Yazımın başlığını okuyunca “Nasıl yani” dediğinizi duyar gibiyim..
Hayır, yanlış anlamadınız..
Aynen böyle düşünüyorum..
Türban, kadını özgürleştirdi..!

“12 Eylül Darbesi” Türkiye’yi bu iktidara hazırlayan bir darbedir..
Darbelerin sonuçları en erken yirmi yıl sonra alınır..
Kurbağayı soğuk suya koyup..
Yavaş yavaş kaynatırlar..
Yandığını anlamaz..

Bir ülkenin yönünü anlamak için o ülkenin bütçesine bakmak gerekir..
Bir ülke kaynaklarını..
Bilime mi?
Sağlığa mı?
Eğitime mi?
Sanata mı?
Üretime, çiftçiye mi?
Çarklar dönsün, işsizlik olmasın diye..
Katma değeri yüksek ürünler üretsin diye fabrikalara mı?
Diyanete mi?
Hafriyata mı?
Betona mı?
Sıralayın alt alta sorularınızı..
12 Eylül sonrasına bakın..
Türkiye’nin bütçesinin Aslan payı diyanete gidiyorsa..
Türkiye’de kalkınmadan söz edilemez..
Bu notu bu tespitimizi bir kenara yazalım..
Bugün ülkemizin üniversitelerinden dünyanın sayılı üniversiteler arasına giren kalmadı..
Çocuklar işsiz..
İşi olan yoksulluk sınırının altında asgari ücrete mahkum..
Emekliye “yaşama öl artık” niyetine üç kuruş..
İşi olan da..
Olmayan da perişan..
Ekonomik krizİn en ağırını yaşıyoruz..
Üç beş kişi devletin kaynaklarına çökmüş..
Etrafında beslenenler dışındakiler perişan..
Bu perişanlığın en ağır bedelini de kadınlar ödüyor..
Mutfakta kaynamayan tencerenin hesabını erkek şiddeti kadından soruyor..
Çünkü bu ülkede kadın ikinci sınıf insan olmaktan öteye gidemedi..
Mücadele ediyor..
Ama yolu uzun ve zor..

Türkiye’yi karşı devrime hazırlama süreci yıllarca sürdü..
90’lara geldiğimizde kadınlar sahadaydı..
Atatürk’ün “Kadın Devrimi” tamamlanmamıştır..
Eşitlikten, eğitimden uzak..
Feodal baskıdan kurtulamadan..
Kadınlar sahaya sürüldü..
Önce üniversitelerde başladı..
Çok sayıda türbanlı öğrenci görüntüsü vermek için..
Anadolu’nun muhtaç ailelerinin kız çocuklarına burs verildi..
Seçilmiş kız/erkek çocuklar, yeteneklerine göre mesleklere yönlendirildi..
Sen hukuk..
Sen siyasal..
Sen mühendislik okuyacaksın gibi..
Bu bir FETÖ PROJESİYDİ..
Ve o gün hepsi, hep beraber aynı amaç için..
Hedefe birlikte yürüyorlardı..
Fikri Sağlar’ın “türbanlı hakime güvenmem” sözünün kaynağı..
Bu militan, yetiştirilmiş kadroları anlatıyor diye düşünüyorum..
Kurduğu cümleye katılmıyorum..
Ama anlıyorum..

Liseden sonra üniversiteyi bırakıp çalışma hayatına geçmek zorunda kalmış..
Evlilik ve çocukların büyüme sürecinde de dönememiş biri olarak..
Onsekiz yıl sonra..
90’lı yıllarda..
Sırf babamı mutlu etmek niyetiyle üniversiteye başladım..
Siyasete ısındığım yıllarda..
Aslında öğrencilerin ablası, annesi yaşında olmak müthiş bir deneyimdi..
İkinci yılında kapanan..
İç Anadolu’nun tutucu bir çevresinden gelen arkadaşım bu sürecin en net aynasıydı benim için..
“Başka çarem yoktu, bunu giyerek okul paramı alabiliyorum..
Yoksa okuldan alıp evlendireceklerdi” demişti..
Mahallenin ablası ona bu iyiliği(!) yapmış..
“Türbanı tak, tesettürü giy, paranı al” demişti..
Okul bitince “çıkaracağım” diyordu..
Çıkaramadı..!
Burada her türbanlıyı aynı kefeye koymuyorum elbette..
Samimi olarak takan da vardı..
Neden mi “türban, tesettür tarzı”?
Çünkü “kentli kadının kapanmasının tarzı buydu”
Köye dönünce böyle giyinmiyorlardı..
“Türban” ve “tesettür” bir moda, bir akımdı..
Marka firmalar oluştu..
İhracat yapıyorlar..
Büyük bir sermaye dönüyor bu sektörde..
Öyle kolay değil değiştirmek artık..

Peki “özgürleşme” bunun neresinde?
1994 yerel seçimlerinin en aktif saha çalışanları kimdi anımsayın..
Ben çok iyi anımsıyorum..
Ankara ve Istanbul’u kaybetmekle başlayan bu sürecin en aktifleri..
Türbanlı kızlardı..
Çoğunlukla üniversiteli idiler..
Gece geç saatlere kadar kapı kapı gezip oy istediler..
Özgürce..
O dönemde Ankara/Yenimahalle CHP İlçe Başkan Yardımcısıydım..
Bizim arkadaşlarımız sahada bu kadar rahat çalışamıyorlardı..
Babaları, kocaları, kardeşleri “hava karardığında evde ol” diyordu..
Her gün çalışmaya gelmesine izin vermeyenler vardı..
Düşük gelirli ailelerde dolmuş parası sorun oluyordu..
Oysa o zamanki adı “Refah Partisi” İçin çalışanların ekonomik ve zaman sorunları yoktu..
O seçim döneminde..
Oturduğum dubleksin iki katını kaplayan SHP bayrağına rağmen..
Gecenin 21:00 de kapımı çalan iki türbanlı üniversiteli kızımızla yaptığım sohbeti hiç unutmadım..
“Ailelerimiz seçim çalışmasına katılmamızı istiyorlar..
Bizi sorgulamıyorlar..
Maddi sorun yaşamıyoruz..
Biz bir davanın peşindeyiz”
Özeti buydu..
“Özgürlük” nedir?
Onlar özgürdüler(!)..
Seçimleri kazandılar..
İşleri oldu..
Zenginleştiler..
Dört çarpı dört jiplerle geziyorlar artık..
Türban kenar mahalleden çıkıp..
Merkeze yerleşmişti..
Başrol onlarındı artık..
Kadınlar bölünmüş..
“Türbanlı” ve “açık” kadınlar olarak karşı karşıya konmuştu..

(Devam edecek)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.