İzmir’de Emek ve Demokrasi Güçleri’nden “eşit ve özgür yaşam” çağrısı

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, tutukluluk süreleri, cezaevi koşulları, seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, temel hak ve özgürlüklere ilişkin İzmir Adliyesi'nde açıklama yaptı. İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, “Türkiye’de hukuk devleti ağır bir tahribat altında” dedi.

17 Eylül 2026 Perşembe 15:50
İzmir’de Emek ve Demokrasi Güçleri’nden “eşit ve özgür yaşam” çağrısı

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, “Demokratik bir ülkede özgür bir yaşam istiyoruz” sloganıyla İzmir Adliyesi C Blok kapısında açıklama yaptı. Açıklamaya DİSK Ege Bölge Temsilcisi Deniz Şahin Gümüştekin, YENİ Parti İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, sendika temsilcileri, meslek örgütleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de katıldı. Grup adına açıklamayı yapan İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, Türkiye’de hukuk devletinin ağır bir tahribat altında olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Anayasa’nın güvence altına aldığı kişi özgürlüğü ve güvenliği, adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı her geçen gün daha fazla aşındırılıyor. Tutuklama, istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılıyor, fiili bir cezalandırma aracına dönüştürülüyor. İzmir’de aylardır tutuklu bulunan belediye başkanları ve yurttaşların durumu bunun en somut örneklerinden biridir. Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay yaklaşık dört aydır, Buca Belediye Başkanı Görkem Duman ve Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin yaklaşık üç aydır tutukludur. Ümit Erkol yaklaşık beş aydır tutuklu olmasına rağmen hakkında hâlâ iddianame bulunmamaktadır. Şenol Aslanoğlu bir yılı aşkın süredir tutukludur ve daha önce tahliye edilmiş olmasına rağmen yeniden tutuklanmıştır. Tunç Soyer ise bir yılı aşkın tutukluluğun ardından hazırlanan iddianameyle yargılanmaktadır.

CEZAEVİ KOŞULLARI AĞIR

Üstelik soruşturma dosyalarındaki ‘örgütlü suç’ nitelemesi üzerinden iletişim ve görüş hakları da ağır biçimde sınırlandırılmaktadır. Tutukluların görüntülü görüşme hakkından mahrum bırakılması, haftada yalnızca bir kez ve 10 dakika telefon görüşmesine izin verilmesi, bu sürenin eş ve çocuklar arasında paylaştırılmasına dahi olanak tanınmaması; tutukluyu ailesinden ve sosyal çevresinden koparan ağır bir uygulamadır. Hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan bir insanın ailesiyle iletişim kurması, cezanın infazı gibi görülemez. Mesele cezaevi koşullarında da aynı şekilde ağırlaşmaktadır. Aliağa Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 14 kişilik koğuşlarda 18 kişinin tutulduğu, bazı birimlerde koğuş nüfusunun 28 kişiye ulaştığı ve insanların ‘nöbetleşe uyumak zorunda bırakıldığı’ aktarılmaktadır. Özellikle kadın koğuşlarında masa, sandalye, buzdolabı ve sıcak havalarda kullanılabilecek vantilatör gibi temel ihtiyaçların bulunmadığı; bazı tutukluların yemeklerini yatak üzerinde yemek zorunda kaldığı belirtilmektedir. Bunlar birer konfor talebi değildir. Bunlar insan onuruna uygun yaşam koşullarının asgari gerekleridir.

AİLEM GÜVENDE OPERASYONLARINA YÖNELİK AÇIKLAMA 

Baskının yöneldiği alan artık LGBTİ+’lar, hak savunucuları ve sivil toplum örgütleridir. Son dönemde LGBTİ+ örgütlerine, dernek yöneticilerine, hak savunucularına ve bu alanda çalışan kişilere yönelik operasyonlar gerçekleştirilmiş; ‘Ailem Güvende’ adı altında yürütülen soruşturmalar kapsamında çok sayıda kişi hakkında adli işlem yapılmış ve tutuklama kararları verilmiştir. Çocukların korunması ve her türlü suçun soruşturulması elbette devletin görevidir. Ancak LGBTİ+’ların varoluşu, hak mücadelesi, örgütlenmesi ve dayanışması suç değildir. Bir derneğin faaliyet yürütmesi, hak savunuculuğu yapması veya gazetecilik faaliyeti yürütmesi kriminalize edilemez. Bu derneklerin en yoğun kuruldukları dönem bu iktidarın olduğu dönemdedir. Geçmiş tarihlerde yapın araştırmanızı hangi dernekler ne zaman kuruldular? Buradan çok iyi görebilirsiniz. Bu kurulan derneklerin ne kadar yasal ve hukuksal olduklarını görebilirsiniz.

Yargı, iktidarın veya herhangi bir siyasi gücün aparatı değildir. Yargı, yurttaşın devlet karşısındaki güvencesidir. Bu güvence ortadan kalktığında hiç kimse kendisini güvende hissedemez. Mesele artık tek tek tutuklamaların veya tek tek kayyumların meselesi değildir. Mesele hukuksuzluğun normalleştirilmesidir. İstisnai olması gereken uygulamaların olağanlaştırılmasıdır. Tutuklamanın cezaya, soruşturmanın baskı aracına, kayyumun yönetim biçimine, cezaevinin ise toplumun giderek daha geniş kesimlerine yönelen bir tehdide dönüştürülmesidir. Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüştürülmesine itiraz ediyoruz. Bir ağacın gölgesinde huzur içinde oturmanın bile imkansız hale geldiği bu karanlık dönemin mağdurları, ezilenleri, yok sayılanlarının birleşerek mücadele etmesinden başka çare kalmamıştır. Toplumsal barış ancak emeğin, kadının, çocuğun, doğanın, hayvanın, tüm farklılıkların kardeşçe, refah içinde, huzurla bir arada yaşaması halinde mümkündür.  Bugün toplumsal barış ve huzur yok edilmek üzeredir. Çünkü açlıkla, yoksullukla, her an gözaltı ve cezaevi  tehdidi ile karşı karşıya yaşamak, adil, adaletli ve güvenli bir yaşam olmayacaktır. Artık yeter. Bu karanlık döneme dayanışma, bilinç ve mücadele ile son vereceğiz.”

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.