Bir kentin hikâyesi yalnızca sokaklarında değil, mutfağında, hafızasında ve anlattığı öykülerde saklı. Bu anlayışla yola çıkan Uluslararası Gastronomi Film Festivali bu yıl Kars'ta sinema ile gastronomiyi aynı zeminde buluşturuyor.
Festivalin Kurucu Direktörü Gülper Ergün, Kars'ın festival rotasına nasıl dahil olduğunu, yerel kültürün programa nasıl yön verdiğini, gastronomi ile sinemanın neden birbirini tamamlayan iki anlatı biçimi olduğunu ve festivalin önümüzdeki yıllara uzanan yol haritasını ANKA Haber Ajansı'na anlattı.

Gastronomi Film Festivali daha önce Urla, Londra ve Çeşme'de gerçekleştirildi. Bu yıl rotanızı Kars'a çevirdiniz. Batıdan Doğu'ya uzanan bu yolculukla nasıl bir hikâye anlatmak istiyorsunuz? Kars'ın festivalin ruhuna kattığı unsurlar sizce neler?
Biz bu rotayı Batı'dan Doğu'ya giden düz bir çizgi olarak görmüyoruz. Çünkü kültür, haritalardaki yön duygusuna pek sadık değil. Bir tarif sınırı geçiyor, bir ezgi başka bir dilde yaşamaya devam ediyor, bir göç bir şehrin sofrasını değiştiriyor. Kars bu yüzden çok özel. Bir serhat şehri; yani ayrılığın çizildiği yerde, yüzyıllardır temasın da yaşandığı bir coğrafya. Bize sınırların yalnızca ayırmadığını, bazen kültürü yoğunlaştırdığını hatırlatıyor. Festivalin Kars'a gelişiyle anlatmak istediğimiz hikâye biraz da bu: İnsanlar sınırlar çiziyor, hayat ise durmadan birbirine karışıyor.
Kars, mutfak kültürü ve gastronomik mirası açısından Türkiye'nin en özgün şehirlerinden biri. Festival programını oluştururken Kars'ın hangi değerlerini öne çıkarmayı hedeflediniz?
Kars'ı yalnızca ne ürettiği üzerinden anlatmak istemiyoruz. Bizi asıl ilgilendiren, nasıl ürettiği. Çünkü gravyerin, kaşarın, balın ya da kaz kültürünün ardında yalnızca bir lezzet yok; iklimle kurulmuş bir müzakere, mevsime göre biçimlenmiş bir hayat ve kuşaklar boyunca sınanmış bir bilgi var. Bugün hızın neredeyse erdem sayıldığı bir dünyada Kars, bazı şeylerin ancak bekleyerek mümkün olduğunu biliyor. Programda öne çıkarmak istediğimiz değer tam da bu: Ürünlerden önce, onları mümkün kılan insan aklına ve hayat tecrübesine bakmak.
Kars'taki festival hazırlık sürecinde yerel üreticiler, kurumlar ve kültür insanlarıyla nasıl bir ortak çalışma yürüttünüz?
Bir şehre gidip sonra o şehrin insanlarını programa davet etmek bana gerçek bir iş birliği gibi gelmiyor. Biz, ilişkinin daha en başta kurulması gerektiğine inanıyoruz. Kars'ta üreticiler, yerel kurumlar, kadınlar, gençler ve kültür insanları festivalin çevresinde duran isimler değil, kurduğumuz yapının bir parçası. Çünkü dışarıdan gelen bir ekip program hazırlayabilir ama bir şehrin neyi önemsediğini tek başına bilemez. Biz Kars'ta ev sahibi olmaya çalışmıyoruz. Misafir olduğumuzu unutmadan birlikte bir şey kurmaya çalışıyoruz. Bizce iyi bir iş birliğinin ilk şartı da bu.
Gastronomi ve sinemayı bir araya getiren bu festivalin, Kars'ın kültürel ve turistik tanıtımına nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
"Tanıtım" kelimesine biraz dikkatle yaklaşıyoruz. Çünkü bir şehri sürekli anlatılacak bir nesneye dönüştürdüğünüzde bazen onu gerçekten görmeyi bırakıyorsunuz. Biz Kars'ı güzel görüntülerden oluşan bir destinasyon olarak sunmak istemiyoruz. Bir filmin yapabileceği daha kıymetli bir şey var: Bir yere bakış süremizi uzatmak. Merak ettiğiniz şehirle kurduğunuz ilişki, tüketmek istediğiniz şehirle kurduğunuz ilişkiden farklıdır.
UGFF'nin yeni rotalarını da bu düşünce belirliyor. Urla, Çeşme, Londra ve Kars'ın ardından Amsterdam ve Barcelona üzerine yürüttüğümüz temaslar var. Ama bizim için büyümek, haritada çoğalmak değil. Yeni bir şehre gittiğimizde festivalin de fikrini değiştirebiliyorsak, o zaman gerçekten yol alıyoruz.
Gastronomi ve sinema ilk bakışta farklı disiplinler gibi görünse de aslında güçlü bir hikâye anlatımı ortaklığına sahip. Sizce bu iki alanı bir araya getiren en önemli unsur nedir?
Bence ikisini birbirine bağlayan şey hikâye değil, seçim. Bir yönetmen kadrajın içine neyi alacağına, neyi dışarıda bırakacağına karar verir. Bir mutfak da yüzyıllar boyunca benzer seçimlerle oluşur: Neyi saklayacağız, neyi fermente edeceğiz, neyi paylaşacağız, kıtlıkta neyi çoğaltacağız? Bu yüzden hem sinemaya hem gastronomiye baktığımızda insanın koşullar karşısındaki yaratıcılığını görüyoruz. İkisi de elindeki dünyayı olduğu gibi kabul etmiyor; onu seçiyor, dönüştürüyor ve başkasına aktarılabilir hâle getiriyor. Kültür dediğimiz şey, bir noktada insanlığın yaptığı seçimlerin belki de en uzun hafızasıdır.
Festival boyunca izleyicileri nasıl bir program bekliyor?
Biz hiçbir zaman izleyicinin yalnızca koltuğunda oturduğu bir festival tasarlamadık. Film gösterimleri programın kalbinde yer alıyor ama bizim için asıl merak, film bittikten sonra ne olduğuyla başlıyor. Bir sahne insanın damağında başka bir çağrışım bırakabilir mi? Bir söyleşi, yıllardır bildiğini sandığı bir meseleye yeniden baktırabilir mi? Hiç tanımadığı biriyle aynı masaya oturtabilir mi?
SineSınıf ve GastroSınıf buluşmaları, söyleşiler, tadımlar, atölyeler ve profesyonellerle gençleri yan yana getiren programlar bu edisyonda da önemli bir yerde duruyor. Çünkü bizim için festival, film bittiğinde sona ermiyor. Işıklar yanıyor, salon boşalıyor ama insanın zihnine bir kez düşen soru kendi yolculuğuna yeni başlıyor. Kars'ta açmak istediğimiz alan tam olarak da bu.
