CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, Aziz İhsan Aktaş'ın araç hediye ettiği Isparta Belediyesi'ne soruşturma açılmadığını belirterek, "Isparta Belediyesi'nden 10 tane ihale almış. Isparta Belediyesi'ne ilişkin bir soruşturma var mı? Yok. Belediye başkanı görevde mi? Görevde. Peki bizim belediye başkanımız görevde mi? Değil. Nerede? Cezaevinde. Peki siz bu durumda nasıl bir adil yargılamadan bahsedersiniz? Dolayısıyla buradaki VIP protokol duruşmanın ilk günü gördüklerimiz oradaki uygulamaya baktığımızda aslında peşinen ceza verildiğinin aslında henüz yargılama yapılmadan cezaların verildiğinin çok açık göstergesidir" dedi.

29 Ocak 2026 Perşembe 15:44
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi


KANTARIN TOPUZU KAÇMIŞTIR; DAVA SEÇMECEDİR, KEYFİDİR
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basın toplantısı
düzenledi. Emre, şunları kaydetti:
"Dün itibariyle partimize yönelik kumpas davalarından biri başladı ve devam ediyor.
Kamuoyunda Aziz İhsan Aktaş liderliğinde suç örgütü iddianamesi olarak bilinen
dava Marmara Cezaevi Yerleşkesi içerisinde bulunan büyük salonda başladı.
Yargılama başladı diyoruz ama başından bu ana kadar aslında büyük bir tiyatro
oyununun oynandığını ve bunun figüranları olduğunu ifade edebiliriz. Çünkü suç
örgütü lideri olarak konumlanan hakkında Cumhuriyet Savcılığı tarafından 704 yıl
hapis cezası istenen ilgili kişi adliyeye VIP salonlardan, VIP geçişlerden, hâkim
savcılarının geçtiği yerden koruma ordusuyla geliyor. Mahkeme salonuna orada
yargılanan belediye başkanlarımızın annesi, babası, eşi, çocuklarından sadece bir
kişi alınabilir diye kısıtlama geldiği ortamda salona o şekilde girebiliyor. Ayrı bir
kapıdan elini kolunu sallayarak tekrar çıkabiliyor. Ve bu kişi hakkında 704 yıl hapis
cezası isteniyor. Bizim belediye başkanlarımızın birçoğuyla ilgili istenen hapis
cezasının alt sınırı 4 yıl. Ve bunlar tutuklu. Yani hep ülkedeki ikili hukuk sisteminden,
gariplikten bahsediyoruz. Ancak şu anda bugün itibariyle 2’nci duruşması yapılan o
yargılama o tiyatroyla ilgili şunu söyleyebiliriz; Türk yargı tarihinde böyle bir örneğin
eşi benzeri görülmüş değildir. Bir kişiyle ilgili bir suç örgütü kurduğunu söylüyorsanız
ve onunla ilgili itham ediyorsanız Türk Ceza Kanunu açıktır. Lider olarak
gösterdiğiniz kişi o dosya kapsamındaki tüm suçlardan ayrıca müteselsilen
sorumludur. Dolayısıyla ‘ben suç işledim’ diyen kişinin serbest, ‘vallahi ben suç
işlemedim’ diyenin tutuklu olduğu başka bir dönemi hiçbir zaman görmedik. Ortada
bir yolsuzlukla mücadele yoktur, bir siyasi yargı operasyonu vardır. Ve kantarın
topuzu kaçmıştır. Dava seçmecedir, keyfidir. Dosya geniştir ve buradaki hedefin de
Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu ifade edelim."
"TAYYİP ERDOĞAN SANDIĞA KENDİSİNİN KAZANMASI KOŞULUYLA SAYGI
DUYUYOR"
Aziz İhsan Aktaş'ın şirketlerine verilen ihalelerin büyük bölümünün iktidar tarafından
verildiğini belirten Emre, savcılık tarafından 2014-2019 yıllarına işaret edildiğine

dikkati çekerken, bu döneme yönelik soruşturma olmamasına tepki göstererek, şöyle
konuştu:
"Hukukta şöyle bir ibare vardır; hayatın olağan akışına aykırılık. Yani bir kişi
düşünün. Bu kişi sürekli kriminal işler yapıyor, ihaleye fesat karıştırıyor, suç işliyor,
örgüt kuruyor, rüşvet veriyor. Ama söz konusu Adalet Kalkınma Partisi belediyeleri
ve kamu kuruşları olduğunda oradaki işini dört dörtlük yapıyor. Yani buna kimsenin
inanmasını bekleyemezsiniz. Biz hep diyoruz ki Türkiye'nin en temel sorunu ikili
hukuk sistemi. Şimdi çok çarpıcı bir örnek daha vermek istiyorum. Bizim belediye
başkanlarımızdan birinin tutuklanmasına gerekçe gösterilen suçlardan biri ne biliyor
musunuz? Efendim bu kişi ihale alma karşılığında Renault Clio marka araç hediye
etmiş. İddia bu. Ki bu iddia da seçim dönemiyle ilişkin. Peki aynı kişi Isparta
Belediyesi'ne A8 Long marka araç hediye etmiş. Ve o Isparta Belediyesi'nden 10
tane ihale almış. Peki şimdi buradan soralım. Isparta Belediyesi'nin ilişkin bir
soruşturma var mı? Yok. Açılan dava var mı? Yok. Belediye başkanı görevde mi?
Görevde. Peki bizim belediye başkanımız görevde mi? Değil. Nerede? Cezaevinde.
İddia ne? İddia da bu. Peki siz bu durumda nasıl bir adil yargılamadan
bahsedersiniz? Dolayısıyla buradaki VIP uygulama, VIP protokol duruşmanın ilk
günü gördüklerimiz oradaki uygulamaya baktığımızda aslında peşinen ceza
verildiğinin aslında henüz yargılama yapılmadan cezaların verildiğinin çok açık
göstergesidir. Burada bir delil standardı yoktur. Bakın kanunumuz der ki; ‘tek başına
tanık ifadesiyle kimseye mahkumiyet veremezsiniz.’ Görgüye dayalı tanıklık olması
lazım. Biz geçmişte yürüyen kamunun bildiği o 17-25 dahil bütün o soruşturmalarda
ne gördük? Kamera kaydı gördük. Fiziki takip tutanağı gördük. Görgüye dayalı
tanıklık gördük. Telefon tapesi gördük. Dinlemeler gördük. Bu dosyalarda böyle tek
bir örnek görebiliyor musunuz? Bir tane örnek var mıdır ki somut olarak para sayma
makinelerinin paraların ortada gezdiği ve suçun sübut hale geldiği bir örnek
gösterebiliyor musunuz? Bütün bunlar yok. Şimdi yargı bağımsızlığı çok uzunca bir
süredir Türkiye'de zedelenmiştir.
Tayyip Erdoğan sandığa kendisinin kazanması koşuluyla saygı duyuyor. Millet
iradesine ancak kendisinin ve partisinin kazanması koşuluyla saygı duyuyor. Ortada
millet iradesiyle yürüyen bir kavga, yürüyen bir mücadele vardır. Bunun evveli
2019’dur. 2019 yerel seçiminden sonra engellemeye, karalamaya, kara
propagandaya yönelik bir kampanya yürüdü. 2024’te bunun işe yaramadığı
görülünce bu sefer yargı eliyle yürüyen büyük bir kumpas var. Silivri’de büyük bir
salon var ancak küçük şeffaflık var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz dedik ki: ‘Bu
böyle yürümez ya erken seçim yapalım, halkın hakemliğine gidelim. El koyduğunuz
yerlerdeki seçimleri yenileyelim. Yok ona da hayır diyorsanız buyurun yargılamaları
açık canlı yayında yapalım 85 milyonun hakemliğine gidelim.’ Buna ilk başta tamam
dediler ancak 9 Mayıs tarihinde TBMM'de vermiş olduğumuz bu yöndeki kanun
değişikliği önergesini Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi
milletvekilleri oylarıyla reddedildi. Yani bu yönüyle baktığımızda MHP temsilcisinin de

‘keşke mevzuat uygun olsa da bunlar canlı yayında verilse’ söyleminin havada
kaldığını siyaseten boş olduğunu çünkü bizzat kendi oylarıyla bunu reddettiklerini
söylüyoruz. Şimdi biz iktidara, kamuoyuna soruyoruz. Birincisi; iddia edilen yapı
örgüt ise 2014-2019 dönemine ilişkin ihaleler neden soruşturma kapsamını
alınmamıştır? İkincisi; ihaleleri yüzde 77’si AKP'li belediye kaynaklıysa neden bir
yönetici hakkında bir soruşturma ve dava açılmamıştır?
Tutuklama tedbirinin istisnai ve ölçülülük prensipleriyle getirilen bir tedbir olduğu
ortadayken niye söz konusu olan Cumhuriyeti Halk Partili belediye başkanları
olurken bu istisnai uygulama esas uygulama haline getirilmektedir. Beşincisi de bu
kadar yüksek iddialar karşısında duruşmaların şeffaflığı kamu denetimi ve basın
erişimi konusunda neden bu kadar fazla kısıtlama getirilmiştir? Bizim talebimiz
açıktır. Biz yargılamadan da korkmuyoruz, hiçbir çekincemiz de yok. Canlı da olsun
diyoruz. Ama ve lakin seçilen belediye başkanlarını milli iradenin yerine gelmesi için
öncelikle tutuksuz yargılanmasını ve yargılamaların da şeffaf bir şekilde yürümesini
talep ediyoruz. Unutmayalım, zulüm ile abat olunmaz, hukuk da bir gün herkese
lazım olur."
Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarındaki artışa dikkati çeken Emre, bini aşkın çocuk
hakkında bu nedenle dava açıldığını belirterek, "Parlamenter sistemde Meclis
tarafından seçilen Cumhurbaşkanının günlük siyasi polemiklerden uzak tutulması
maksadıyla ayrı düzenleme getirilmiştir. Şimdi bizde şu an parlamenter sistem
kaldırılmıştır. Cumhurbaşkanı bazen Cumhur'un başıdır, bazen Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin başıdır. Bir siyasi partinin genel başkanıdır. Burada ayrı bir uygulama
olmaz. Kaldı ki kendisiyle ilgili en ufak eleştiriye Cumhuriyet Savcılıkları tarafından
soruşturma açılmaktadır. Sayıları sayı itibariyle baktığımızda bu sayı 200 bini
geçmiştir ve mahkumiyet sayısı da yaklaşık 20 binleri bulmaktadır. Ve bunların
içerisinde de son günlerde sürekli çocuk istismarı yapan bunların üzerinden bir siyasi
istismar yapan iktidar içerisinden ibretliktir. Bini aşkın çocuk vardır. Dolayısıyla böyle
bir tabloda öncelikle bu kanunun değişmesi gerekir" dedi.
"YASA DIŞI DEDİĞİNİZ MERKEZLE İLGİLİ 22 NİSAN 2025 TARİHLİ İÇİŞLERİ
BAKANI MÜFETTİŞİNİN RAPORU VAR"
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir kreşte bir çocuğa şiddet uygulandığı
iddiasına ilişkin konuşan Emre, "Medya kuruluşlarıyla birlikte topyekun yalan saldırı
ve iftira kampanyası başlamıştır" ifadelerini kullandı. İBB’nin CHP’ye geçmeden önce
kreş sayısının sıfır olduğunu 2019 seçimlerinden bu yana toplam 127 kreş açıldığını
belirten Emre, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün araştırmalar gösteriyor ki bizim bu hizmetimiz gerçekten ciddi karşılık
bulmaktadır. Buna karşı AK Parti Sözcüsü çıktı kameraların önünde dedi ki, ‘ortada
iki ayrı devleti andıran uygulama var. Sorun bundan kaynaklanmaktadır.’ İşte sanki

bu ülkedeki belediyeler başka devletin yapısıymış, uzantısıymış gibi konuşan bir
yaklaşım. Halbuki Anayasamız açıktır. Der ki idare merkezi yönetim ve yerel
yönetimiyle birlikte bir bütündür, ayrı tutulamaz. Şimdi burada devlet içinde devlet
kavramı, tabii zihinleri buraya gidiyor. Çünkü bu dönem içerisinde Cumhuriyet
tarihinde bir paralel devlet yapılanması devlet içerisinde yuvalanarak bir tarikatın
darbeye girişecek güce eriştiği bir dönemi gördük. Onun için paralel yapıyla birlikte
Türkiye'de bu ülkenin seçkin insanlarına, askerine, bu ülkenin rektörüne, bu ülkenin
aydınlarına kumpas kurdukları için geçmişte akıllar oraya gidiyor. Paralel devlet
yapılanması. Çünkü nasıl olduğunu iyi biliyorlar. Bilinç altında bu ibare var.
Bir defa yasa dışı dediğiniz merkezle ilgili 22 Nisan 2025 tarihli İçişleri Bakanı
müfettişinin raporu var. Diyor ki, ‘İBB tarafından açılan Yuvamızı İstanbul Merkezleri
Belediyelerin sosyal hizmet sunma yetkisi kapsamındadır ve hukuka uygundur.’
Daha 9 ay evvel İçişleri Bakanlığı'nın vermiş olduğu yazıya dahi o bilgiden dahi uzak
bir yönetim anlayışının olduğunu görüyoruz. İkinci iftira görüntüleri sakladılar,
denetimden kaçırdılar. Gerçek ise bakın biz bu kamera görüntülerini 4 farklı resmi
yazıyla emniyet bilimlerine teslim etmişiz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri
olarak. Oradaki arkadaşlarımız bunu ifade ediyor. Üçüncüsü de 15 gün saklanması
gereken kayıtları 3 ay saklamışız. Dolayısıyla ilk tutanağı tutan da bizim
arkadaşlarımızdır 2 Aralık tarihi itibariyle. Ben Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimiz
Sayın Nuri Aslan'ın dün söylediği sözü tekrarlıyorum. Madem bu kadar samimiler,
madem Aile Bakanı da bu konuda açıklama yapıyor, buyursun. Alsın İBB Başkan
Vekilini de yanına, buyursun bu merkezleri bir gezsinler. Örnek alsınlar, nasıl Türkiye
genelinde çocuklara bakılır? Nasıl annelere destek olunur? Nasıl annelerin çalışması
için teşvik edildi? Bunu bir görsünler.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.