CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada
enflasyon rakamları ile vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı arasında büyük bir fark
olduğunu söyledi. TÜİK’in aralık ayında düşük açıkladığı enflasyon nedeniyle memur
ve emekli zamlarının düşük kaldığını belirten Genç, ocak ayındaki yüksek
enflasyonun ise yapılan artışları daha vatandaşın cebine girmeden erittiğini ifade etti.
Türkiye’de yaşananın bir istatistik sorunu değil, doğrudan bir geçim krizi olduğunu
vurgulayan Genç, vatandaşın borçla ayakta kaldığını, bankalara ödenen faizlerin
rekor seviyeye çıktığını ve icra dosyalarındaki artışın ekonomik tabloyu net biçimde
gösterdiğini söyledi.
“Arada sadece rakam farkı değil, hayat farkı var”
CHP’li Genç, konuşmasında şunları kaydetti:
“Dün enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK ocak ayı enflasyonunu aylık yüzde 4,84,
yıllık yüzde 30,65 dedi. ENAG ise aylık yüzde 6,32, yıllık yüzde 53,42 olarak
hesapladı. Arada sadece rakam farkı yok, aynı zamanda hayat farkı var. Çünkü
pazarda, markette, kirada, elektrikte vatandaşın yaşadığı gerçek; açıklanan tablodan
çok ama çok farklı. İktidar ‘enflasyon düşüyor’ masalı anlatırken; aralık ayında
TÜİK’in açıkladığı yüzde 0,89’luk düşük oran, memurun-emeklinin 6 aylık enflasyon
farkını aşağı çekti. Daha maaşlar cebe girmeden yüzde 4,84 ocak enflasyonu ile o
zammı tek kalemde geri aldı. Yani vatandaşın cebine girmeyen para, enflasyonla
şimdiden buhar oldu. Bu tabloya halkın tesadüf demesini kim bekleyebilir? Aralıkta
enflasyonu düşük göster, zammı düşük tut, ocakta yeniden hızlan… Sonuç, yük yine
dar gelirlinin sırtında.
“İşsizlik azalmıyor, umutsuzluk büyüyor”
Bakın, ‘İşsizlik azalıyor’ dedikleri dönemde işgücü de istihdam da geriliyor. İş
aramaktan vazgeçenler artıyor, yani işsizlik azalmıyor, umutsuzluk büyüyor. Gerçek
işsiz sayısı; eksik istihdam ve umutsuzların toplamıyla 11 milyon 621 bin kişiyle
yüzde 29’lara dayanmış. Bu, sadece bir istatistik değil, evine ekmek götürme
endişesidir. Şimdi gelin borca bakalım. Vatandaşın bireysel kredi ve kredi kartı borcu
5 trilyon 973 milyar TL, varlık yönetim şirketleri dahil toplam 6,1 trilyon TL. Bu borç bir
haftada 66,5 milyar TL artıyor. Bu ne demek? İnsanlar keyfinden borçlanmıyor; maaş
yetmiyor, borçla ayakta kalmaya çalışıyor.
“Maaş yetmiyor, vatandaş borçla ayakta kalıyor”
Daha çarpıcı bir veri… Vatandaş, sırf bireysel krediler ve kredi kartları nedeniyle
bankalara 2025’te 1 trilyon 222 milyar TL faiz ödemiş. Günde 3,35 milyar TL faiz
demek. Saatlik yaklaşık 140 milyon TL, dakikada 2,3 milyon TL… Yani bu ülkede
saat başı, sadece vatandaşın faiz yükü üzerinden bir servet transferi yaşanıyor. Peki
bankalar? Bankacılık sektörü 2025’i 1,2 trilyon TL brüt karla kapatmış; net kar 940,2
milyar TL. Bu da günde yaklaşık 2,58 milyar TL net kar demek. Bir tarafta vatandaş
günde 3,35 milyar TL faiz ödüyor, diğer tarafta bankalar günde 2,58 milyar TL net kar
yazıyor. İşte ekonominin özeti: Emeğin cebinden, finansın kasasına.
“Gerçek ekonomi mutfakta yaşanıyor”
İcra daireleri… Ocak’ta icra dairelerine 866 bin yeni dosya eklenmiş. Yani günde 27
bin 935 dosya. Saatte yaklaşık bin 164, dakikada 19 dosya… Her üç dakikada bir
onlarca aile icralık oluyor. Bu, ‘düşen enflasyon’ hikâyesiyle yan yana durmaz; bu,
geçim krizinin tam da fotoğrafıdır. Bugün ülkede milyonlarca insan ay sonunu değil,
günü nasıl çıkaracağını düşünüyor. Pazara giden fileyi dolduramıyor, kirayı ödeyince
maaşı tükeniyor, çocuğunu okula gönderirken beslenme koyamıyor. İşte gerçek
ekonomi budur. Eğer vatandaşın sofrası küçülüyorsa, siz istediğiniz kadar ‘büyüme’
deyin, o büyüme milletin hayatına yansımıyorsa bunun adı refah değil; yokluktur,
yoksulluktur.
“Enflasyonla mücadele tabelayla değil, mutfakta yapılır”
En düşük emekli maaşı da asgari ücret de açlık sınırının üstüne çıkarılmalıdır. Çünkü
bugün ocakta açıklanan enflasyon, aralıkta düşük tutulan artışların nasıl
buharlaştığını hepimize gösterdi. Vatandaşın zamları daha cebine girmeden eridi. Bu
nedenle iktidara çağrımız nettir. Enflasyonla mücadele; tabelayı değil, mutfağı baz
alarak yapılır. Gelir politikası; bankayı kollayarak değil, emekliyi, memuru, asgari
ücretliyi koruyarak yapılır. ‘Zam verdik’ demekle olmaz, zammın alım gücünü
enflasyona ezdirmeyecek gerçek bir refah düzenlemesi gerekir. Bugün TÜİK’in
söylediğiyle ENAG’ın söylediği arasındaki fark, aslında vatandaşın ‘benim
enflasyonum’ dediği şeydir. Aralıkta düşük, ocakta yüksek… Bu düzen, maaşın
değerini törpüleyen, borcu büyüten, icrayı artıran bir düzendir. Cumhuriyet Halk
Partisi olarak; emeği koruyan, emekliyi yaşatan, asgari ücreti açlık sınırının üstüne
çıkaran, vergide adaleti sağlayan, üretimi büyüten bir ekonomik düzeni kurmakta
kararlıyız.”
