CHP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl
Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Emre’nin açıklamasında öne çıkanlar
şöyle:
"Sayın Cumhurbaşkanı'nın şöyle bir söylemi olmuştu geçmişte; ‘İstanbul'u kazanan
Türkiye'yi kazanır’ diye. Biz İstanbul Belediyesi'ni ve İstanbul Belediyesi'yle birlikte
büyükşehir belediyelerini kazandığımız 2019 seçiminden itibaren bir kara
propagandayla karşı karşıya kaldık. Ve belediye başkanlarımızın hiç yapmadığı, hiç
olmadık söylemler, hizmetlerin engellenmesine yönelik her türlü iktidarı elinde
bulundurmanı verdiği güçle her türlü engellemeye giriştiler. Bu yeri geldi o il ve
ilçelere hizmetlerin engellenmesi yeri geldi, bizim yapacağımız hizmetlere ilişkin
sadece usulü olarak atılması gereken bir imzanın atılmaması yoluyla da gerçekleşti.
Ancak tüm bu kara propagandalar halk nezdinde bir işe yaramadı. Halk gerçekten
kimin hizmet etmek istediğini, kimin hizmet ettiğini, kimin iyi niyetli, kimin kötü niyetli
olduğunu çok güzel bir şekilde ayırdında olarak 2024 yılında Cumhuriyet Halk
Partisi'nin sahip olduğu belediye sayısını arttırdı. Daha önce almış olduğu yerlerdeki
memnuniyet oranının arttığını gördük. İşte tam bundan sonra Tayyip bey elindeki
imkanlarla Adalet ve Kalkınma Partisi'nin adeta bir siyasi uzantısı haline getirdiği
yargı kollarıyla partimize yönelik kumpaslara girişti. Ve bunu da önce aleni talimat
vererek ‘Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerini bir silkeleyin’ diyerek soruşturmalara
ilişkin ipucular vererek soruşturmaya ilişkin içeriği bildiğine ilişkin çok net ifadelerle
bu kumpasın arkasında olduğunu işaret etti. Ve peşine bizim belediye
başkanlarımıza haksız gözaltılar, tutuklamalar, belediye bürokratlarına yönelik
tutuklamalar, Sayın İmamoğlu başta olmak üzere çok sayıda belediye başkanımız
Silivri zindanlarına gönderildi.
Şimdi bugün ise hakikaten Türk yargı tarihinin ileride utançla anılacak
uygulamalarından birine şahitlik ediyoruz. Biz kendi arkadaşlarımıza güveniyoruz.
Siz eğer iddialarınıza güveniyorsanız buyurun TRT'den canlı yapın. 86 milyon
yurttaşın erişimine açın, vatandaşımız görsün kim haklı kim haksız. Buna ilişkin
gerek Milliyetçi Hareket Partisi gerek Adalet ve Kalkınma Partisi'nden ilk başta
olumlu açıklamalar yapıldı. 'Peki yapalım' dendi. Ancak bizim bu konudaki bir yasal
düzenleme yapılması yönündeki kanun teklifimiz Adalet ve Kalkınma Partisi ve
Milliyetçi Hareket Partisi oylarıyla reddetti. Çünkü ortada açıkça bir algı operasyonu
var, açıkça insanların zihnini bulandırmak için yapılan bir çalışma var. Dosyadaki
gerçeklerle yürüyen kara propaganda uyuşmuyor. Bugünkü düzenin adı ne
dediğimizde? Suçluysan Adalet ve Kalkınma Partisi'ne geç, kurtul. Masumsan
Cumhuriyet Halk Partisi'nde kal, cezaevine git. Şu an uygulanan tablo o kadar net.
Bakın davanın bir numarası olarak gösterilen kişi Aziz İhsan Aktaş, 700 yıl hapisle
yargılanıyor. Bu kişi içeride mi? Değil. Dışarıda, tutuklu değil. Ve bugünkü
duruşmanın başlangıcında gördük ki 10’dan fazla koruma verilmiş kendisine.
Hepimizin herkesin girdiği kapıların dışında özel VIP salonlardan içeriye alınıyor. Ve
bunun karşısında bu kişinin suçladığı insanlar 4 yıla kadar hapisle yargılanan
belediye başkanları tutuklu. İşte buradan kimse adalet beklemesin. Bakın Zeydan
Karalar, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı. Bu dosyayla direkt ilintili ilişkili
olduğuna yönelik hiçbir belirti, hiçbir delil, hiçbir emare dahi yok. Eğer kendisiyle ilgili
bir iddia var ise Seyhan Belediye başkanı olduğu dönemde, yetkili yer mahkemesi
Adana ama o da Silivri Cezaevi’nde tutuklu bir şekilde yargılanıyor. Burada tabii
hukuktan bahsedemeyiz, bu açıkça bir düşmanlıktır. Ve dosyaların gizliliği bir tarafa
25 basın mensubunun izlemesine karar verildi. Ve bu 25’in 5’i yabancı, 2’si yerli
basın mensubu ve bunların kimler olacağına da yine mahkeme karar veriyor. Eğer
siz iddianıza güveniyorsanız koyun kameraları, bırakın herkes gelsin, herkes izlesin.
Ve halkın hakemliğinde bu işin kararını direkt halk versin. Şimdi bizim Genel
Başkanımız sayın Özgür Özel'in ifade ettiği gibi dosyada en çok işi olanlar cezaevi
korkusuyla saf değiştirenler. Sistem çok açık; ya AK Parti'ye katılırsın ya Silivri’ye
atılırsın. Bu sistem bugün işliyor. AK Parti'ye katılanlar kurtuldu, dik duranlar bedel
ödemeye devam ediyor. Ve biz burada bir bireysel savunma içerisinde değiliz, bu
ülkenin adaletini savunuyoruz. Bu ülkenin geleceğini savunuyoruz. Eğer burada bir
samimiyet varsa buyurun arkadaşlar. Herkesin erişimine mahkeme salonları açılsın."
"Biz çocukları kullanıp siyaset yapmayız, biz hizmet üretiriz"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kreşte bir çocuğa şiddet uygulandığı
iddiasına ilişkin de konuşan Emre, CHP’nin belediyeler eliyle yurttaşların sorunlarını
çözmeye çalıştığını belirterek şöyle konuştu:
"Bizim önceliğimiz tabii hep söylüyoruz siyasi polemikler değil. Vatandaşın
mutfağındaki yangındır, yaşadığı sıkıntılardır. Bunları giderebilmek için elimizdeki
imkanlarla birlikte sosyal belediyecilik anlamında yapabileceğimiz her şeyi yapmaya
çalışıyoruz. Bir kara propaganda var sürekli, biz işimize bakmak istiyoruz. Bu ülkenin
birliğini, beraberliğini, kardeşliğini herkesten fazla istiyoruz. Yurttaşlarımızın refahını
istiyoruz. Ama durmak bilmeksizin bir saldırı kampanyasıyla karşı karşıyayız. Son
dönemde de şöyle bir iddiayla karşı karşıyayız. Biliyorsunuz bizden önce hiç
olmayan çocuk etkinlik merkezlerinin sayısı İstanbul Büyükşehir Belediyesi
bünyesinde kurulan 127. Altını çizelim bizden önce sıfırdı, şu an 127 tane çocuk
etkinlik merkezi var. Şimdi Eyüpsultan'da en son İstanbul Büyükşehir Belediye
Bünyesi'nde bir çocuk etkinlik merkezindeki bir konu üzerine çok çirkin bir siyasetin
uygulandığını görüyoruz. Önce şunun altını çizelim, 1 Aralık tarihinde oradaki dikkatli
bir eğitmenimiz bir evladımızın göğsündeki bir morluk üzerine onu soruyor, bunun
peşine düşüyor, araştırıyor. Çocuğun annesini arıyor, çocuğun annesi ‘ya
arkadaşlarla oyun oynarken düşmüştür’ diyor ama bu ifade dahil bütün olan biteni
tutanak altına alıyor. Yetkililerimiz hiç vakit kaybetmeden olayın soruşturulmasıyla
ilgili burada bu hizmet biriminde 35 kamera var. Kör nokta yok değerli arkadaşlar
bakın 35 kamera var ve her yer görülüyor. Kanunen 15 gün kayıt tutulma süresi var,
3 ay boyunca o kayıtlar tutuluyor. Ve buralardaki tüm araştırmalar bizzat bizim
tarafımızdan gerçekleştiriyor ama bundan iktidar çevreleri haber olunca manipülatif
bir şekilde haberler karalama kampanyası sanki olayın üstü örtülüyormuş gibi
haberler sanki kameralarda kör nokta varmış gibi işte değerlendirmeler ve ilk etapta
orada ilgili eğitmen herhangi bir şekilde kendisiyle ilgili gözaltı ve tutuklama yokken
işte basın çağrılıyor olay yeri inceleme ekipleri bir baskın görüntüsü ve peşine her
şey ortada olmasına rağmen o eğitmenin de olayda hiçbir rolü hiçbir eylemi olmadığı
görüntüler de görünmesine rağmen tutuklandığını görüyoruz. Şimdi burada amaç
çocuğun üstün yararı falan değil, burada amaç başından beri başarılı bulunan, halkta
takdir gören o eğitim merkezi ve oradaki pozitif durum. O nedenle bu böyle bir algı
operasyonu ortaya çıktı ve bugün de bakıyorsunuz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı
bas bas bağırarak, açıklamalar yaparak insanların zihnini bulandırmaya çalışıyor. Biz
çocukları kullanıp siyaset yapmayız, biz hizmet üretiriz."
"O masada ne işiniz var değerli arkadaşlar?"
Gazze’de süren İsrail saldırılarına değinen Emre, şu ifadeleri kullandı:
"İsrail'in bir genişlemeci politikası var, arkasında Trump var. Trump aynı zamanda
Erdoğan'ın da arkasında ve bu üçlünün bir arada Orta Doğu'ya ilişkin kararlar
aldığını uyguladığını görüyoruz. Burada halka yönelik konuşma yapıldığında
geçtiğimiz günlerde Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Sayın Ömer Çelik'in de
açıklaması oldu. Ne diyor? ‘Gazze bir emlak değildir, vatandır. Filistin'i Filistinler
yönetmektedir.’ Şimdi yönetmelidir, buraya kadar hepsi tamam değerli arkadaşlar.
Bu söze katılıyoruz. Peki arkasında Trump'ın o vatan toprağını bir gayrimenkul
olarak tarif etmesi, yeni Gazze projesinden bahsetmesi, ortada işte sözüm ona barış
kurulu diye bir kurul kurulması ki bu Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan bir kurul
değil. Bu esasında Trump konseyi. Amaç ne? Orayı bir turizm cenneti olacak. İşte
deniz kenarında yapılar yapılacak. Bir rant paylaşımı olacak. Peki siz burada kalıcı
koltuk arıyorsanız 1 milyar dolar para verip üye olabiliyorsunuz kalıcı olarak. Bir
abonelik sistemi var, parayı ver, koltuğu al. Şimdi bir tarafta içeride diyorsunuz ki
'Müslüman kardeşlerimiz katlediliyor, Gazze vatandır, Filistinliler karar vermelidir'.
Öte yandan da böylesine kurulan bir masaya ortak olabiliyorsunuz. O masada ne
işiniz var değerli arkadaşlar? Madem bir samimiyet var, işte al size samimiyet testi.
Özünde emlakçıyım diyen Trump var. Orayı paylaşmak isteyen bir Trump var.
Buradan bir kez daha iktidara uyarıyoruz. Siz eğer Gazze vatan diyorsanız o vatanın
geleceği Birleşmiş Milletler'in çatısı altında bir organizasyonla orada çeşitli
düzenlemeler yapılması lazım. Eğer gerçekten samimiyetseniz orada mağdur olan
insanların mağduriyetinin giderilmesi lazım. Siz eğer 'Filistin'i Filistinliler yönetmelidir'
diyorsanız Filistinlilerin masada olmadığı, değerli arkadaşlar Filistinliler masada yok.
Kıyı turizmi gökdelen ve yatırım fırsatı üzerinden Gazze'yi pazarlayan bir projede
sizin ne işiniz var? Eğer siz 'Gazze, Trump'ın dediği gibi emlak değil' diyorsanız
orada diyor ya ben özünde emlakçıyım. Ne zaman orayla ilişkin bir ilkeli ve tutarlı
tutum takınacaksınız? Orada bir sömürü düzeni var değerli arkadaşlar. Türkiye'nin
ihtiyacı olan barışı abonelikle satan otoriterler ligine eklemlenmek değildir. Birleşmiş
Milletler ilkeleriyle uyumlu, hesap verebilir, Filistin iradesini esas alan gerçekçi bir
diplomasi ihtiyacıdır."
"Bu garantili soygun düzenine muhakkak Cumhuriyeti Halk Partisi
olarak son vereceğiz"
Ülkenin kaynaklarının yurttaşlar için kullanılmadığını söyleyen Emre, kaynakların
emekliler ve işçiler için kullanılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir tercih var, burada garantili soygun düzeni var. Bakın bu alanda çok başarılı
çalışmalar yapan, inceleyen sayın Genel Başkan Yardımcımız Deniz Yavuzyılmaz'ın
paylaştığı tablolar var. Hepsi belgeli, ibretlik tablolar. Bakın Osmangazi Köprüsü,
şimdi Osmangazi Köprüsü'nde diyor ki hükümet, garanti edilen araç sayısı tuttu.
Düşünüyorsunuz diyorsunuz ki yani başarı demek ki ne garanti edilmiş? 14 milyon
600 bin araç. Geçen sayı ne? 20 milyon 732 bin. Normalde aklınıza ne geliyor bunu
söyleyince? Diyorsunuz ki hazinenin kasasından tek kuruş çıkmaması değil mi? Ama
öyle sözleşme yapılmış ki garanti geçiş tuttuğu halde biz yani hepimizin vergileriyle
505 milyon dolar daha yani 22 milyar TL daha ilgili şirkete para ödeyeceğiz. Niye?
Çünkü bir sözleşme yapmışlar. Sözleşme şöyle; efendim araç başına ücret 35 dolar
artı KDV. E peki ama diyor bu tutar Amerikan tüketici fiyatları endeksi oranında her
yıl artar güncellenir. Yani bugün için bu yıl için araç başı ücret 56,5 dolar. Yani 2 bin
430 lira. Geçen vatandaş ne kadar ödüyor? 995 lira. Aradaki fark ne kadar? Bin 435
lira. Bunu kim ödüyor? Bunu da biz ödüyoruz. Ya böyle bir sözleşme böyle bir
düşmanlık olur mu? İnsan kendi ülkesine, kendi yurttaşına, kendi maliyesine,
hazinesine böyle bir düşmanlık yapabilir mi? Kaldı ki o köprünün yapılan anlaşmalar
6 katından fazla maliyetiyle köprünün maliyetinin çıktığını gösteriyor. Şimdi garanti
edilen sayı tutmazsa paranın yüzde yüzünü ödüyoruz. Bir kez daha ifade edeyim.
Garanti tutmazsa yüzde yüzünü ödüyoruz. Garanti tuttuğu halde de yüzde 60’ını
ödüyoruz. Böyle bir sözleşmeyi değerli arkadaşlar dünyanın neresinde hangi iktidar
yapmıştır?
Şimdi aynı soygun düzeni nerede var? Şehir hastanelerinde var. Orada da duayen
gazeteci hanımefendi Çiğdem Toker'in çok güzel tahlilleri araştırması ve
kitaplaştırdığı yazıları da var. Yine delilleriyle ifade etmiş Çiğdem Hanım. Bakın
sadece 2025’te geçtiğimiz yıl itibarıyla bu senekini de söyleyeceğim. 18 şehir
hastanesi için 7 şirkete 111 milyar Türk lirası para verilmiş. Günlük 304 milyon, 18
tane hastane. Değerli arkadaşlar, bu paralarla neler yapılmış? Ve bunun 2018-2025
arası devlet bütçesinden şu ana kadar kira ve hizmet bedeli olarak ödenen para 13
milyar dolar. 18 hastane bakın. 13 milyar dolar şimdiye kadar. Peki buna ne
yapacağız? 10 yıl daha ödemeye devam edeceğiz. Kaynak yok diyorlar, soygun
düzeni kurarsanız kaynak yok dersiniz. Müteahhidi öncelerseniz kaynak yok dersiniz.
Ama milyonlarca emeklinin derdiyle derman olursanız bu ülkenin kalkınmasına omuz
vermiş, destek olmuş o pırıl pırıl emeklilerimizi düşünürseniz onların acılarıyla
ortaklaşırsanız işte kaynağın olduğunu görürsünüz. Para var, siz servet transferi
yapıyorsunuz. Bu garantili soygun düzenine muhakkak Cumhuriyeti Halk Partisi
olarak son vereceğiz. Anlattığımız karanlık tablo Türkiye'nin kaderi değil. Çözümü de
sadece süslü sözlerle değil bugün Cumhuriyeti Halk Partisi'nin parti programında
gerek parti programında gerekse de yönettiğimiz belediyelerdeki oradaki yönetim
anlayışıyla gösteriyoruz."
