Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan Ağdemir’in 70 üye avukatın hakim ve savcı olmasını sağladıkları yönündeki açıklamaları üzerine İstanbul Barosu suç duyurusunda bulunup, Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önünde açıklama yaptı. Ağdemir’in ifadelerine ilişkin, “Bu sözler mesleği ve meslektaşın örgütlü mücadelesini bölmek üzere yola çıkan çoklu baro uygulamasının geldiği fütursuzluğun, pervasızlığın bir göstergesidir. Daha da vahimi numaralı barolar üzerinden kurulan siyasal ilişkiler, referanslar sayesinde meslektaşların kamu görevine yerleşmelerinde yaratılan liyakatsizliğin açık ikrarıdır. Bu sözlerin sarf edilmesinin hemen ardından yükselen şikayetler sonrasında numaralı başkan bir daha aday olmayacağını açıklayarak işlenen suçun üzerini örtmeye çalışsa da bizler bu suça karşı sessiz kalmayacağız.” ifadeleri kullanıldı.
Mülakat mağduru avukatlarının da anımsatıldığı açıklamada, “Bir yanda meslektaşlarımız Mert ve Didem, diğer yanda kura töreninde birilerine selam verenler… Binlerce mülakat mağduru bu adaletsizliklerin artık son bulmasını istiyor. Kapalı kapılar ardında gerçekleşen bilginin değil subjektif kriterlerin esas alındığı ve bakanlıkların refereleriyle ilerlediğinin ifşa edildiği bu sözlü mülakat garabetinin bir an önce son bulması gerekmektedir. Yargı hiçbir siyasal çevrenin, meslek örgütünün veya ayrıcalıklı ilişki ağının kadrolaşma alanı değildir. Bu nedenle bugün söz konusu iddiaların araştırılması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması ve bu beyanların işaret ettiği tüm kurum ve kişilerin hukuk önünde hesap vermelerini sağlamak için suç duyurusunda bulunacağız.” denildi.
"O SÖZLER LİYAKATSİZLİĞİN AÇIK İKRARI"
İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Bengisu Kadı Çavdar tarafından okunan basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
"10 Ekim 2026 günü hukuk tarihinde asla unutulmayacak bir utanca şahit olduk. Ankara'daki numaralı baronun başkanı Avukat Gökhan Ağdemir katıldığı bir televizyon programında şu sözleri sarf etti: 'Hakim savcı olmak isteyen arkadaşlarımıza referans oluyoruz. 70 tane baro üyesi arkadaşımızı hakim savcı yaptık. Bizler referans olduk. Bakanlıklarla görüştük. Sağ olsunlar bize o anlamda da bakanlık bir ayrıcalık tanıdı. Genç meslektaşlarım refere ederek onları istedikleri dalda yetişmelerine sebep olduk'. İşte bu sözler mesleği ve meslektaşın örgütlü mücadelesini bölmek üzere yola çıkan çoklu baro uygulamasının geldiği fütursuzluğun, pervasızlığın bir göstergesidir. Daha da vahimi numaralı barolar üzerinden kurulan siyasal ilişkiler, referanslar sayesinde meslektaşların kamu görevine yerleşmelerinde yaratılan liyakatsizliğin açık ikrarıdır.
"MERT AKDOĞAN TÜRKİYE GENELİNDE 115'İNCİ OLMUŞTU"
Bu sözlerin sarf edilmesinin hemen ardından yükselen şikayetler sonrasında numaralı başkan bir daha aday olmayacağını açıklayarak işlenen suçun üzerini örtmeye çalışsa da bizler bu suça karşı sessiz kalmayacağız. Çünkü 2025 yılının Ocak ayında İstanbul Barosuna kayıtlı genç meslektaşımız Avukat Mert Akdoğan tam da bu nedenle yaşamına son verdi. Avukat Mert Akdoğan hakimlik ve savcılık yazılı sınavında Türkiye genelinde 115 olmuştu. Yazılı sınavda büyük bir başarı göstermiş olmasına rağmen sözlü mülakat sürecinde elendi. Avukat Mert Akdoğan'dan yıllar önce 2013 yılında hakim adayı Didem Yaylalı'yı da bu karanlığa maalesef kaybettik. Volkan Hacı Mahmutoğlu; o da bir mülakat mağduru. Nasıl mı? 3 yıldır sınava hazırlanıyor. Her seferinde eleniyor.
Volkan 2023 yılında Adalet Bakanlığı Adli Yardım Sınavında 55’inci olmuş. Ancak sözlü mülakatta elenmiş. 2024'te tekrar sınava girmiş, 108’inci olmuş; yine sözlü mülakatta elenmiş. Öyle ki bir mülakatta kendisine hiçbir soru sorulmadan elenmiş. Bir yanda meslektaşlarımız Mert ve Didem, diğer yanda kura töreninde birilerine selam verenler…
"YARGI HİÇBİR SİYASAL ÇEVRENİN, MESLEK ÖRGÜTÜNÜN VEYA AYRICALIKLI İLİŞKİ AĞININ KADROLAŞMA ALANI DEĞİLDİR"
Binlerce mülakat mağduru bu adaletsizliklerin artık son bulmasını istiyor. Kapalı kapılar ardında gerçekleşen bilginin değil subjektif kriterlerin esas alındığı ve bakanlıkların refereleriyle ilerlediğinin ifşa edildiği bu sözlü mülakat garabetinin bir an önce son bulması gerekmektedir. Yargı hiçbir siyasal çevrenin, meslek örgütünün veya ayrıcalıklı ilişki ağının kadrolaşma alanı değildir. Bu nedenle bugün söz konusu iddiaların araştırılması ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılması ve bu beyanların işaret ettiği tüm kurum ve kişilerin hukuk önünde hesap vermelerini sağlamak için suç duyurusunda bulunacağız.”
"BUGÜN BÜTÜN SAVCILAR, HAKİMLER ADINA BİR YAS, UTANÇ GÜNÜ"
"Bugün yargı bağımsızlığına gönül vermiş liyakat ilkesi çerçevesinde sürecinde bu görevi hak ederek yürütmekte olan bütün savcılar ve hakimler adına bir yas günü, utanç verici bir gün" diyen İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, baroların bölünmesine yönelik düzenlemeye karşı verdikleri mücadeleyi şöyle anlattı:
"Bugün bizim için bu suç duyurusunda bulunan baro olarak bütün baro üyesi avukatlar ve Türkiye'deki avukatlar açısından yargı bağımsızlığına gönül vermiş liyakat ilkesi çerçevesinde sürecinde bu görevi hak ederek yürütmekte olan bütün savcılar ve hakimler adına bir yas günü, utanç verici bir gün. Çünkü adalet Türkiye Cumhuriyeti'nin temelidir. Eğer adalet çökerse Türkiye Cumhuriyeti çöker.
Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde liyakat ilkesinin yalnızca hakim ve savcılar açısından değil, bütün kamu görevlileri için geçerli olması için mücadele ettik. İşte tam bu mücadelenin ortasında 7249 sayılı yasa ile baroların bölünmesine olanak tanıyan bir düzenleme yapıldı Temmuz 2020'de. Covid ortam ve koşullarının yurttaşların ev hapsine mahkum olması sonucunu doğurduğu bir ortamda Meclis’te maskelerle sabahlara kadar adalet komisyonunda sonuna dek böyle bir düzenlemenin sakıncalarına dikkat çektik. Bütün Türkiye'den gelen 81 baro başkanı ve avukatlar Meclis’in duvarında kolluk tarafından çevrildi ve Meclis’e alınmadı. Avukatlar hakkında yasal düzenleme yapılıyor ama baro başkanları meclisin duvarı altında tutuluyor. Sabahlara kadar bu yasanın Anayasa’ya aykırılığını, doğurabileceği sakıncaları dillendirdik. Adalet Komisyonu raporunda ayrıntılı bir biçimde muhalefet şerhimizi yazdık. Yasanın Resmi Gazete’de yayınlandığı gün 15 Temmuz 2020'de aynı gün hemen Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Anayasa’ya aykırılıkları saptadık ve Türkiye'de çoklu baronun anayasaya aykırı olduğunu teker teker sıralayarak 70 sayfalık bir başvuru dilekçemizle Anayasa Mahkemesi'ne başvurduk. Anayasa Mahkemesi çoğunluk oyu ile 10 Ekim günü anayasaya aykırı olmadığı kararını verdi. Yürütmenin durdurulması istemimiz reddedildi ve 10 Aralık günü karar Resmi Gazete’de yayınlandı.
"BAROLAR KAMU KURUMUDUR"
Türkiye Cumhuriyeti'nde tıpkı diğer belediyeler gibi, tıpkı bütün kamu kurumları gibi barolar da il ölçeğinde örgütlenmişlerdir. Kamusal yetkiyi kullanıyorlar; kamu tüzel kişiliğine sahipler ve bir ilde ancak bir baro bulunabilir, bir baro görev yapabilir. Bütün açıklığıyla bunları Meclis kürsüsünden dile getirdik, öne sürdük. Ama Cumhur İttifakına mensup partiler ‘hayır’ dediler. ‘İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük barolar hep bizim siyasal çizgimizden farklı gruplar tarafından kazanılıyor ve yönetiliyor. Baroları böleceğiz, parçalayacağız ve bu şekilde Ankara'nın paralelinde yeni birimler oluşturacağız’ dediler ve gerçekten de İstanbul'da, Ankara'da 2 nolu barolar kuruldu. Bu baroların faaliyetleri, görev sırasında nasıl yürüttüklerini bunları hep birlikte gördük. Barolar hep dillendirdiğimiz gibi kamu kurumudur. Anayasa Madde 2'nin öngördüğü demokratik devlet, hukuk devleti, hukuk toplumu ve demokratik toplumun tam merkezinde yer alır barolar ve avukatlar. Savunma örgütü demokratiktir. Bu örgütler bağımsızdır, özerktir ve aynı zamanda hakim ve savcı örgütlerinin de bağımsız olmasını savunmaktadır Türkiye'de. Çünkü savunma üçlüsünde bağımsız yargı ancak her üçünü kapsamına alan örgütlerin bağımsızlığı ölçüsünde sağlanabilir.
"ADALETİN ÇÖKMESİNE VESİLE OLACAK İLİŞKİLER..."
Buna rağmen 2 nolu barolar faaliyete geçti ve bizim yürütmekte olduğumuz özerk ve bağımsız faaliyetleri yerine, onlar daha çok Adalet Bakanlığı'yla, üniversitelerle, kamu üniversiteleriyle, bürokrasiyle paralel faaliyetler yürütmeye başladılar ve buna rağmen üye sayısı hep sınırlı kaldı. Biz İstanbul Barosu olarak kucaklayıcı, kapsayıcı, katılımcı herkes için her zaman her yerde hukuk değişiyle giderek büyüdük, büyüyoruz. Ama gelin görün ki bu numaralı baroların neler yaptıklarını, adaletin çökmesine vesile olacak, neden olacak türde ilişkiler içerisinde olduklarını Ankara 2 Nolu Baro Başkanı açıkça ortaya koydu.
Biz İstanbul Barosu olarak hiçbir zaman bu tür çürümüşlüklere, iltimaslara, insan haklarına dayanan laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin çöküşüne götürecek sürece asla seyirci kalmayacağız. Savcılarımızı yapacağımız başvuru suç duyurusunu işleme koymaya, Adalet Bakanı’nı açıklama yapmaya ve görevden çekilmeye, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni 2749 sayılı yasayı gözden geçirerek numaralı barolar uygulamasına son vermeye ve her ilde tek baro sistemine dönüşü sağlayan yasal düzenlemeye davet ediyoruz. İstanbul Barosu olarak. İstanbul Barosu olarak bütün Türkiye barolarınıa aynı zamanda temsilen suç duyurusunda bulunuyoruz. Bütün tarafları yasama, yürütme ve yargı sorumlularını bizi birleştiren ve koruyan Anayasamıza saygı göstermeye davet ediyoruz. Bunun da ilk adımı bu başvurumuzun uygulamaya konmasıyla kendini gösterecektir.
