Tanal, aynı baraj ve aynı su kaynağından belediyesi Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiminde
bulunan Aydın iline yüksek miktarda sulama suyu tahsisinin sürdürülmesini de dilekçesinde
açıkça ortaya koydu.
Tanal, başvurusunda bu uygulamanın kamu gücünün siyasi aidiyete göre farklılaştırılarak
kullanılması anlamına geldiğini belirtti.
Dilekçesinde, “Kamu gücünün siyasi görüş temelinde farklılaştırılarak kullanılması, açık bir
ayrımcılıktır” değerlendirmesine yer verdi, Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan
eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini vurguladı.
İdarenin tarafsızlık ve nesnellik yükümlülüğünün ortadan kaldırıldığını ifade eden Tanal,
Suya erişim hakkının yaşam hakkı, sağlık hakkı ve insan onuru ile doğrudan bağlantılı
olduğunu hatırlattı.
Tanal, Anayasa’nın 2. maddesini hatırlatarak Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu dile getirdi.
Anayasa’nın 10. maddesinin, siyasi düşünce dâhil hiçbir ayrım gözetilmeksizin eşitliği açıkça
güvence altına aldığını belirtti, devlet organlarının ve idarenin tüm işlemlerinde bu eşitliği
fiilen sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.
“İdarenin kamu gücünü siyasi tercihlere göre kullanması, hukuk devleti ilkesini ortadan
kaldırır”
Dilekçede suya erişimin idarenin takdirine bırakılmış sıradan bir kamu hizmeti olmadığını
vurgulayan Tanal, bu hakkın, insan onuruna yakışır bir yaşamın sürdürülebilmesi açısından
vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
İçme suyuna erişimin engellenmesinin doğrudan temel hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına
geldiğini belirtti.
Tanal dilekçesinde, “İçme suyuna erişimin engellenmesi, devletin pozitif yükümlülüklerinin
ihlalidir” değerlendirmesini yaptı.
Tanal, Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı MUSKİ tarafından Bodrum ve Milas ilçeleri
için içme ve kullanma suyu tahsisi talebinde bulunulduğunu aktardı.
Bu talebin artan yerleşik nüfus ve yaz aylarında olağanüstü biçimde artan geçici nüfus
nedeniyle yapıldığını ifade eden Tanal, Akköprü Barajı’ndan yıllık 50 milyon metreküp içme
suyu tahsisinin istendiğini, DSİ’nin bu yaşamsal talebi somut, bilimsel ve kamu yararına
dayalı bir gerekçe sunmadan reddettiğini belirtti.
Tanal, “‘Uygun değildir’ gibi soyut ifadelerle temel haklar sınırlandırılamaz” dedi.
Tanal, buna karşın aynı barajdan Aydın iline yıllık yaklaşık 220 milyon metreküp sulama
suyu tahsisinin sürdürüldüğünü belirtti.
Bu durumun kamuoyuna yansıyan bilgi ve belgelerle sabit olduğunu ifade etti.
İçme suyu gibi yaşamsal bir ihtiyacın reddedildiği bir tabloda sulama suyu tahsisinin
sürdürülmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
CHP’li Tanal, “Yaşamsal bir hak reddedilirken ikincil nitelikteki bir kullanımın devam
ettirilmesi, açık bir öncelik ihlalidir” dedi.
Aynı hukuki ve fiili durumda bulunan idareler arasında siyasi aidiyet temelinde farklılaştırma
yapıldığını dile getirdi.
Tanal, Anayasa’nın 17. maddesine de dikkat çekerek herkesin maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu hatırlattı.
İçme suyuna erişimin engellenmesinin bu hakkın özüne doğrudan müdahale niteliği taşıdığını
ifade etti.
Tanal, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı ile Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve
Kültürel Haklar Komitesi’nin 15 No’lu Genel Yorumu’na atıf yaptı.
Suya erişim hakkının yaşam hakkı ve insan onuru ile doğrudan bağlantılı temel bir hak
olduğunu vurguladı.
Bu hakkın siyasi veya idari saiklerle ayrımcı biçimde sınırlandırılamayacağını belirtti.
Tanal, içme ve kullanma suyu ihtiyacının sulama suyu gibi ikincil ihtiyaçların gerisinde
bırakılamayacağını söyledi.
İnsan yaşamı ve sağlık hakkı açısından mutlak öncelik taşıdığını dile getirdi.
Bodrum ve Milas’ın içme suyu talebinin reddedilmesini takdir yetkisinin keyfi kullanımı
olarak nitelendirdi.
“Bu tablo, idarenin anayasal sınırların dışına çıktığını göstermektedir”
Tanal, DSİ tarafından ileri sürülebilecek hidroelektrik santrali ihtiyaçları, özelleştirme süreci
veya diğer idari gerekçelerin kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Bu gerekçelerin milyonlarca yurttaşın içme suyuna erişimini engelleyecek üstün kamu yararı
sayılamayacağını vurguladı.
Kamu gücünün özel sektör menfaatleri lehine temel hakları bertaraf edecek şekilde
kullanılamayacağını söyledi.
Tanal, uygulamanın fiili sonucunun siyasi tercihi farklı olan yerel yönetimlerin ve yurttaşların
dolaylı biçimde cezalandırılması olduğunu belirtti.
Bu durumun devletin tarafsızlığına ve kamu idaresine duyulan güveni ağır biçimde
zedelediğini ifade etti.
Tanal, hukuki değerlendirmesinde Anayasa’nın 10. maddesi ile 6701 sayılı Türkiye İnsan
Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun 3. maddesine dikkat çekti.
Siyasi görüş temelinde ayrımcılığın açıkça yasaklandığını hatırlattı.
Suya erişimin engellenmesinin ağır bir insan hakları ihlali niteliği taşıdığını dile getirdi.
Tanal, sonuç ve talep bölümünde DSİ’nin bu uygulamasının siyasi görüş temelinde ayrımcılık
teşkil edip etmediğinin tespit edilmesini istedi.
Anayasa ve 6701 sayılı Kanun kapsamında ihlal bulunup bulunmadığının incelenmesini talep
etti.
İhlal tespiti hâlinde ilgili idare hakkında uyarı ve tavsiye kararı verilmesini istedi.
Benzer uygulamaların tekrarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin belirlenmesini talep etti.
Tanal sürecin takipçisi olduğunu vurguladı.
