayacak bir bilgi mi? Hattın açık olup olmadığı anlaşılamayacak kadar zor bir bilgi mi? Ailenin avukatı dönemin valisi Tuncay Sonel hakkında şikayette bulunduklarını söylüyor. Olayla bağlantılı olabileceğini belirtiyor. Buna rağmen bu kişi hakkında detaylı bir soruşturma yürütülmediği ortaya çıkmıştır. Gülistan'ı öldürdüğü iddia edilen Mustafa Türkay Sonel ve adı geçen sanıklar hakkında etkin bir yargılama süreci yürütülememiştir. Yeraltı görüntüleme cihazı arama sonuç raporunda açığa çıkan bilgiler kamuoyuyla ayrıntılı paylaşılmalı. Dosyaya yapılan olası müdahaleler bu müdahalelere sessiz kalan her kurum, her kişi yargılanmalıdır. Bizler sadece Gülistan'ın akıbetinin açığa çıkmasıyla yetinmeyeceğiz. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki Gülistan Doku olayı açıklanan bilgiler aynı zamanda bu ülkenin kolluğunun, yargısının, kurumlarının nasıl çöktüğünün bir kez daha göstergesi olmuştur. Şimdi tüm bunlardan hareketle şunu elbette ki söyleyeceğiz. Bu gelişmelerin açıklanması er ya da geç adaletin yerine gelmesi açısından elbette ki önemlidir. Ancak açıklanan her bir detay aynı zamanda bu ülkede organize suç şebekelerinin nasıl oluştuğunu, bu şebekelerin cezasızlık zırhıyla nasıl korunduğunu da ortaya koymaktadır. İşin içerisinde kentin valisi var, polisi var, güvenliği var, kurumu var, devletin tüm kurumlarının işbirliği ile bir suçun nasıl örtülebileceğinin resmi bu olayda bir kez daha açığa çıkmıştır. Bunun adı özel savaştır. Çeteler eliyle yürütülen bir özel savaş yöntemi Gülistan'ı ve daha nice genç kadını ailesinden, arkadaşlarından, yaşamından alıkoymuştur."
"Bu ölümün Gülistan Doku olayı ile ilgili bağlantısının olup olmadığı tüm detayları ile birlikte açığa çıkarılmalıdır"
Türkoğlu, Gülistan'ın en yakın arkadaşı olan ve 2024 yılında Hasan Barajı'nda Rojvelat Kızmaz'ın da cansız bedenine ulaşıldığına işaret ederek "Açığa çıkan bilgiler doğrultusunda Rojvelat Kızmaz'ın ölümü ayrıntılı bir şekilde soruşturulmalıdır. Bu ölümün Gülistan Doku olayı ile ilgili bağlantısının olup olmadığı tüm detayları ile birlikte açığa çıkarılmalıdır" dedi.
Gülistan Doku dışında, Rabia Naz, Nadira Kadirova, Yeldana Kahraman, Rojin Kabaiş ve diğer birçok cinayetin faillerinin bugün bulunamamasının sebebinin cezasızlık zırhından kaynaklandığını söyleyen Türkoğlu, "Bu bahsettiğim isimlerin tamamı ilk elden intihar süsü verilen kadınlardır, çocuklardır. Bu cinayetleri işleyen faillerin arkasında ya bir devlet yetkilisi ya iktidara yakınlığıyla bilinen bir siyasetçi ya da yargıda bir tanıdığı oluyor. Hele ki cinayetin faili, gücü, yetkiyi, makamı elinde tutan kişi ise tamamen korunma zırhına büründürülüyor. Rabia Naz katledildiğinde 11 yaşındaydı. İlk andan itibaren intihar süsü verilmek istendi ancak baba Şaban Vatan ısrarla kızına bir araba çarptığını ve dönemin AKP Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ve siyasi yerel bağlantılar üzerinden dosyanın kapatıldığı söyleyerek yıllarca adalet aradı" şeklinde konuştu.
"Rojin Kabaiş dosyasında yaşanan gelişmelerde de bir cinayetin üzerinin nasıl örtülmek istendiğini hep birlikte gördük"
Türkoğlu, Nadira Kadirova'nın da bakıcı olarak çalıştığı AK Parti İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın Ankara'daki evinde ölü bulunduğuna değinerek, şöyle konuştu:
"Kadirova'nın yakın bir arkadaşı olaydan önce genç kadının kendisine milletvekili Ünal'ın tacizine uğradığını ve kendini öldürmeyi düşündüğünü söylediğini belirtmesine rağmen olay intihar olarak kayıtlara geçti. Rojin Kabaiş dosyasında yaşanan gelişmelerde de bir cinayetin üzerinin nasıl örtülmek istendiğini hep birlikte gördük. Gülistan'ı katlederek kaybettiren zihniyet Rojin'in ölümüne intihar diyerek cinayetin üzerini örtmek istedi. Yine kamuoyunda çokça konuşulan bir dava bugün duruşması da yapılmaktadır. Bu dava Narin Güran cinayeti davasıdır. Kamuoyunda vicdan ve adalet açısından tartışılan bir yargılama süreci olmaya devam etmektedir. Bizler adaletin sağlanmasını istiyoruz. Adaletin sağlanması için adil bir yeniden yargılamaya ihtiyaç olduğu tüm kamuoyunda tartışılan bir mesele haline gelmiştir. İşte tüm bunlar adaletin, yargı kurumlarının, kamu kurumlarının nasıl çöktüğünün göstergesidir. Çete-mafya-yargının nasıl el ele bir sistem kurduğunun göstergesidir. 6 yıl önce çözülmesi gereken bir davada gerçekler kısmen de olsa altı yıl sonra açığa çıkıyorsa burada çürümüş bir yargı sistemi vardır. Çeteleşmiş bir düzen vardır. Altı yıldır bu toplumun Gülistan'ın ailesinin, arkadaşlarının, kadınların yargı makamının nasıl yanıltıldığına şahitlik ettik. En önemli delillerin dahi nasıl gizlendiğini, gerçek faillerin kamu gücünü kullanarak nasıl korunduğunu bir kez daha gördük. Şimdi Adalet Bakanı 'Ucu nereye değerse değsin' diyor.
"Uygulanmayan yasalar vardır ve tüm bunlardan siyasi iktidar sorumludur"
Ben özellikle söylüyorum. Bunun ucu erkek yargıya değecek. Çürüyen adalet sistemine değecek, dönemin valisine değecek. 'Gülistan nerede?' diye soranları yargılayanlara gözaltına alanlara değecek. Karda, kışta, yağmurda bıkmadan, usanmadan kızlarının akıbetini soran, Gülistan'ın annesini, ablasını sürükleyerek gözaltına alanlara susturmak isteyenlere değecek, değmelidir de. Hiçbir kadının ölümü şüpheli değildir. Bu ölümlerin arkasında erkek şiddeti, devlet şiddeti vardır. Korumayan, kollamayan erkek yargı vardır. Cezasızlık politikaları vardır. Uygulanmayan yasalar vardır ve tüm bunlardan siyasi iktidar sorumludur. Bugün yapılması gereken, tüm bunları gören bir yerden kadınların sesine kulak vermektir. Kadınları koruyan, kollayan yasal düzenlemeleri hayata etkin bir şekilde geçirmektir. İstanbul Sözleşmesi'ne geri dönmektir."
