Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde bir araya gelen sağlık meslek örgütü temsilcileri ve hekimler görev yaparken yaşadıkları sorunlara ilişkin açıklama yaptı.
Eylem sırasında ilk sözü olan bir hekim, "Evimden polis eşliğinde alınarak karakola götürüldüm. Hastalarımdan ve görevimden ayrılmak zorunda kaldığım bu olay nedeniyle başlayan hukuki süreç hâlen devam etmekte olup ben de bu sürecin doğrudan tarafıyım. Bugün burada kendi davamı anlatmak için değil, görev başındaki tüm hekimlerin hukuk güvencesine dikkat çekmek için bulunuyorum" dedi.

"BİR BEYİN CERRAHI HASTA MUAYENE ETTİĞİ SIRADA REFAKATÇİ BİR HAKİMİN ŞİKAYETİ ÜZERİNE POLİS EŞLİĞİNDE KARAKOLA GÖTÜRÜLMÜŞTÜR"
Ardından ortak basın açıklamasını Fizik Tedavi Bölümü'nden İsmail Mert Züre okudu. "Üç yıl önce hastanemizde görev yapan bir beyin cerrahı, ameliyat ettiği hastanın refakatçisi olan bir hâkimin şikâyeti sonrasında, poliklinikte hasta muayene ettiği sırada, görev yerinde görevini yaparken polis eşliğinde karakola götürülmüştür" diyen Züre süreci şöyle anlattı:
"Bu olay; hastalarının, hasta yakınlarının ve çalışma arkadaşlarının gözleri önünde gerçekleşmiş, sağlık camiasında derin bir kaygı oluşturmuştur.
Görev başındaki bir hekimin çalışma ortamından bu şekilde uzaklaştırılması yalnızca bireysel bir olay değildir. Sağlık çalışanlarının hukuki güvencesini, mesleki saygınlığını ve sağlık hizmetinin sürekliliğini ilgilendiren önemli bir konudur. Meslektaşımız, bu konuyla alakalı açtığı tazminat davasındaki talebinin de reddedildiğini ifade etmektedir. Mahkeme dosyasında yer aldığı belirtilen bilgi ve belgelere göre olay sırasında poliklinikte bekleyen hastalar uzun süre sağlık hizmeti alamamış, bazı hastalar Hasta Hakları Birimi'ne başvurmuş, bir hasta ise mahkemede tanıklık yapmıştır. Yaşananlardan yalnızca bir hekim değil, sağlık hizmeti bekleyen hastalar da etkilenmiştir.
Sağlık sisteminde hasta ve hasta yakınlarının başvurabileceği resmî mekanizmalar bulunmaktadır. Buna rağmen görevi başındaki bir hekimin polikliniğine doğrudan polis aracılığıyla müdahalede bulunulması, sağlık çalışanlarına yönelik işlemlerde izlenecek usul konusunda cevap bekleyen önemli sorular doğurmuştur. Biz bugün herhangi bir kişiyi ya da kurumu hedef almak için değil, görev başındaki sağlık çalışanlarına uygulanan bu yöntemi tartışmak için buradayız. Çünkü unutulan her olay, benzer uygulamaların tekrar yaşanma riskini artırmaktadır.
"ŞANLIURFA'DA BİR KADIN DOĞUM UZMANININ KOMPLİKASYON GELİŞEN AMELİYAT SONRASI TUTUKLANMASI KAYGI VERİCİDİR"
Yakın zamanda Şanlıurfa'da görev yapan bir kadın doğum uzmanının, komplikasyon gelişen bir ameliyat sonrasında tutuklanması da sağlık çalışanlarının aynı kaygıları yeniden yaşamasına sebebiyet vermiştir. Bugün birçok hekim yalnızca hastasını düşünerek çalışamamaktadır. Poliklinikte hasta değerlendirirken, gece acil ameliyata girerken, hayat kurtarmaya çalışırken aklımızın bir köşesinde artık şu soru var: 'Yarın görevimi yaptığım zaman, görevimi yaptığım yerde ben de benzer bir süreç yaşayabilir miyim?'
Hiçbir hekim tabii ki hukukun üstünde değildir. Hiçbir hekim yargılanmaktan muaf da değildir. Ancak hiçbir hekim, görevini yerine getirirken hukuki güvencelerinden yoksun bırakılacağı endişesiyle çalışmak zorunda bırakılmamalıdır. Hekimlik, özellikle cerrahi branşlarda saniyeler içinde hayati kararların verildiği, yüksek sorumluluk gerektiren bir meslektir. Görev başındaki bir hekimin hukuk güvenliğini yalnızca hekim için değil, hastaların güvenliği için de vazgeçilmez olarak görüyoruz. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz yalnızca görevini yapan hekimin hukuk sınırları içinde korunmasını istiyoruz.
Çünkü korkuyla çalışan bir hekimin verdiği her karar yalnızca kendisini değil, hastasını ve toplumu da etkileyecektir. Hukuki güvencesi olmayan bir hekim güven içinde sağlık hizmeti sunamaz. Bu açıklamayı geçmişi hatırlatmak için değil, benzer olayların bir daha yaşanmaması için yapıyoruz. Güçlü bir sağlık sistemi ancak hukuki güven içinde görev yapan sağlık çalışanlarıyla mümkündür"
Daho sonra kadın doğum uzmanları adına konuştuğunu belirten Alper Uysal "Bugün burada yalnızca kadın hastalıkları ve doğum hekimlerinin değil, her gün iki hayatın sorumluluğunu taşıyan tüm hekimlerin sesi olmak için bulunuyoruz. Sezaryen oranları üzerinden meslekten uzaklaştırılan, tıbbi komplikasyon sonucu kaybettiği hastası nedeniyle daha bilirkişi raporu tamamlanmadan apar topar tutuklanan meslektaşlarımızın yaşadığı süreçler yalnızca bireysel mağduriyetler değildir" dedi.
"HEKİMLER BİLİMSEL GERÇEKLER GÖZARDI EDİLEREK PEŞİNEN SUÇLU İLAN EDİLMEMELİDİR"
Uysal şunları söyledi:
"Bunlar sağlık sisteminin geleceğini ilgilendiren ciddi bir hukuk ve güven sorunudur. Yakın zamanda Şanlıurfa'da görev yapan bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanının bilirkişi incelemeleri ve yargılama süreci devam ederken gözaltına alınması ve tutuklanması da sağlık camiasında benzer kaygıları artırmıştır. Bu örnek, yargı sürecinin sonucundan bağımsız olarak görevini yapan hekimlerin karşı karşıya kaldığı hukuki belirsizliklerin meslek üzerinde oluşturduğu endişeyi bir kez daha ortaya koymuştur. Hiçbir hekim denetimden ve yargılanmaktan muaf değildir. Ancak hiçbir hekim de bilimsel gerçekler ve adil hukuki süreçler göz ardı edilerek peşinen suçlu ilan edilmemelidir.
Kadın doğum hekimliği, saniyeler içinde anne ve bebeğin yaşamını etkileyen kararların alındığı, komplikasyon riskinin hiçbir zaman sıfırlanamadığı bir branştır. Biz ayrıcalık istemiyoruz. Yalnızca bilimsel verilerin esas alındığı, komplikasyonun suçla karıştırılmadığı ve görevini yapan hekimin hukuk güvencesi içinde çalışabildiği bir sağlık sistemi istiyoruz"
İKİ ASİSTAN HEKİMİN MESAJI OKUNDU: HEKİMLERİN CEZALANDIRILMASI KARŞISINDA ŞAŞKINIZ
Daha sonra iki genç asistan hekimin mesajı okundu. O mesajda ise şu görüşler dile getirildi:
"Bizler günün her saati, bayram demeden, gece gündüz demeden, kimi zaman 24 saati aşan nöbetlerle binlerce hastaya en kısa sürede ve en doğru sağlık hizmetini sunabilmek için büyük bir özveriyle çalışan acil servis hekimleriyiz. Geçtiğimiz Kasım ayında görevimizi yerine getirirken bir hasta yakını tarafından tehdit ve darba maruz kaldık. Verdiğimiz beyaz kod sonucunda açılan dava, tuttuğumuz tutanağın doğru şekilde işlenmemesi nedeniyle hâlen soruşturma aşamasındadır.
Fakat şiddet ve tehdit eyleminde bulunan şahsın, olay anında odada bulunmayan komşusunu şahit olarak gösterip yanlış beyanla aldığı darp raporu sonucunda açtığı dava aleyhimize sonuçlandı ve 5 yıl denetim ile para cezasına çarptırıldık. Hasta mahremiyetini ihlal eden, sağlık hizmetlerini aksatan, görevi başındaki memuru darp ve tehdit eden şahsın henüz hiçbir ceza almamış olmasına rağmen, tek önceliği hasta sıhhati ve mahremiyeti olan biz hekimlerin cezalandırılması karşısında şaşkınız. Bir kez daha (kendimizi) yalnız hissediyoruz. Bu nedenle bugün burada yalnızca kendi dosyamızı anlatmak için değil, görev başındaki hekimlerin giderek artan hukuki kaygılarını dile getirmek için bulunuyoruz.
Burada geçmişte yaşanmış tek bir olayı değil, bugün de devam eden ortak bir kaygıyı kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Biz herhangi bir yargı kararını tartışmak için burada değiliz. Talebimiz ayrıcalık değildir. Talebimiz, görevini yapan her hekimin hukuki güvence içinde mesleğini icra edebilmesidir. Çünkü görevi başındaki bir hekimin hukuk güvenliği yalnızca hekimler için değil, sağlık hizmeti alan her vatandaş için de önem taşımaktadır"
"HUKUK TEHDİT UNSURU OLDUYSA MESLEĞİMİZİ ASLA YAPAMAYIZ"
Basın açıklaması sırasında söz alan İstanbul Tabip Odası temsilcisi de üzgün ve öfkeli olduklarını vurguladı ve "Öncelikle bundan 4 yıl önce apar topar poliklinikte hizmet verirken, sağlık hizmeti verirken gözaltına alınan meslektaşımız için; geçtiğimiz günlerde beyaz kod vermesine, sağlıkta şiddete uğramasına rağmen cezalandırılan asistan hekim genç meslektaşlarımız için ve Urfa'da daha etkin bir soruşturma yapılmadan, bilimsel herhangi bir gerekçe gösterilmeden apar topar gözaltına alınan meslektaşımız için üzgünüz, öfkeliyiz. Bizler her geçen gün daha zor koşullarda çalışıyoruz. Angarya, mobbing ve sağlıkta şiddet tehdidi altında çalışıyoruz. Tüm bunlarla uğraşırken görevi hukuku uygulamak olan, halkı korumak olan kişiler tarafından cezalandırılmayı doğru bulmuyoruz. Hukuk bizi korumak için var. Bizler mesleğimizi ancak hukuk güvencesi altında yapabiliriz. Eğer hukuk bir tehdit unsuru olduysa, bizlere karşı bir baskı oluşturduysa, bizler bu mesleği asla yapamayız" ifadelerini kullandı.
