Okullar yarı yıl tatiline girerken Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) eğitimdeki tabloya ilişkin açıklama yaptı. "Hiçbir eğitim kademesinde okullaşma hedefi tutturulamıyor. İlköğretimde bile 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci oranı yüzde 13. Bu oran genel ortaöğretimde yüzde 27’ye çıkıyor. MEB 2024-2025 verileri ileen az 1,5 milyon çocuk okulda değil" denilen açıklamada özellikle kız çocuklarında okul terkinin arttığına işaret edildi. Açıklamada, "Kız çocuklarının okuldan kopuşunun hızlandığı il sayısı 7 ilden 11’e çıkmış durumda. Buna göre imam hatip öğrencilerinin yüzde 32’si, meslek liselerinde ise öğrencilerin yüzde 40,6’sı devamsız. Her yıl artan bir şekilde kitlesel okul terki yaşıyoruz." ifadelerine yer verildi.
Okullar yarı yıl tatiline girerken Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Kartal'daki merkezinde basın açıklaması yaptı. Öğrenci Veli Derneği Genel Başkan Yardımcısı Sibel Yılmaz Yurdakul tarafından okunan basın açıklamasında "İktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda piyasacı ve gerici uygulamaları ile eğitimde atılan her adım bir yıkıma dönüşüyor. Eğitimin devlete büyük masraf olduğu gerekçesiyle kamusal eğitim hakkı ortadan kaldırılırken eğitim alanında sermaye ve tarikat cemaat yapıları karar verici haline getiriliyor. İktidarın en politik metni olan bütçede bu durum daha açık görülüyor. Eğitime ayrılan bütçenin hem toplam bütçe içindeki payının hem de GSYH’ye oranı açısından uluslararası karşılaştırmalarda son derece düşük kaldığı biliniyor." denildi. Açıklamada şu tespitlere yer verildi:
"Bugün devlet okulları pek çok temel ihtiyacını velilerin omuzlarına yüklemiş durumdadır"
"Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi her yıl artıyor gibi gösterilse de artan enflasyon, derinleşen yoksulluk ve kamusal hizmetlerden çekilen devlet gerçeği karşısında bu bütçe fiilen erimektedir. Bugün devlet okulları temizlikten güvenliğe, kırtasiyeden bakım-onarıma kadar pek çok temel ihtiyacını velilerin omuzlarına yüklemiş durumdadır. Okullar, bağış adı altında zorunlu ödemelere mahkûm edilmekte; çocuklar eşitsiz koşullarda eğitim almakta, eğitim emekçileri düşük ücretlerle, farklı istihdam biçimleriyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkum edilmekte. Öte yandan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 'Öğretmenleri Eğitim Fakülteleri değil biz yetiştireceğiz' diyerek Ensar, İlim Yayma, Hayrat Vakfı, TÜRGEV gibi gerici yapıları ÇEDES üzerinden eğitime dahil ettiği yetmiyormuş gibi şimdi de Milli Eğitim Akademi’lerinde öğretmenlerin eğitiminden sorumlu kılıyor. Maarif Müfredatı’ndan Öğretmenlik Meslek Kanunu’na, Milli Eğitim Akademisi’nden MESEM’lere sermaye ve tarikat cemaat kıskacında okulla birlikte çocuk, öğrenci ve öğretmenlik yok ediliyor"
"Bir buçuk milyon çocuk okuldan koptu"
Eğitim harcamalarının katlanması, artan yoksulluk ve eğitimle kendine bir gelecek kuramayacağını düşünen milyonların okuldan koptuğunun vurgulandığı açıklamada, "Hiçbir eğitim kademesinde okullaşma hedefi tutturulamıyor. İlköğretimde bile 20 gün ve üzeri devamsızlık yapan öğrenci oranı yüzde 13. Bu oran genel ortaöğretimde yüzde 27’ye çıkıyor. MEB 2024-2025 verileri ile en az 1,5 milyon çocuk okulda değil" denildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Bu dönem de çocuklarımızın eğitim hakkında yaşatılan temel sorunlardan biri ulaşım, barınma ve artan yoksulluk oldu. Ağustos 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanan Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde değişiklik eğitimde tasarruf gerekçesiyle taşıma kapsamındaki öğrencilerin yaşadığı yerle taşıma merkezi arasındaki azami uzaklık 50 kilometreden 30 kilometreye düşürüldü, art arda 'tasarruf' kararları açıklandı. Son bir yıl içerisinde yoksulluğun artışı ve köy çocuklarının taşımalı eğitim hakkının da ellerinden alınmasının sonucu en az 300 bin çocuk okuldan koptu.
Ağustos 2024’te Taşıma Yoluyla Eğitime Erişim Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik sonucu her kademede öğrenci okuldan koptu. Buna göre yönetmelik değişikliği sonucu taşınan öğrenci sayısı ilkokulda yüzde 7,2 ortaokulda yüzde 8,8, lisede yüzde 28,6 oranında azaldı. Pansiyonlarda kalan öğrenci sayısı yüzde 7,9 azalarak 244 bin 666’ya düşerken yatılı bölge okullarının sayısı 254’ten 224’e düşerken buralarda eğitim gören öğrencilerin sayısı yüzde 18,7 azaldı.
"Kız çocuklarının okul terki artıyor"
MEB’in 2024-2025 verileri ile kız çocuklarında okul terkinin ve okul terki riskinin arttığı görülüyor. Kız çocuklarının okuldan kopuşunun hızlandığı il sayısı 7 ilden 11’e çıkmış durumda. Yoksulluk arttıkça yoksulsan ve kız çocuğuysan ilk kaybeden oluyorsun. MEB 2024-2025 örgün eğitim verilerine göre okuldan kopuşa devamsızlık da ilkokuldan itibaren her kademede artış gösterdi. Sürekli devamsızlık verileri de çocukların okulda olmadığını gösteriyor. O yüzden açıklanan okul terki sayıları da buzdağının görünmeyen yüzü. Özellikle ortaokul düzeyinde oran yüzde 14,8’den yüzde 23,7’ye çıkarak dikkati çekici bir artış gösterdi. Devamsızlık ilkokulda yüzde 13,2’ye, ortaokulda yüzde 23,7’ye yükselmiş durumda. Bu durum imam hatip okullarında ve meslek liselerinde de pek farksız değil. Buna göre imam hatip öğrencilerin yüzde 32’si, meslek liselerinde ise öğrencilerin yüzde 40,6’sı devamsız. Her yıl artan bir şekilde kitlesel okul terki yaşıyoruz.
"Yarım milyon çocuk MESEM'lerde çocuk işçi haleni getirildi"
Türkiye’de mesleki eğitim politikalarının merkezine yerleştirilen; kamuoyuna 'istihdamı artıran', 'okuldan kopuşu engelleyen' ve 'gençleri meslek sahibi yapan' bir model olarak sunulan MESEM’lerde sermayenin hizmetine sunulan çocuk işçilere ödenen ücret de kamu kasasından karşılanıyor. MESEM’li çocukların sayısı 2020’de 159 bin iken 5 yılda 3 kattan fazla artarak 546 bine dayandı. Haftanın 4 günü sanayide 1 gün okulda olacağı söylenen MESEM’lilerin çoğu okul günlerinde, hatta hafta sonu, gece yarılarına kadar çalıştırılıyor. 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, 12. sınıftaki kalfalara asgari ücretin en az yüzde 50’si kadar ücret ödeniyor. Yoksulluğa mahkum edilen veliler ise ne yazık ki buradan gelecek ücretlere muhtaç hale getirildi. Sonuçta İSİG verilerine göre , 2025 yılı içinde 17’si MESEM’lerde olmak üzere 94 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
"Çocuklarımız, eğitimlerinden sorumlu kişilerin şahsi işlerinde kullandıkları adeta birer köle yerine konuyor"
Bakan Yusuf Tekin, MESEM’lerdeki çocuk işçi sömürüsüne son verilmesi çağrısı yapanlara 'Çocuğun emeğini devlet güvencesine aldık' cevabını veriyor. Çocukların gece 22.00’ye kadar çalışabileceğini de ekliyor. MESEM’de can veren çocukların ismini bile anmayan Tekin’in başında olduğu MEB’in 2024 ve 2025 verilerine göre bile her yıl MESEM kapsamındaki iş yerlerinin yüzde 10’u işçi sağlığı ve güvenliği önlemini karşılamıyor. Bu veriler sene sonunda açıklanırken çocuklar aylarca bu güvensiz ortamlarda çalışmaya devam ediyor. Basına ve adli, idari makamlara da yansıdığı üzere çocuklar; denetimsiz koşullarda tacize, mobbinge uğruyor, patronların hatta çocuklarımızın eğitiminden sorumlu kişilerin şahsi işlerinde kullandıkları adeta birer köle yerine konuyor. Bu bağlamda çözülmesi gereken temel sorun, çocukların 'çalışmaması' değil; 'çalışmak zorunda' bırakılmalarıdır. Okula aç giden, beslenme ve barınma sorunları yaşayan, temel ihtiyaçları karşılanmayan çocuklar için eğitim hakkı, MESEM gibi yapılarla ikame edilemez"
"Okullarda ücretsiz yemek verilmeli"
Dünyada 112 ülkede 400 milyonu aşkın çocuğun okul yemeğine ulaşabildiğinin anımsatıldığı açıklamada konuyla ilgili şu görüşlere yer verildi:
"Angola’dan, Etiyopya’ya, Sri Lanka’dan Burkina Faso’ya, Almanya’dan, İsveç’e, Norveç’e, Polonya’ya, Burundi’ye uygulanan okul yemeği programı ülkemizde 'tasarruf', 'bütçeye yük' gerekçesiyle uygulanmıyor. Çocukların okul yemeğini tasarruf gerekçesi yapanlar aynı günlerde önce özel meslek lisesi sonra deprem bölgesindeki özel okul patronlarına halkın bütçesinden teşvik adıyla milyonlar aktardı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi 2014-2018 yılları arasında merkezi yönetim bütçesinin yüzde 12-13’üne denk geliyordu. Bu oran dahi korunmuş olsaydı MEB’in 2025 bütçesi 316 milyar TL daha fazla olabilirdi. Bu bütçeyle Türkiye’de ülkemizde örgün eğitimde olan tüm öğrencilere iki yıl boyunca ücretsiz ve sağlıklı öğle yemeği sağlanabilirdi. Son açıklanan eğitim bütçesi ile tercih yine çocuklardan değil sermayeden, şirketleşmiş tarikatlardan yana oldu. Halkın vergileri bir kez daha milyonlarca çocuğun okul yemeği hakkı için değil protokol, iş birlikleri adıyla bir avuç sermaye için kullanılacak"
"Okul öncesi eğitim tüm çocuklar için parasız ve zorunlu olsun"
Türkiye’de okul öncesi eğitimin parasız ve zorunlu eğitim kapsamında olmadığının da anımsatıldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
"2023 Eğitim Vizyonu’nda okul öncesi eğitimin 5 yaş için zorunlu hâle getirileceği belirtilmişti. 2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda 5 yaşta okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınmasının hedeflendiği açıklanmıştı ancak tek bir adım dahi atılmadı. Temel soru şu; okul öncesi eğitim neden zorunlu ve ücretsiz değil? Yoksulluk arttıkça okulöncesi eğitimdeki öğrenci sayısı da hızla düşüyor... Okul öncesi kurumların yüzde 41’ i örgün eğitim verilerine göre özel öğretim kurumları. Resmi okul öncesi kurumların ise yüzde 62’si MEB’e bağlı olmayan kurumlar. MEB dışı kurumlar ise Diyanet İşleri Başkanlığına Bağlı 4-6 Yaş Kursları, ASPB Bağlı Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri, Belediyelerce Açılan Çocuk Merkezleri, MEB Dışı Kamu/Özel Kurum ve Kuruluşlara Ait Anaokulları, Kreş ve Gündüz Bakımevleri.
Okul öncesi eğitim büyük oranda sermayeye, Diyanet’e ve tarikat yapılarına bırakılmış durumda. Okulöncesi çağındaki çocuklar okulöncesi eğitime ya parayla satın alarak ulaşıyor ya da yoksulluğun çaresizliğinin sonucu eğitimci niteliği taşımayan laik, nitelikli, akademik okul öncesi eğitim hakkının da ihlali çocuklara yaşatılarak Diyanet’e, tarikatlara mecbur bırakılıyor. Okul öncesi tüm çocukların kamusal eğitim hakkıdır ve MEB’in sorumluluğudur. Okul öncesi parasız ve zorunlu olmalıdır.
"Eğitimin tamamen kamusal bir hak olmaktan çıkarılması amaçlanıyor"
Son 24 yılda eğitimin bir hak olmaktan çıkarıldığı, yalnızca satın alınarak ulaşılabildiği onlarca adım atıldı. Şimdi ise eğitimde yaratılan bu yıkımın en büyük darbesine hazırlık yapılıyor. Eğitimin tamamen kamusal bir hak olmaktan çıkarılması amaçlanıyor. Parasız, zorunlu eğitim hakkı bir yurttaşlık hakkıdır. Tüm çocukların kamusal eğitim hakkıdır.
Dünya’nın her yerinde bilimsel bir gerçekliktir ki zorunlu eğitim süresi kısaldıkça çocuk yaşta işçilik, çocuk yaşta evlilik, çocukların istismara uğrama oranları artmaktadır. Ayrıca Dünya’nın her yerinde eğitim süresinin uzatılması ve kapsayıcı hale getirilmesi öncelikli hedefler arasında iken bizim ülkemizde hedeflenen eğitim süresinin kısaltılmasıdır.Ülkemiz OECD ülkeleri arasında her kademede eğitim düzeyi en düşük ülkedir. Türkiye; Kosta Rika, Meksika ve Şili’den sonra en yüksek oranda ilkokul mezunu olmayan nüfusa sahip ülkedir. Türkiye, eğitim düzeyi en fazla ilkokul olan yetişkinlerin oranının en yüksek olduğu ülkedir. Türkiye, Meksika ve Kosta Rika’dan sonra ortaöğretim mezunu dahi olmayan yetişkinlerin oranının en yüksek olduğu OECD ülkesidir. Üniversiteli oranında da durum farklı değildir. Türkiye’de yetişkinlerin yüzde 26,9’u yükseköğretim mezunu iken OECD ortalamasında ise bu oran yüzde 41,9’dur.
"Tarikat-şirket protokol ve iş birliklerine son"
Eğitim kamusal bir haktır. Hiçbir isim altında hiçbir sermaye grubuna veya tarikat yapısına devredilemez. Tarikat yapıları ve sermaye grupları ile yapılan protokol ve iş birlikleri kamusal eğitim hakkı ihlalidir. Tüm protokol ve iş birliklerine son verilmelidir. Eğitim çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğidir. Çocuklarımızın laik, kamusal eğitim hakkını kaybettiğimiz her gün geleceğimizi kaybediyoruz. Çocuklarımızın laik, kamusal eğitim hakkını kazanmak birlikte mücadele ile mümkün ve birlikte çocuklarımızın umutlarını, ülkemizin geleceğini kazanabiliriz.
