DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 1 Mayıs'a ilişkin açıklama yaptı. DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu tarafından okunan açıklamada, "Eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma en temel haklarımız piyasalaştırılıyor; okullarda çocuklarımıza bir öğle yemeği bile çok görülüyor. Ürettiğimiz değerlerin bölüşümünde artan adaletsizliğe karşı halkın tepkileri ise 'siyasallaşmış yargı' ile bastırılıyor. Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler, kadınlar; itiraz eden kim varsa hapishanelere dolduruluyor. Yargı talimatla 'dağıtılıyor'; adalet yerini keyfiliğe bırakıyor. Sendikalaşma ve grev hakkı gasp ediliyor" denildi. Ayrıca "Bu düzende demokrasi yok; bu düzende muhalefete ve itiraza yer yok. Ne kadar ücretle, ne koşullarda çalışacağımıza; ne yiyeceğimize, ne içeceğimize, ne giyeceğimize, ne düşüneceğimize, neye inanacağımıza karar verme hakkını kendinde görenler, son olarak seçimlerde karşısına çıkacak adayları seçmeye kalkacak kadar pervasızlaşıyor" ifadelerine yer verildi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) 1 Mayıs 2026 ortak programını DİSK İstanbul Koordinasyon Merkezi’ndeki basın toplantısı ile duyuruldu. Basın toplantısına DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi Feramuz Aşkın, TTB önceki dönem Merkez Konseyi başkanlarından Dr. Raşit Tükel katıldı.
Ortak açıklamayı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. "Emeğin Hakkı İçin, Adalet İçin, Barış ve Demokrasi İçin 1 Mayıs'a! Birleşelim, Değiştirelim" başlıklı açıklamada, "Biz işçiler, kamu emekçileri, mühendisler, mimarlar, hekimler, emekliler, gençler, kadınlar; biz bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenler olarak yine tarihsel bir kavşakta 1 Mayıs’a yürüyoruz. İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde emeğimizin hakkı için; gelirde, vergide, ülkede adalet için; yurtta ve dünyada barış için; gerçek bir demokrasi için 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye ve bu düzeni değiştirmeye çağırıyoruz" denildi.
"Bu düzene itirazımız var!" ifadesiyle devam eden açıklamada itiraz gerekçeleri şöyle anlatıldı:
"Ücretlerimiz enflasyon karşısında her geçen gün eriyor, alım gücümüz hızla düşüyor"
"Çünkü biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz; ancak emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Ücretlerimiz enflasyon karşısında her geçen gün eriyor, alım gücümüz hızla düşüyor. Daha uzun saatler boyunca, daha düşük ücretlerle ve daha güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanıyoruz. Biz yoksullaşırken; bankalar, şirketler ve holdingler kâr rekorları kırmaya devam ediyor. Bu düzende vergide adalet yok; işçiler patronlarından fazla vergi veriyor. Devletin hazinesinin büyük bir bölümü, yoksul ile zenginin aynı oranda ödediği dolaylı vergilerle dolduruluyor. Bu düzende bizden alınan vergiler de bizim için harcanmıyor; kaynaklar halkın refahı için kullanılmıyor.
"Bu düzende emeklilere saygı yok, insanca yaşam hakkı yok"
Bu düzen, umudu kalmayan gençlere yurt dışına çıkmak dışında bir hayal bırakmıyor. Bu düzende yaşamın her alanında eşitsizlikle ve şiddetle karşı karşıya kalan kadınlar güvencesiz bırakılıyor. Bu düzende emeklilere saygı yok, insanca yaşam hakkı yok. Bu düzende doğa talan ediliyor, kentler rant uğruna yok ediliyor; deprem bölgelerindeki. zeytinliklerimiz, meralarımız dahi sermayeye peşkeş çekiliyor. Depremlerde on binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine yol açan rantçı politikalar olduğu gibi devam ediyor"
Bir avuç ayrıcalıklı kesimin çıkarlarının değil, halkın ihtiyaçlarının esas alınması durumunda; gelirde ve vergide adalet sağlandığında, ülkenin kaynaklarının herkesi insanca yaşatmaya yeteceğinin vurgulandığı açıklama şöyle devam etti:
"Yargı talimatla 'dağıtılıyor'; adalet yerini keyfiliğe bırakıyor"
"Biliyoruz ki, bizim ürettiğimiz ve bizden çalınan değerler; rantçılara, faizcilere, sermayeye ve savaş harcamalarına gidiyor. Eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma en temel haklarımız piyasalaştırılıyor; okullarda çocuklarımıza bir öğle yemeği bile çok görülüyor. Ürettiğimiz değerlerin bölüşümünde artan adaletsizliğe karşı halkın tepkileri ise 'siyasallaşmış yargı' ile bastırılıyor. Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler, kadınlar; itiraz eden kim varsa hapishanelere dolduruluyor. Yargı talimatla 'dağıtılıyor'; adalet yerini keyfiliğe bırakıyor. Sendikalaşma ve grev hakkı gasp ediliyor. 'Toplu Satış' sözleşmeleriyle kamu emekçileri ve emekliler yoksulluğa ve sefalete mahkum ediliyor. KHK’larla hukuksuzca ihraç edilen on binlerce kamu emekçisi, aradan geçen on yıla rağmen hala görevlerine iade edilmiyor.
Bu düzende demokrasi yok; bu düzende muhalefete ve itiraza yer yok. Ne kadar ücretle, ne koşullarda çalışacağımıza; ne yiyeceğimize, ne içeceğimize, ne giyeceğimize, ne düşüneceğimize, neye inanacağımıza karar verme hakkını kendinde görenler, son olarak seçimlerde karşısına çıkacak adayları seçmeye kalkacak kadar pervasızlaşıyor. Kimi seçeceğimizi bile belirlemeye kalkan bu düzen, yaşamımızın her alanına 'kayyum' atamaya kalkıyor.
"Barışı savunmaya, inşaa etmeye devam edeceğiz"
Bizlere hak, hukuk, adalet, demokrasi vadedemeyen düzen; yıllarca bizi bölerek, parçalayarak, ayrımcılıkları körükleyerek ayakta kaldı. Kürt sorununda demokrasiye, diyaloga, barışa dayalı çözüm yerine çatışmaya, ayrımcılığa ve şovenizme dayalı politikalar hayata geçirildi. Barış ve demokratik toplum çağrısı çerçevesinde yürütülen sürece rağmen iktidar bırakalım adım atmayı siyasal operasyonları tüm muhalefet çevrelerini de kapsayacak şekilde daha da artırdı. Günü geldi, laikliği hedef alarak inançlar üzerinden de bizleri bölmeye çalıştı. Bu nedenle barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Kapitalist sistem bugün dünya halklarına savaş, barbarlık, yoksulluk ve diktatörlük dayatıyor. Özellikle ABD emperyalizmi ve İsrail’in bölgemizde artan saldırganlığı; hukuk tanımaz bir devletin ne kadar tehlikeli bir suç örgütüne dönüşebileceğini gösteriyor ve tüm dünya halkları için tehlikeli bir model olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle; bizler sadece ülkemizde değil, dünyada da barışı savunmaya; emperyalist barbarlığa karşı halkların omuz omuza mücadelesini güçlendirmeye devam edeceğiz"
"Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır"
1 Mayıs 2026'ya ilişkin açıklama şöyle sona erdi:
"Tüm dünyada 1 Mayıs’lar, işçi sınıfının ve emekçi halkların barış talebinin yükseleceği alanlar olacak. Çünkü; bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir. Bu karanlık tabloya, ağır hak ihlallerine rağmen bu düzeni değiştirecek irade ve kararlığa, umuda sahibiz. Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim. Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır. Gücümüzün birliğimizden geldiğini Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında gösterelim. 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim: Birleşelim, Değiştirelim! Yaşasın 1 Mayıs! Biji 1 Gulan!"
Çerkezoğlu: Taksim Meydanı'nın 1 Mayıs Meydanı olduğu gerçeği hem tarihsel, hem sınıfsal hem de güncel olarak apaçık ortada duruyor
Çerkezoğlu, 1 Mayıs katlumalarının Ankara'da Tandoğan, İzmir'de Gündoğdu, Antalya ve Mersin'de Cumhuriyet meydanlarında olmak üzere çok sayıda kentte coşkuyla kutlanacağını belirttin. İstanbul'da ise kutlamanın Taksim'de yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorular üzerine de şunları söyledi:
"Biz 25 Mart'ta DİSK olarak başvurumuzu yaptık. İstanbul'da Taksim Meydanı'nın 1 Mayıs Meydanı olduğu gerçeği hem tarihsel hem sınıfsal hem de güncel olarak apaçık ortada duruyor. Bu konuda Taksim'in engellendiği dönemlere ilişkin sayısız yargı kararı var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi kararları... Taksim'de 1 Mayıs'ı yapmanın engellenmesinin bir hak ihlali olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararlarını da ilettik. 1 Mayıs Meydanı İstanbul'da Taksim Meydanı'dır ve biz bu meydanda, Taksim'de hemen yanı başındayız. Şu anda bu meydanın dünyanın en büyük 1 Mayıslarını yaptık geçtiğimiz yıllarda.
"Emeğimize, ekmeğimize ve memleketimize hep beraber sahip çıkacağız"
Bu yılda yine bu konudaki irademizi ortaya koyduk henüz İstanbul Valiliği'nden ya da İçişleri Bakanlığı'ndan Taksim talebimize ilişkin herhangi bir geri dönüş ya da açıklama olmadı ama özellikle geçen hafta vali bey ile yaptığımız görüşmede Taksim'de 1 Mayıs'ı yapabilmenin, Taksim yasağının, bu hukuksuz, akıl dışı aşılmasının Türkiye açısından, Türkiye'nin demokrasi geleceği açısından da son derece önemli olduğunu ifade ettik. Bu görüşmeleri şu an sürdürüyoruz ve şu an yani valilikten hem İçişleri Bakanlığı'ndan bu noktada bir yanıt bekliyoruz. Henüz olumlu, olumsuz bir yanıt verilmiş değil ama tekrar altını çiziyorum İstanbul'da da Türkiye'nin dört bir yanında da biraz önce saydığım meydanlarda en geniş en kitlesel biçimde 1 Mayıs'ları gerçekleştireceğiz çünkü bugün bu taleplerle mücadele etmek ve bu talepleri, bu mücadelemizi 1 Mayıs gibi işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele, dayanışma yönünden, yani bütün sınıf kardeşlerimizin tüm dünyada alanlarda meydanlarda olduğu ve bu ortak taleplerle alanlarda olduğu bir günde Türkiye işçi sınıfının da emekçilerin de hakkıdır. 1 Mayıs sonrasında da yine bu yakıcı gündemlerimizle ilgili bu mücadeleyi hep birlikte büyüteceğiz, emeğimize, ekmeğimize ve memleketimize hep beraber sahip çıkacağız"
