17 Nisan Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü'nde Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Çocuk Binası bir gelen Hekim Birliği Sendikası, Hemşireler ve Tüm Sağlık Profesyonelleri Sendikası, İstanbul Aile Hekimleri Derneği, İstanbul Tabip Odası (İTO)ve Birlik ve Dayanışma Sendikası, katılımın eylemde "Arttık yeter! Hastaneler savaş alanı değildir! Sağlık çalışanlarının önünde değildir!" denildi. İTO açıklamalarında "Sağlıkta şiddet, tek ilişkilerin öfkesine ya da 'iletişim sorunlarına' indirgenemez.
17 Nisan Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü'nde Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Çocuk Binası önünde bir araya gelen sağlık sanayi kurumlarının temsilcileri “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz, birlikteyiz, susmuyoruz” dedi. Hekim Birliği Sendikası, Hemşireler ve Tüm Sağlık Profesyonelleri Sendikası, İstanbul Aile Hekimleri Derneği, İstanbul Tabip Odası ve Birlik ve Dayanışma Sendikası'nın katıldığı eylemde sağlıkta solunum artarak devam ettiği ortaya çıkıyor, her 30 dakikada bir vakanın yaşandığı açıklandı.
Eylem sırasında yapılan ortak açıklamada "Bugün 17 Nisan, Sağlıkta Şiddet ile Mücadele Günü, meslektaşımız, kardeşimiz Dr. denildi. Sağlık mesleği değişikliklerinin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
"Hastaneler savaş alanı değildir!"
"Sağlıkta şiddet kader değildir! 17 Nisan 2012'de Dr. Ersin Arslan'ı yalnızca eli bıçaklı hasta yakını öldürdüdi, onu cezasızlık öldürüyor, sağlık çalışanını itibarsızlaştıran ateşli öldürücüler öldürüyor, yıllar boyunca biriken öfke, baskı ve bakımla gelinmiş öldürülmüş. Ve bugün aynı şekilde devam ediyorsa, bu sadece bir ihmâl değil, birtur. artık sadece! Hastaneler savaş alanıdır
!
"Sağlık çalışanlarına yönelen şiddete, insanlığa yönelmiştir"
Şiddet yalnızca hastane koridorlarında değil, savaş alanlarında da sağlık çalışanlarını hedef alıyor. Filistin'de, İran'da, dünyanın farklı coğrafyalarında; Kasten bombardıman altında kalan hastaneler, vurulan ambulanslar, hayatta kalan ya da hayat kurtaran, sağlık çalışanlarının hayatlarını kurtaran… Bizler bu görüntüleri onun günlük tanıklarını görebiliriz. Ve şunu açıkça söylüyoruz: Sağlık ekipleri hedef olamaz, hastaneler vurulamaz, ambulanslar engellenemez. Savaşın hiçbir türü kabul edilemez. Çünkü bizlerden yaşamdan yanayız, yaşatmak için varız. Bu nedenle buradan yalnızca çoğalamıyoruz, tüm dünyada sesleniyoruz: Sağlık çalışanına yönelen şiddete, deliliğe yöneldi. Bir acil serviste ister bir ameliyathanede ister bir savaş bölgesinde olsun… Bu isterse hiçbir gerekçesi yoktur. Ve biz bunu kabul etmiyoruz.
Buradan tekrar sürekli olarak dönerek söylüyoruz: Bizler; gecenin bir yarısında hasta olan, yoğun bakımda hayatla ölüm arasında nöbet tutan, acilde saniyelerle yarışan sağlık emekçileriyiz. Ama bugün geldiğimiz yer; Tehdit edilen biziz, hakarete uğrayan biziz, darp edilen biziz, öldürülen biziz. Ve biz artık korkmak istemiyoruz! Sağlıkta şiddet münferit değildir! Bu bir sistem sorunudur!"
"Etkin, caydırıcı ve uygulanabilir yasal düzenlemeler hayata geçirilmedi"
"Çaydırıcı olmayan kelimelerla, uygulanmayan düzenlemelerle, sıcaklıkta besleyen ve meşrulaştıran açıklamalarla sorunun çözülemediği vurgulandığı, resmiyete şu sözlerle seslenildi:
"Etkin, caydırıcı ve uygulanabilir yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
Sağlık kontrolünde güvenlik önlemleri gösterilmemelidir, gerçek ve sürdürülebilir olmalıdır.
Sağlık çalışanını hedef gösterme, değersizleştirici dil kullanılarak terk edilmelidir.
Bugün burada sadece bir uyarı yapmıyoruz. Aynı zamanda söz veriyoruz. Hemşireler, sağlık görevlileri, teknisyenler, hekimler, tüm sağlık emekçileri… Biz birlikteyiz. Aynı sistem içinde risk altındayız. Ve yerleri ki: Bu bölümü ancak birlik halinde durdurabiliriz. Birimize yönelen şiddet, hepimize yöneldi. Birimizin yalnızlığının, hepimizin yaygınlaşmasıdır. Susmayacağız, alışmayacağız, kabul etmeyeceğiz.
Çünkü biz yaşatmaya yemin ettik, ölmeye değil. Biz en doğal hakkımızı talep ediyoruz. İnsana yakışır şartlarda ve güvende olmak istiyoruz!
Mesleğimizi onurumuzla yapmak istiyoruz!"
"Sağlıktaki şiddet, sağlık sistemindeki farklılıkların faturasını hekimlerle birlikte karşı karşıya getirerek yönetmeye çalışan siyasal tercihlerin doğrudan sonuçları"
17 Nisan Odap Odası'ndan (İTO) yapılan ise "Sağlıkta şiddet, tek kişinin öfkesine ya da 'iletişim sorunlarına' indirgenemez. Sağlıkta şiddet, sağlık hizmetinin kamusal bir şekilde piyasaya sürülmeyen, hekimleri ve sağlık emekçilerini değersiz sistemi, haline getirme ve hekimliğini hekimlerle karşı karşıya getirerek çalışan kadınların tercihleriyle karşı karşıya kaldığı" den karşılığında hak ettiği İstanbul Tabip sağlık sistemi. İTO bilgilendirmesinde şu görüşler dile getirildi:
"Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itilmiş, birinci basamakta düzenlenmiş, kamu hastaneleri işletme mantığıyla yönetilen yapılara dönüştürülmüş..."
"Türk Tabipleri Birliği'nin 17 Nisan'ı 'Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü' ilan etmesi de, sağlıkta istikrar bireysel değil, sağlık sisteminin dayanıklıki dayanıklı bir sorun olarak görmesinin ifadesidir. Bu nedenle 17 Nisan, Dr. kamu hastaneleri işletme mantığıyla yönetilen yapılara dönüştürülmüş, şehir hastaneleriyle sağlık hizmeti şirketleşmenin yeni basamaklarına taşınmıştır.
Bu düzende ne hekimler ve sağlık emekçileri ne de ilaçları korunmaktadır. Hekimler ve sağlık çalışanları uzun çalışma saatleri, angarya, güvencesizlik, ağır iş yükü, düşük ücret, gönüllü bağımsızlığa bağlı müdahaleler ve idari baskılar altında çalıştırılmakta zorlanmaktadır. Hastalar ise erişilebilir, eşit ve ücretsiz bir sağlık hizmetine ulaşamamaktadır. Randevu bulamayan, bulamayan, da beş dakikaya, kimi zaman daha da kısa sürelere sıkıştırılmış bir muayeneye mahkûm edilen, koruyucu sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamayan insanların biriken öfkesi, gerçek sorumlulara değil, karşısında gördüğü hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelmektedir.
"Sağlıkta protokolün engellenmesi için adım adım atılmamakta"
Siyasi iktidar ise bu tabloyu değiştirmek yerine, yıllardır sağlık emekçilerini hedef gösteriyor, değersizleştiren ve toplumsal öfkenin önüne set çekmek yerine onu sağlık yönetiminin içine yığan bir tutum izlemektedir. Sağlıkta kesintiyi önlemek için adımlar atılmakta, sıcaklık üreten dayanıklı nedenler ortadan kaldırılmamakta, sağlık ortamındaki gerilim her geçen gün daha da büyümektedir.
İstanbul'da bu yıkım çok daha görünür ve yakıcı biçimde yaşanmaktadır. Kentte sağlık hizmetine başvuru yükünün büyümesi, kamu sağlık kurumlarının genel olarak, kişisel kullanımı ve çalışma düzeni bu yükü karşılayamaz hale gelmiştir. Acil servisler gerçek işlevinden uzaklaştırılmış, poliklinikler birer işlem hattına çevrilmiş, birinci basamak omzuna kaldırılamayan sorumluluklar yüklenerek yalnızlaştırılmış, hekimler ve sağlık çalışanları ise hem fiziksel hem de psikolojik olarak tükenme noktasına sürüklenmiştir. Bu şekilde bir sızıntının meydana gelmesi şaşırtıcı değil; kişisel sistemin beklenen sonuçları.
"Gerçek çözüm, kadının doğurduğu sağlık politikalarının terk edilmesidir"
İstanbul Tabip Odası olarak bir kez daha fazlasını çiziyoruz: Sağlıkta çözüm yalnızca cezaları artırmak değil. Elbette etkili ve caydırıcı yasal düzenlemeler gereklidir. Ancak gerçek çözüm, kadının doğurduğu sağlık politikalarının terk edilmesidir. Gerçek çözüm, piyasacı sağlık düzeninden vazgeçilmesidir. Gerçek çözüm, normal, eşit, düzenli, ücretsiz ve koruyucu sağlık hizmetini esas alan bir sağlık sisteminin kurulmasıdır.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının güvenliği olmadığı bir yerde halkın sağlık hakkı da güvence altında değildir. Sağlık emekçilerinin itibarsızlaştırıldığı, emeğinin değersizleştirildiği, sürekli baskı altında tutulduğu bir düzende bozulmayan sağlık hizmeti üretilemez. Sağlıkta şiddet kader değildir. Sağlıkta şiddet kaçınılmaz değildir. Sağlıkta şiddet önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur"
“Verilen sözler tutulmadı, somut ve kalıcı adımlar atılmadı”
Birlik ve Dayanışma Sendikası tarafından yapılan da sağlık çalışmalarının dağılımının etkili bir yasal düzenlemenin hayatta kaldığı vurgulandı. “Cezasızlık derecesi artırılıyor” uyarısı yapıldı. Son dönemdeki eğitim olaylarında yaşanan şiddetli şiddet olaylarına da dikkat eden Yönetim Kurulu Üyesi Melike Sigeze, sağlık ve eğitim alanlarında yaşanan olayların tesadüfi olmadığını belirterek, kurumsale acil önlemlerinde bulundu.
Melike Sigeze, sağlık çalışanlarının maruz kaldığı tehdit ve baskının her geçen gün arttığını belirterek, "Sağlık çalışanlarını aralıklarla, caydırıcı ve etkili bir 'sağlıkta şiddet yasası' mevcut hayatta geçirilmiş değil. Verilen sözler tutulmadı, somut ve kalıcı adımlar atılmadı" dedi. Son olarak yayımlanan aile hekimliği yönetmeliğini eleştiren Sigeze, özellikle beyaz kod uygulamalarına ilişkin düzenlemelerin sağlık çalışanlarını korumaktan uzak olduğunu ifade etti. Şiddet uygulayan kişinin başka bir aile sağlığını temizlemesi veya aynı merkezde başka bir hekime yönlendirilmesine yönelik yaklaşımın risklerini ortadan kaldırmadığını vurguladı.
“Sağlık görevlileri yaklaşık 30 dakikada bir şiddet vakasıyla karşı karşıya kalıyor”
Sağlık Bakanlığı'nın verilerinde beyaz kod vakalarının azaldığının ifade edildiğini hatırlatan Sigeze, sahadaki durumun farklı olduğuna dikkat çekti. "Bugün sağlık görevlilerinin yaklaşık 30 dakikalık bir şiddet vakasıyla karşı karşıya kaldıkları" diyen Sigeze, şiddet başarısızlıklarına yönelik cezasızlık algısının sorununu derinleştirdiğini söyledi. Ölüm tehdidi içeren başvurularda dahi “kovuşturmaya yer yoktur” kararlarının verilip verebildiğini belirten Sigeze, bu dayanıklılığı caydırmak yerine teşvik ettiğini dile getirdi.
