Bilim günlük hayatımızda her anımızı onunla yaşadığımız ama bireysel ihtiyaç hissetmediğimizde aklımıza gelmeyen bir alan. Bugünlerde yaşamsal bir öneme sahip olduğunu hep birlikte görüyoruz. Gözümüz, kulağımız bilim insanlarının yapacakları açıklamalarda, bulacakları aşılarda, alacakları önlemlerde.

Eğitimi, bilimi yerel ve milli olmakla sınırlandıran anlayışın da anlamsız olduğunu bir virüsle öğreniyoruz. Biz virüsleri öğretemedik ama bir virüs dünyaları öğretti. Yıllarca okullarda gördüğümüz pozitif bilimlere ait derslerin içeriklerinin “ aman bizim ne işimize yarayacak” “ günlük hayatta ne yapacağız bu bilgileri” dediğimiz bilgilere ihtiyaç duymaya başladık. Hatta geleneksel söylem olarak okullarda kurbağının bacağını anlatıyorlar diye küçümsediğimiz biyoloji dersinin, bugünlerde çok aşama kaydederek hepimize zorunlu hale geldiğini görebiliyoruz. Halbuki en temel temizlik süreçlerinin ( el yıkama, kişisel hijyen, öksürürken ağzını kapatma, hapşırırken elini kapatma vb) gözardı edilemeyecek derecede önem sahip davranışlar olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca kişisel hijyene dikkat edilmediğinde toplumsal sorunlara yol açacağımızı düşünmemekte tereddütler yaşayabiliyoruz. Bu düşüncesizlik basit ve telafi edilebilir olmaktan öteye, sonu ölümle bitecek bir eyleme de dönüşebiliyor. Sadece ülkemizde değil, dünyayı kasıp kavuran bu virüs salgınında diğer ülkelerde de görülebiliyor bu sorumsuzluk.

Bilim insanlarının ve sağlıkçıların alanlarına daha fazla girmeden eğitim sisteminin de bu dönemde sorgulanmasının tam zamanı diye düşünüyorum. Okullarda verilen sadece öğrenme değildir, temeli eğitimdir. Eğitimle öğretimin farkını ve birlikteliğini bu süreçte bir kez daha görmemiz gerekiyor. Eğitim bireyin davranışında istenilen yönde değişmeleri kendi yaşantısı yoluyla meydana getirmesidir. Bu süreçte kişinin kendi yaşantısı yoluyla davranışında meydana gelen değişimler ise öğrenme olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda, okullar bireye eğitimi ve öğretimi birlikte verirler. Türk Milli Eğitimin temel amaçları da bu doğrultuda düzenlenmiştir. Ancak dört duvar arasında verilen eğitimin okulun bahçesine çıktıktan sonra davranışa dönüşemediğini görmek sistemin sorgulanmasını gerektirmektedir. Örneğin: Yere tükürmek, önlemsiz hapşırmak, öküsürken ağzı kapatmamak kötü bir davranıştır. Okul ortamında bu davranış içselleştirilirken neden dışarıda insanlar yere tükürür? Toplumun büyük bir kısmı okullarda bu davranışları öğrenmesine rağmen neden her gün bunlara uyunuz diye uyarılar yapılır?

 Bilim tarihi boyunca bilime karşı duruşlar söz konusu olmuştur. Bugün Coronavirüs’e en çok maruz kalan ülke olan İtalya’da bundan 387 yıl önce Galileo Galilei, Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü söylemişti. Bu fikirleri kilise tarafından yanlış olarak kabul edildiği için ölümle yargılandı. Oysa dünya dönmeye devam ediyordu.

Tüm olumsuz ve karamsar süreçleri tek bir güç ile aşabiliriz: Yetiştirdiğimiz İnsangücü ile. İnsangücümüz ne kadar yetişmiş ise kriz ve kaos ortamlarından o denli çabuk sıyırılırız.

 İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, “Bu ülkede yaşanılmaz” denilen Almanya, eğer ekonomik mucize yaratabildiyse, Berhard döneminde,  savaştan sonra ülkeye dönen 15 bin dolayında teknik nitelikli, insangücüne borçludur.

Japonya atom bombası sonrası bunu bir daha yaşamamak için çalışan, üreten bir toplum olmuştur.

 1800’lerde Fransız düşünür, iktisatçı  Henry Saint SIMON şöyle diyor: “Fransa’nın  tüm tıbbi cihazları bir gecede tahrip edilirse aynı düzen altı ay içinde yeniden  kurulabilir. Ama doktorları bir anda ortadan kaybolmuş olursa bugünkü düzeye ancak yüz yıl sonra ulaşılabilir”.

Bundan yüz yıl kadar sonra yine Amerikalı iş adamı Henry FORD, “Fabrikalarımı ve makinelerimi tahrip edin, ama adamlarımı bana bırakın, en kısa zamanda eski servetime kavuşurum.” derken yetişmiş insangücüne vurgu yapıyorlardı.

Bizler de ulusların çok kez yaşadığı acı olaylar sonrası başardıklarını başaran bir toplumuz. Ancak bilimi ötelemek yerine öncelemenin şart olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Bilim olmadan üretemiyoruz, bilim olmadan yetiştiremiyoruz, bilim olmadan sosyal hayatımız bitiyor, bilim olmadan en temel haklarımızdan bile yararlanamıyoruz. Hatta bilim olmadan ibadetimizi bile kısıtlamak zorunda kalabiliyoruz. 

Son söz: “Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır” diyen büyük kurtarıcı ATATÜRK’ün izinden ayrılmamaktır bilim.

Şafak Akça Twitter İletişim; https://twitter.com/safakakca06

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.